Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Aralık '12

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
312
 

Sorunuzu sorguluyor musunuz?

Sorunuzu sorguluyor musunuz?
 

Önce soruyu sorgulamak gerekir. Bütün sorular, cevabını manipüle eder. Ve ne yazık ki, manipüle etmeyecek bir soru hiç mümkün değildir. Soru cevabı manipüle öder, ama dahası da var. Dil soruyu manipüle eder. Dahası da var demek aklın bir sonucu olduğuna göre, bunun dahası nedir diye sormak hakkımız doğuyor.  Bunun dahası ise aslında cevaptır. Evet cevap dili manipüle eder, dil soruyu manipüle eder, soru da cevabı manipüle eder, aslında etmez cevap ile aynıdır.

İşte size bütün düşünce tarihinin döngüsü. Amma da attın ya da abarttın diyor bir iç ses, ama bunun böyle olmadığını söylemek hiçbir şeydir, ama öyle olduğunu söylemek yanlış bile olsa çok önemli bir şeydir.

Peki, cevap ile aynı olmayacak, ya da cevabı manipüle etmeyecek bir soru gerçekten hiç mümkün değil midir?

Pek sanmıyorum. Ancak önümüzde buna ters örnek çok açık olarak var. Hayat. Evet, hayat her şeye rağmen döngüsel değildir. Hayata dair hiçbir şey sabit durmuyor, sürekli değişiklik gösteriyor ve katmanlaşıyor. Bu aslında hayatta yenilik denen bir şey oluşunun kendisidir. Hayatta yenilik diye bir şey varsa, bir soru ya da bir söz, salt geçmişin tekrarından ibarettir, ya da onun aynısıdır denemez.

Evet bu çok açık bir olgu, ama yine de bir sorunun cevap ile aynı olmaması bana mümkün değilmiş gibi görünüyor. Bir sorunun cevabı manipüle ettiğini savunmak çok daha kolaydır. Ancak sorunun cevabı ile aynı olduğu savunmak çok zor görünüyor. Evet, sorunun cevabı manipüle ettiğini savunmak çok kolaydır. Diğerine savunmanın önünde ise açık bir örnek var, dedik, onuş aşmanın bir yolu olmalı.

Şöyle bir yol belki: Cevabın dili, dilin soruyu, sorunun da cevabı manipüle ettiğini söylerken, başka bir ifadeyle dediğim şudur: Bu  dünyada doğrudan ya da dolaylı olarak somut bir varlığı olmayan hiçbir şey akla gelemez. Örneğin ateşin olmadığı bir dünyada olsaydık ve ateş henüz bulunmamış olsaydı, bizim ateşin ne olduğuna ilişkin hiçbir fikrimiz olamazdı. Öyle bir varlığı kafamızda canlandıramazdık da. Size soruyorum, şu an bu dünyada hiçbir varlığı olmayan bir varlık tasarlayın bana, ama bu varlık öyle bir varlık olmalı ki, şu an bu dünyada bulunan hiçbir varlıkla dolaylı olsa dahi bir bağlantısı kurulmamalı. Çünkü kurulursa, yukarda dediğim gibi dolaylı olan yaratmasyonlar yapmak mümkündür. Kritik olan hiçbir deneyimi olmayan bir şeyi düşünmek, akla konu yapmak. Bu kesinlikle yapılamaz. Nitekim bilim ile felsefe ilişkisine bakılırsa, pek çok konuda, felsefi öğretilerin hep bilimden sonra ortaya çıktığı görülür. Felsefe ancak analitik abuk sabuklamalar yapar, evet analitik olarak, yani salt dilin mantığı üzerinde tutarlı sistemler kurabilirsin, ancak, dil dünyaya bol gelir ve dile gelenin dünyaya fit olmasını beklemek için hiçbir neden yok.  

Demek ki, bu dünyada sözkonusu olmayan hiçbir şey dile gelmez. Yani aslında soruya gelmez. Soruya gelen, dile gelendir, dile gelen bu dünyada olandır. O halde, dünyada olanı yeniden soru haline getirmek, soruyla cevabı bir araya getirmek oluyor.

Bana kalırsa, bu izah, soruyla cevabın aynı olduğuna ilişkin savı temellendirir.

Sorunun çözümü bence bu, ancak yine de konuyu devam ettirmenin bir gereği var.

Evet, cevap ile soru aynıdır, cevabı verilemeyecek bir soru kurmak mümkün değildir, ancak yine de cevapsız sorular sormak mümkündür.

Bu aslında, cevap ile soru arasındaki savunduğum ilişkinin yanlışlığından çıkmaz. Demin dediğim noktadan çıkar. O nokta, dilin, bu dünyadan çok daha geniş olmasıdır. Dile gelen ile dünyada olan belli ölçüde aynıdır, ama dilin imkanları dünyanın imkanlarını çok çok aşar, dilde, analitik olarak tutarlı olan dünyada olmak ya da tutarlı olmak zorunda değildir.

Siz örneğin şöyle bir soru sorabilirsiniz, “Daire kaç kenarlıdır?” Soru yanlış mı? Hayır, gayet güzel bir soru formunda bir cümle. Dil ile mümkün ama saçma. Evet, zekice, akıllıca, felsefi, derinlikli sorulmuş o kadar güzel sorular bulabiliriz ki, aslında hepsi aptalca ve saçmadır. Saçma sapan sorularla, yanlış düşünme mantığı diyelim, -aslında böyle bir çalışma yapılabilir- ile soru sorulur ama bu cevabı mümkün olmayan sorulardır. Bu sorulara cevap veremiyor olmak, “ancak ve ancak olabilir olanın düşünülebilir olan olduğu” savımızı asla etkilemez.

 Hayattaki değişimler ve katmanlaşmalar, yani düşünmeye yeni malzemeler gelmesinin, sorularla ilgisi yok, hayat kendiliğindenlik içinde, varoluşun sıçraması olarak cevaplar/yaşantılar/oluşlar yaratıyor, sorular ise bunlardan sonra geliyor mantıksal olarak. Yani yine, cevabı olmayan hiçbir soru mümkün değildir. Bu nedenle, cevap ile soru, soru doğru sorulmuşsa, aynı şeylerdir.

Bu kadar incik cincik fazla derseniz, kısaca;

sorular, cevapların, niteliğini, şeklini, biçimi belirler;

sorular üstü kapalı cevaplardır;

her soru, cevap sahibi olmak zorunda değildir;

düşünce mantığına, bilgi yanlışına dayalı sorular çok mümkündür;

bir sorunun cevabını düşünmeden önce, o sorunun ne tür bir soru olduğunu, neyi sorduğunu, neyi istediğini, neyi onaylatmak niyetinde olduğunu, aslında nasıl bir hayatı dikte ettiğini ve aslında dikte ederken nasıl bir gücü ya da iktidarı hakim kılmak istediğini mutlaka düşünmek gerekir. Bunları yapmıyorsanız, asla bir soruya cevap vermeyin, o ağzını yırtacak kadar açmış bir yılan kafası gibidir.

Bu savların teorisi ise yukarıdaki kısa çözümlemelerdir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 466
Toplam yorum
: 945
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 961
Kayıt tarihi
: 21.10.07
 
 

Ankara'da yaşıyorum. Çeşitli güncel konularda, zaman zaman "Neden olaya böyle bakılmıyor?" diye d..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster