Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Mayıs '08

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
3924
 

Sosyalizm ve 68’in anlamı

Sosyalizm ve 68’in anlamı
 

Nurhak'ta öldürülen Sinan Cemgil, Kadir Manga ve Alpaslan Özdoğan


Türkiye’de, 2.Dünya Savaşı ve Tek Partili dönemin sonuna kadar sol tandanslı bir gençlik hareketinden bahsetmek mümkün değil. Ta ki1950’li DP’li yılların sonuna kadar. 1950 seçimlerinde iktidara gelen DP hemen hemen herkesin umut ışığı durumundaydı. Yıllarca CHP’nin altı oku altında ezilen yığınlar bu harekete destek vererek iktidara taşıdılar. DP’nin makyajı çok çabuk eridi. Türkiye’yi küçük Amerika yapacağım sloganıyla insanları düşler dünyasına yollamaları, iktidarlarının bir kaç yıl daha fazla uzamasına olanak sağladı. Fakat toplumsal muhalefet anlamında ilk ciddi eylemler Adnan Menderes Hükümetinin son yıllarına denk düşer. Kızılay meydanında yapılan 555K şeklinde şifrelenen eylem Türkiye’de bir iktidarı bitirme noktasında önemlidir. İlk genç beden bu dönemde toprağa verildi: Turan Emeksiz. Fakat iktidarın yerini bu sefer tanklar alır ve 1961 askeri darbesi gerçekleşir.

Bu darbe dünyanın belki de en ilginç darbesidir. Çünkü bu askeri darbeden sonra Türkiye’de özgürlükçü bir ortam oluşmuş, ilk sosyalist örgütlenmeler ve partiler yasal olarak kurulmuştur. 1961 Anayasası; dünyada(anayasayı yapanların özelliğinden kaynaklı) örnek anayasalardan biri kabul edilmiş, ilk kez sendika, toplu sözleşme, grev hakları yasal güvence altında işçilere verilmiştir. Yine bu dönemin öznel ve nesnel koşulları çerçevesinde Marksist Klasikler Türkçe’ye çevrilmiş, böylece sosyalist teorinin geniş kitlelere ulaşılması sağlanılmıştır.

68 ve dünya

Dünyada 68’in anlamını bilmek için öncesine bakmak gerekiyor. 2.Dünya Savaşını bizzat yaşamış olan, bu savaşta arkadaşlarını, sevgililerini kaybeden bir kuşak ve bu yitik kuşağın çocukları, 1960 yılların sonuna geldiklerinde artık, dünyayı isteyecek yaşa gelecek kadar büyümüşlerdi. Önceleri burjuvazinin kokuşmuş değerlerinden kaçıp Nepal’e, Katmandu’ya giden çiçek çocukları, yavaş yavaş politikleşerek, adına 1968 ya da 68 kuşağı dediğimiz dönemi yarattı. Bir yandan Vietnam direnişi yükseliyordu, diğer yandan Küba Sosyalist bir devlet modelini benimsediğini duyuruyordu ve en önemlisi CHE’nin devrim düşleri, kendisi Bolivya’da öldürülmüş olsa bile Afrika ülkelerinin bağımsızlık mücadelelerine ilham oluyordu.

Yitik kuşağın çocukları; ilk olarak eğitim ve üniversite sorunu içinde tarih sahnesine çıktı. Çok köklü bir kültür hazinesine ve dünyanın büyük bir kısmını etkilemiş bir sisteme dayanmasına rağmen, 20. Yy’ın ikinci yarısının şartlarına uymayan, eskimiş bir eğitim sistemi çağdaş eğitim sisteminin yanında eski önemini kaybetmiş, gençlik de bu kokuşmuş eğitim sistemine başkaldırmıştı. Burjuvazi konumunu güçlendirmek için fazlaca bir yeniliğe gitmeyince, Fransa’da Daniel Cohn-Bendit, İngiltere de Tarık Ali önderliğinde Sorbonne ve Tralfalgar meydanlarında yapılan eylemlere sinema oyuncuları, müzisyenler, yazar ve aydınlar da destek verdiler. Eğitim sisteminin yanında Vietnam Savaşı da bu gençleri sokağa dökmede itici bir unsur olmuştu. ABD’de savaşa gitmek istemeyen gençler ve siyah haklarının mücadelesini yapanlar harekete geçti. Ayrıca eşcinseller, fahişeler ve kadınlarda sokağa dökülerek daha çok özgürlük talebinde bulundular. Bundan dolayı dünyadaki 68 kuşağı yenilikçidir ama devrimci bir hareket değildir.

Hareketin liderlerinden ve Miterand ölene kadar onun danışmanlığını yapan, sonrasında da AB parlamenteri olan D. Cohn-Bendit; bu akşam sokakta olup bitenler, gençliğin belli bir sosyeteye karşı olan hislerinin ifadesinin açığa vurulmasıdır” diyerek bu savı desteklemektedir.

Biraz da anarşist ve goşist bir harekettir. Bu anlamda da Marksist öğretinin uzağındadır. İşte: birlikte düşünmeye hayır, birlikte itmeye evet, kendinizi Sorbonne den kurtarınız(yakarak), devrimci düşünce yoktur devrimci hareket vardır gibi sloganlar bu kuşağın anarşist ve biraz da goşist ayağını göstermektedir. Fransa’da yer yer işçilerle buluşmasına ve ortak eylemler yapılmasına rağmen, bu böyledir. 1968 hareketini; Anarşizmin, Maoizmin, Costroizmin birbiri ile harmanlandığı, bunların sonucunda da nihilizmin açığa çıktığı bir sinerji olarak değerlendirmek mümkün. Yine de bu özelliklerine rağmen, Avrupa ve dünyanın birçok yerinde köklü değişikliklerin meydana gelmesini sağladılar

68 ve Türkiye

Avrupadaki bu dalgalanma Türkiye’de de etkisini gösterdi. Daha önce de belirttiğim gibi 1961 Anayasasının özgürlükçü ortamından faydalanan sol hareket partileşme sürecine girdi. TİP önemli bir misyonu yüklendi. TİP içerisinde örgütlenen gençler F.K.F’yi kurdular. Fakat FKF’nin TİP güdümüne girdiğini düşünen gençler; MDD ve Türkiye Devrimci Gençlik Federasyonu(DEV-GENÇ) olarak ikiye ayrıldılar. MDD hareketinde, Mihri Belli, Doğan Avcıoğlu, Doğu Perinçek, Şahin Alpay, Cengiz Çandar öncü rolündeydiler. Bunlara göre Türkiye’de Sosyalist bir devrim şu anın sorunu değil, çünkü sosyalist bir taban yok, bundan dolayı Milli bir demokratik devrim daha öncelikli. Sol askeri cunta bekleyenleri bu kanat oluşturuyordu. DEV-GENÇ ise bu görüşlere katılmıyordu. Dev-Genç görkemli bir kurultay yaparak başkanlığa Atilla Sarp’ı getirdi. 1968–1969 peridiyodunda gençler yaz tatillerinde evlerine gitmeyerek fabrikalarla diyalog kurup işçileri örgütleme yollarına gitti. Bu süreçte Hüseyin İnan Filistin Kamplarına giderek Silahlı Mücadelenin koşullarını araştırıyordu. Hüseyin İnan ve çevresinde bulunan arkadaşlar silahlı mücadelenin gerekliliğine inanarak THKO(Türkiye Halkın Kurtuluş Ordusu) nu kurdular. Bu süreç hepinizin bildiği gibi idamlara götüren sürecin başlangıcı oldu. THKO’nun kurucuları arasında Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan, Cihan Alptekin, Sinan Cemgil de vardı.

Bu arada Ertuğrul Kürkçü, Mahir Çayan, Hüseyin Cevahir farklı bir yapılanma içerisine girerek, THKO’nun kırdan devrime gitme yolu yerine kentten devrime ulaşma fikrinden THKP/C yi kurdular. Onlar da Deniz ve arkadaşlarını idamdan kurtarmak için kızıldere’de biten eylemle imha edildiler. THKP/C’nin en büyük başarısızlığı vuruşan fakat kaçamayan bir gerillacılığı oynamasıdır. Hatta daha sonraları bu eylemde tek kurtulan Ertuğrul Kürkçü; idamları durduramayacağımızı biliyorduk, ama onlar arkadaşlarımızdı, bir şeyler yapmamız gerektiğine inanıyorduk” diyerek eylemin ideolojik yönünden çok, duygusal bir saikle yapıldığını göstermektedir. Fakat bu duygusal saik, devrimci dayanışmanın ve yoldaşlığın ne kadar önemli olduğuna bir atıf da olarak algılanmalı.

1968 hareketinin karakteri üzerinde durduğumuzda şu sonuçları tespit edebiliriz.

1)Manifestosuz bir harekettir; belli bir programları yoktur. Kentten mi, kırdan mı devrime gidileceği konusunda netleşememişlerdir. Bu durum, iki ayrı yapılanmanın süreç içinde ortaya çıkmasına neden oldu.

2) Zamana yayılarak örgütlenme yerine, NATO’nun en önemli müttefiki olan Türkiye’de devrimin nesnel koşullarının oluştuğunu düşünmek gibi bir yanılgıya düştüler. Bunun nedeni daha Çok Küba Devriminden etkilenmeleri ve Küba ile Türkiye arasındaki toplumsal ve siyasal benzeşmemeyi doğru tahlil edememelerinden kaynaklıdır.

3) Bir öğrenci hareketi olmayı aşamadan, imha edildiler. İşçi sınıfı ile çok güçlü ilişkiler kurma şansları olmadı. 15–16 Haziran direnişi, Ege’de yapılan tütün mitingleri, Zap’a köprü, Varto depremzedeleri ile dayanışma yeterli ilişki ağını yaratamadı.

4)En önemli tartışma konusu, bu hareketin Kemalist düşünce sistematiğinin neresinde olduğuyla ilgilidir. Doğrudur, Kemalizm’e birçok vurgu vardır. Deniz savunmalarında Kemalizm’den örnekler vererek yaptıklarının 2. Kurtuluş savaşı olduğunu belirtir. İsmet İnönü’ye çekilen telgrafta Garp cephesi komutanı payesi verilir. Yapılan Sakarya’dan Samsun’a M. Kemal Yürüyüşüne DÖB(Devrimci Öğrenci Birliği) de katılır. DÖB’ün 1 numaralı kurucusu Deniz Gezmiş, 2 numaralı kurucusu Cihan Alptekin olduğunu söylersek ve DÖB’ün yürüyüşü gayet ciddiye aldığını, bu yürüyüşte Basılan 100 bin adet bildiride kemalizme övgüler dizildiğini not düşebiliriz. Ancak yine aynı dönemin öğrenci liderlerinden ve sonradan farklı bir oluşuma giden İbrahim Kaypakkaya’nın Kemalizm’e getirdiği doğru ve çarpıcı eleştiri ve saptamaları da belirtmek gerekiyor. Fakat süreci bir bütün ele aldığımızda, Kemalist nüveleri de içinde barından Denizler, zamanla Marksist-Leninist bir çizgiye doğru evrildiği de kuşku götürmez bir gerçek. Bunun en somut kanıtı, Denizlerin idam sehpasında Marksizm- Leninizm ve Türk-Kürt kardeşliğine olan sarsılmaz inançlarını haykırmalarından anlayabiliriz.

5)Bir yandan ulusların kendi kaderini tayin hakkı, öbür yandan tam bağımsız Türkiye sloganları hareketin çelişkili noktalarından biri olarak görülebilinir. Yani bir tarafı Lenin’e öbür tarafı M. Kemal’e dayalı bir fotoğrafın görüntüsünden bahsedebilir birileri. Oysa ki tam bağımsız Türkiye, antiemperyalist bir söylemdir, halkların kardeşliği vurgusu ise hala geçerli bir vurgudur ve Kemalizm bu sorunu çözememiştir. Bu kuşak, bu anlamda Kemalizmi aşma ve sosyalizme ulaşma hedefi taşımaktaydı.

Özetle; Marksizm bize, bir toplumun politik/kültürel hayatında böylesine devrimci ve kalıcı izleri ancak işçi sınıfının bırakabileceğini söyler. Dev-Genç’i meydana getiren unsurlardan hiç birinin bir toplumsal bütünlük olarak işçi sınıfıyla pratik ve doğrudan çok güçlü bir ilişkisi olmadı, olamadı. Bütün bu eksiklik, bu mücadelede yeri geldiğinde hayatlarını ortaya koyan bu gençliğin ideallerini yok saymak ise tarihe karşı ihanet olur. Unutulmamalı ki 68 hareketinin öncü liderlerinin birkaç istisna hariç hepsi üniversite öğrencilerinden oluşmaktaydı. 20’li yaşların başındaki bu gençlerin teorik karmaşalarının temel nedeni Marksist ve Sosyalist literatüre ait kuramsal kitaplarının azlığını da eklemek gerekir. Son nefeslerinde Kürt halkına yaptıkları samimi vurgu tarihe not düşme bakımından çok önemlidir.

Bir televizyon kanalında yayınlanan ‘Hatırla Sevgili’ dizisinin, bu devrimci gençliği Kemalist ve uslanabilecek çocuklar olarak göstermesi, idam sehpasında haykırdıkları: "yaşasın tam bağımsız Türkiye! Yaşasın Marksizm-Leninizm! Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği! Yaşasın işçiler, köylüler! Kahrolsun emperyalizm!" sözlerine sansür uygulaması bir yana, bu dizi ile bu kuşağın yiğit devrimcilerini az da olsa tanımaya başlayan yeni bir gençliği yaratması(hesaplarında yoktu muhakkak) hesapta olmayan bir artıdır. Dizinin öğrettikleri dışında, bu yeni gençliğe, Denizlerin, Hüseyinlerin, Mahirlerin, Sinanların, İboların, Cihanların sosyalist bir devrim için hayatlarını feda ettiklerini de öğretmek bize düşen tarihsel bir sorumluluk. Emperyalizm, nasıl ki Che’nin içini boşaltıp, posterden bir yakışıklı yaratma mücadelesi verdiyse, veriyorsa, Denizleri de aynı fanusun içine sokmaya çalışmalarını ve çabalarını boşa çıkarmalıyız. Çünkü onlar sosyalist bir devrime inanıyorlardı, Kürtlerle birlikte bunu başaracaklarını düşünüyorlardı. Onları anlamak, çok uzakta olmayan o bayrağı yeniden yükseltmekle olur.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yanısıra filmin tarafsızlığı belki taraf olanı rahatsız ediyor olabilir, oysaki filmde bir taraf var zaten. Sistemi yeren bir taraf var ve devrimcileri öven bir taraf var. Ben mücadelelerinin küçümsediğini değil tam tersine yüceltildiğini ve hepsinin kararlı, inançlı, araştıran, soran ve yanyana durabilecek yürekte cesur ve yiğit devrimciler olarak sunulduğunu, ve sistemin kendi katakullilerini kapatmak varlığını sürdürmek için onları harcadığını ve bunun da bu ülkeyi gerillettiğini anlattıklarını görüyorum. O dönemdeki ailelerde politika, siyaset konuşuluyormuş, şimdi bunlar var mı yok, geçmiş ile bugün arasındaki günlük yaşananlar açısından da kayda değer mesajlar verdiklerini de düşünüyorum. Ayrıca duygusallar bu yüzden izliyorum hem de kaçırmadan :) "Çemberimde Gül Oya " da bence oldukça iyi senaryolanmış bir dönem filmiydi. Konuşulamayanları konuşulur hale getiren bu türden filmleri izlemek iyidir. Geçmiş ile bugün arasında köprü kurmak babında

Aynur AKKAYA 
 12.05.2008 20:03
 

Merhaba Doğan, Çok değerli bir araştırma yazısı niteliğiyle tam kutlanacak bir yazı demek senin araştırmacı kimliğine haksızlık olur :) Ellerine sağlık ve Tebrikler. Ancak emin ol bu yazıdaki "fikir ayrılıkları " mevzuunda bile fikir ayrılığı yaşamış ve yaşayan bir çok insan vardır. Belki de devrimcilerin aşması gerekende buydu tanımlar üzerinde anlaşamayıp, ayrılacaklarına, tanımları derinleştirip, saptamalar yapmaktı. Filme gelince ; bu türden filmlerin; insanların yıllarca konuşmaktan korktukları durumları konuşulabilir hale getirebildikleri için anlamlı katkılar olarak görüyorum. Bırakalım bu türden filmler insanların araştırmaları için çıkış noktaları olsunlar ya da yaşayanlar için birkez daha gözden geçirme durumu yaratmış olsun. Ne kaybedilir ki , kaybedilenler zaten edilmemiş mi ? "Hatırla Sevgili " bence yine herkes kendisinin görebildiği kadarını algılıyor, ben filmi izliyorum ve diyaloglarını ve senaryosunu , örgüsünü insanı anlatıyor olması açısından değerli buluyoru

Aynur AKKAYA 
 12.05.2008 19:53
 

sizin yazınızdan o yorumu çıkarmadım. Allah a bin şüküre genellikle okuduklarımı anlayabiliyorum. Kendi şahsi fikrimi yazdım. Ben de severim ama, amerikan tarzı pazarlanmalarına, solcu olmak için onlara tapmanın (o derecede sever görünmenin diyeyim) gerekmesine karşıyım. İyi bir şeyler yapmak istedikleri ortada ama, neye göre kime göre?

karga 
 10.05.2008 19:19
 

Yazınızı övmek istiyorum. Çok güzel konulara değinilmiş. diğer yorumlarda da belirtildiği gibi 68 kuşağımız tüm dünyayla farklı. E o zaman tv yok tabi. Bir yourmumda Deniz Gezmiş için che guevera benzetmesi yapmıştım. Tam da sizin dediğiniz poster ayarına indirildiği için. Bu sene herkes Denizci oldu. Geçen bir iki senedir de paltoları çok satıyor. Bizim de che guvera mız var artık. Benim şahsi kanaatim çocukça bir şeydi onların yaptıkları. Şark kafasıyla düşünülmeden yapılan temeli olmayan bir şeyler. Ne olduğu belli değil. Kendileri bile bilmiyor ki, birbirinden farklı düşünen kaç tane oluşum çıkmış ortaya.

karga 
 09.05.2008 16:03
Cevap :
dediğimi tam anlamamışsınız diye düşünüyorum. eksik noktaları söylemem, onları küçümsemem çocukça bulmam gibi bir algılayışa neden olmasın kesinlikle. 20 yaşlarında devrime, toplumsal dönüşüme inanmak önemlidir. che'de 30 yaşında devrim komutanıydı. yazım yanlış anlaşılırsa üzülürüm. o yiğitlere sonsuz saygım var...  09.05.2008 23:42
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 67
Toplam yorum
: 533
Toplam mesaj
: 128
Ort. okunma sayısı
: 1633
Kayıt tarihi
: 11.08.07
 
 

Adıyaman'da doğdu. ilk ve ortaöğrenimimi yatılı bölge okullarında okudu. İzmir 9 Eylül İktisat Fa..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster