Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Mart '18

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
5159
 

Sosyolojide Patronaj İlişkisi

Sosyolojide Patronaj İlişkisi
 

Patronaj üyeleri


İşimizi “hemen” halleden memura “abi” deriz, gittiğimiz her yerde bizi koruyup kollayacak bir “hami” ararız, okul yatakhanelerinde ya da işimizi halletmeye beş dakikalığına girdiğimiz devlet dairesinde ve bulduğumuz hamiye aslında hiç gerek yokken çay ısmarlamaya kalkarız. Bu davranışlar “itaat karşılığı koruma” şeklinde tanımlanabilir ve buna patronaj kavramı denir ki, siyaset sosyolojisinde iktidar ilişkilerinin tanımlanması açısından sıkça kullanılır. Kavrama göre, kişi bir diğerine ne kadar çok itaat ederse, o kişi onu o kadar çok korur; ya da bir kişi birini ne kadar çok korur ve kollarsa o kişi diğerine o kadar itaat eder.

Türkiye’nin 1950’lerden sonraki kaderini, üst düzey iş ve sanat ilişkileri çizmedi, düzeni köylülerin şehirlileşmesi, şehir içerisindeki yeni iş örgütleri ve yaşam tarzları oluşturdu. Köylülüğün, hatta esnaf zanaatkârlığın yenileşme öncesi en esaslı insan ilişkisi karakteristiği yüz yüze kişisel ilişkilere girmek ve bu kişisel ilişkilerde bir himaye düzeni oluşturulmasıdır. Bu düzen, sosyolojide kısaca “patronaj ilişkisi”dir. Birisi verirken diğeri alır, himayeci, himaye ettiği kişiden bazı hizmetler bekler ve onu korur. Bu ilişki kırsal bölge insanının çok iyi bildiği bir ilişkidir. Kırlılar, şehre geldikleri zaman kendisini hemen himaye edecek bir ilişki sağlayarak bir yaşam stratejisi oluşturur. Bu stratejinin ilk adımı aile içi yardımlaşmadır. İkincisi ise hepimizin çok iyi bildiği hemşerilik yardımlaşması adı altında kurulan patronaj sistemdir. Eğer aynı yöreden iseniz ağam, hemşerim, abim bana yardım eder misin dediğinde, ya da bizim Sivaslıların, Rizelilerin oturduğu yerde bakkal Mehmet efendi Belediye ile ilişkilerini düzenliyorsa gerçek bir himaye sistemi oluşmaya başlamıştır.

İkinci ayağı ise siyasi patronaj sistemidir. Peki nedir bu? Her siyasi partinin içindeki kişiler kendisine oy vermesini düşündükleri grupların en alt örgütlerine kadar giden bir düzen içerisinde, “siz bize oy verirseniz biz de size bir şeyler yaparız mantığı” ile özetlenebilecek bir sistemdir. Türkiye’nin modernleşemeyen en önemli yönüdür. Kişisel bir yatırım meselesinden bir arsa alımına, ailemize bir yer edinmeden, çevremizi düzenlemeye kadar her şey partideki tanıdık aracılığı ile yapılır. Dolayısı ile yerel ve merkezi siyasetçiler memleket meseleleri yerine tipik bir iş takipçisi formuna evrilirler. Hatta devlet ve özel çalışma alanlarının tamamına kendi partililerinin yerleştirilmesi “doğal” karşılanır olur. Bu himaye sitemi nereye kadar gitti? Bütün KİT’ler üretim için gerekli olan istihdamın onlarca mislisine kadar şişirilinceye kadar ve bütün devlet teşkilatının kaldırabileceğinden beş mislisine kadar. Sonra ne oldu? Partiler tıkandı, parlamento işlerini göremez hale geldi, günlük yaşam döngüsü işleyemez oldu. Bu süreçte çok ilginç bir tarzda siyasete o zamana kadar yaklaşık doksan yıldır karışmamış olan bazı dinsel liderler ortaya çıkarak (dış güçlerin desteği ile), onların çevresinde belirli bir mali güçle yeni bir patronaj himaye sistemi yaratıldı. Siyasi parti patronajı tıkandıktan sonra ortaya çıkan tarikat, ya da dini topluluklar diyeceğimiz patronaj sitemi her yönü ile mali gücü de olduğu için köyden gelen şehirde uyum stratejisi arayan insanlara yanıt verdi. Ev, iş, eş sahibi olmak, küçük ve büyük işlerde işe alınmak artı kızını evlendirmek, oğlunu okula göndermek, şehir dışında yurtta kalmak…

Hep eğitim diyoruz ya eğitimin türü ve niteliği? Dini patronaj sistemi, dine ve ezbere dayalı bir eğitim sistemi ile yenidünyada bir yere varılamadığının farkına vararak modern bilim öğretimine de yöneldi.

Nasıl hemşerilik ve aile patronaj sistemi artık yetmez hale geldiyse ve nasıl siyasi parti himayesi patronajı, tıkandıysa, ekonomiyi bile tıkadıysa, dinsel grupların, tarikatların patronajı da tıkandı ve tıkanma noktasına geldi.

Ülkemiz 21. Yüzyılda artık patronaj sistemlerini mutlaka terk etmeli, rekabetçi sistem veya uzmanlaşmış bilgi sahibi kişilerin kendi aralarında rekabetleri ile bu rekabet siteminde oluşmuş iş çevrelerinin kendi açılımları ile yerleştikleri bir yaşam düzenini getirmeleri gerekmektedir. Tüm himaye sistemleri her türlü kültürel farklılaşmayı, uzmanlaşmayı ve zenginleşmeyi de önlemektedir. Patronaj sisteminin hangisi olursa olsun, büyük şehirlerde büyük ayrılıklar ve karmaşalar yaratmaktadır. Bu yapı bazen etnik, bazen dinsel, bazen yöre kökenli ayrılıklara neden olmakta ve kurtarılmış kanton bölgelere dönüşmektedir.

Türkiye’nin en büyük eksikliklerinden biri seksen milyonluk nüfusunun yeni şehirleşme düzeni içerisindeki uyumunu himaye sistemlerine ipotek etmiş olmasıdır. 21. Yüzyılda rey verene hizmet verileceği söylemi doğrultusunda devam eden patronaj sosyolojik yapıları, tarafgir, bağnaz eğitim sistemleri ile Ülkelerin rotası neta oluşturulamaz.

Toplumlar çelikten bir duvar gibi dimdik ayakta duracaksa patronaj sistemleri kumdan bir kale gibi yıkılmalıdır.

Nizamettin BİBER

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Dini kesimde demişsiniz ama her kesimde var bu.Memurlar bankadan Key parası alıyorduk.Memurlar için ayrı bir masa kurulmuştu.Gidip hemen alıyorlardı. Vatandaş ise sıcağın alnında banka önünde saatlerce kuyruk bekliyorlardı.Koca dairede bir tek ben bu şekilde key parası almayı reddettim. Gidip kuyruğa girdim, 5 dakikada alacağım paramı 2,5 saatte aldım.Bu dediğiniz konuya Türkiye'nin %95'i uymaz.Burada yazı yazarak düşünce satan çoğu yazar da uymaz.Türkiye'de anlattığınız özelliğe uygun nüfus sadece %5'tir.Onun için bu ülke asla bir yere gelemez.Bizim insanlarımızda arıza var.Afrin'de şehit olur ama dürüstlük için kuyruğa girmez.Hayatım boyunca hiçbir işim için tanıdık aramadım.Teklif edildi hakaret saydım.Fransız Andre Jid "Tanrım beni hak etmediğim bir mutluluktan koru"

Kerim Korkut 
 19.05.2018 23:03
Cevap :
Salt dini kesimde değil Kerim bey, toplumsal olarak bu kavramın ilişkilerini yazımda deşifre ettim, bireysel ahlakınız takdire şayan, toplumsal açmazlarımızın temel nedenlerinden biri de hukukun, yazılı metinlerin ve normların yerine bu tür ilişkilerin varlığının devam ediyor olmasıdır. Teşekkür ederim, kolay gelsin.  20.05.2018 12:48
 

Bu ilişkiler yumağı,ülkemizin başının belası olmuştur ve olmaya da devam edecektir.Bu kısır döngü,içinde menfaat barındırdığı için,en cahilinden en okumuş dediğimiz kesime kadar kabul görmüştür.Bu çarka çomak sokanlar da en kötü şekilde cezalandırılırlar.Ben hekim olarak bunu çok çektim.Üstlerime baskı yaptırarak rapor istemeler(görmeyen adama ehliyet sağlam raporu,bir imza nolcek de mi?), olmayacak ilaçları yazdırmaya kalkmalar(sapasağlam adama epilepsi ilaçları.Yazıversen nolur ki?),eczanelerin baskısı(ne kadar çok ilaç yazarsan o kadar kazanırlar.Hasta kimin umurunda ama de mi?)...Yapmayınca da sürgünler...Bu işin eğitimle de çözüleceğine inanmıyorum artık ben.Top yekün ahlak anlayışımızı değiştirmemiz lazım.Bizim şu anki ahlak anlayışımız bacak ve bel bölgesine indirgenmiş durumda...Bu anlayışı beyin düzeyine çekmek lazım.O zaman belki bir umut olabilir geleceğe dair içimde.Elinize sağlık değerli yazarım,güzel bir yazıydı,faydalandım.Saygı ve selam ile efendim..

Fisun Gökduman Kökcü 
 01.05.2018 12:38
Cevap :
Merhaba Fisun hanım, uzum süre sayılabilecek bir zaman zarfında işlerimin yoğunluğu nedeni ile MB alanına giremiyorum. Yazım için çok kapsamlı, blog yazımı bile gölgede bırakan nitelikli yorumunuz için içten teşekkür ederim, selamlar, saygılar sunarım.  07.05.2018 9:01
 

Yasaların hüküm sürdüğü, liyakat sisteminin baş tacı edildiği, her şeyden önce devletin bekasının düşünüldüğü toplumlarda bu sistem yoktur ve başarı ve huzur kaçınılmazdır. Kayırmacılığın bu kadar da olmaz dedirten ve göze göze sokulan şekliyle yapıldığı toplumlardan da asla hayır gelmez, gelmeyecektir. Bu sistemin uygulandığı toplumlarda tez elden kaldırılması şarttır Nizamettin Bey...Selamlar, mutlu kalın.

Ayşegül HAYVAR 
 24.03.2018 18:43
Cevap :
Patronaj sistemi güçlü devlet organizasyonunun ve kurumlarının olmadığı doğu tipi şark toplumlarında daha doğrusu gelişmemiş toplumlarda kendini gösteriyor. Bir sosyal proje içeriğinde patronaj kaldırılabilir ama bunun için kökten radikal kültürel değişimlerine, nitelikli eğitime ve bireylere ihtiyacımız var. Çok teşekkür ederim Ayşegül hanım, selamlar, saygılar.  01.04.2018 16:05
 

Türkiye'nin en temel sorunlarından birine parmak basmışsınız. Zincirleme reaksiyon olarak düşününce; patronaj olunca zaten liyakât kültürü de kendine hiçbiryer bulamıyor, liyakât olmayınca sosyal adalet de olmuyor, adalet olmayınca kalkınma olmuyor. Sanırım bu durumu toplumca idrak edene kadar en az 3 kuşak daha geçmesi gerekecek. Ellerinize sağlık .

Bumin Kağan Oğuz 
 24.03.2018 17:39
Cevap :
Merhaba Bumin bey, patronaj sistemi liyakatı kovan ve ona alan bırakmayan bir yapı içeriyor. Ahbap çavuş ilişkisinin temel yansıması olarak ortaya çıkıyor. Yaşamın her alanında kendini gösteren patronaj demokrasinin, ekonominin ve sosyal yapının gelişmesini de engelliyor. Değişime yönelik 3 kuşak projeksiyonunuz ise iyimser nüveler taşıyor, teşekkür ederim, selamlar.   01.04.2018 16:01
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 883
Toplam yorum
: 3748
Toplam mesaj
: 86
Ort. okunma sayısı
: 2670
Kayıt tarihi
: 06.06.12
 
 

Yeni dünya düzensizliğinde insan olmaya çalışan ve okuyarak ne kadar cahil olduğunu gören, olayla..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster