Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Eylül '17

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
665
 

Söyle Nasıl Seveyim

Söyle Nasıl Seveyim
 

Okuldan evin kapısına geldiğimde kulağımı kapıya dayar dinlerim. Öğle yemeği saatidir gelişim. Onu hazırlamanın telaşı da mı duyulmaz?  Ne fokurdayan bir tencere,  ne tahtada tık tık doğranan acı, gözü yaşartan bir soğan arkasından kendini çeken bir burun.  Ne bardağa dolan suyun coşkusu,  ne de ekmeğin dilimlenirken etrafa saçılan çıtırtısı… Hiç biri mi olmaz? Koyu bir sessizlik gelir kulağıma. Gene de dinlerim.        

İçeri geçip çantama el atarım.

Sırtımda 10 kıta,kenarında dalga dalga süzülen al bayraklı bir marş, mavi gözlü dev bir adam taşırım. O da ben gibi vazifeleri sıraya koymuş;

Ey Türk Gençliği!

Birinci vazifen,

………….

    ‘’Daha acısı ve daha da tehlikelisi düşmanından değil ev sahibinden gelebilir;  duyarsızlıklar, ihanet, kişisel çıkarlar ….Ey Türk geleceğinin evladı! İşte, bu durum ve şartlar içinde bile görevin Türk bağımsızlık ve cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur!’’ (a)

         Muhtacız o kana Paşam, lakin asaleti yerle yeksan…

Başka çocukların sıradan bulduğu bu sözleri sırtımdaki çantada taşımak için bile gidilir okula. Bir de bir de onun için…Neyse…

         Çantamı terliklerimin izinin düştüğü yere koyarım.

        Ayaklarımı sürüyerek sarsak bir yürüyüşle içeri geçip kirli ellerimi önemsemeden koltuğa bırakırım kendimi. 

     Sabunlu suya bezini batıra çıkara koltukları silmiş annem bugün. Onunkini en sona bırakmış.  Koltuğun üstü eşyalarıyla dolu. Eprimiş,  düğmeleri düştü düşecek hırkasını, yağlı parmaklarıyla matlaşmış okuma gözlüğünü,  akmış tükenmez kalemini,  katlanıp kenara sıkıştırılmış gazetesini… Hepsini tiksinerek bir kenara itip oturdum koltuğa.

             Onun koltuğuna hiç dokunmazdım ya ötekiler ıslak.  Oturup zamanın geçişini seyrettim.  Bunun üzerine konuşmuştum bir keresinde edebiyat öğretmenimle. Zeytin karası gözlerini açıp hayretle dinledi beni. Sorsanız saat kaç söyleyemem. Öğrenemedim bir türlü. Basit bilgiler zor gelir bana. İçinden çıkılmaz ne varsa çözmede üstüme yoktur.  Hayat bu kadar basitken karmaşık olmam kimin umurunda. Yaşamak için basitlik yeterli. Bana bu basitlikleri hatırlatan biri olsun karmaşayı basitleştirip çözebilirim.

        Bugün edebiyat öğretmenim siyah gözlerini içime ezilmiş zeytin gibi akıtırken; sezgileri çok güçlü ayrıca sofistik birisin… dedi.

      Hiç kimse anlamadı ne demek istediğini, kızlar göz kırptı bana. Belki o da anlaşılsın istemedi. Benim anladığımı biliyor ya!

     Sınıftakilere göre deliyim. Beni anlasınlar istemiyorum ki. Sadece edebiyat öğretmenim anlasın yeter. Evli olmasaydı keşke. Evli bir erkek neden sevilmez ki! Bu kuralları koyan kim? İnsan sevmekten suçlu bulunur mu? Hem aşk evlilikle geçinemez ki! Bu dünyada karşılığını bulamıyor sevgi. Bocalıyor benim gibi.

     Teneffüste sevgiyi konuştuk arkadaşlarla;

        Sevgi; kendini sevmekle başlar. Dedi biri.  Ben; ben var ya ben en çok başkasını severken kendimi severim, diyemedim. Ayaküstü denmiyor ki bunlar?  Hem söylesem de; Seni geç ya! Derdi.

      Annem oturduğum koltuğu da silmek istiyor. O adamın pisliklerini de temizleyebilse keşke.

     Burnunu koynuna daldırdığı kız bizim sınıfta iki sıra önümde oturuyor. Her gün ensesini görüyorum. Şehvetli piç kurusu. Edebiyat öğretmenine öyle bakıyor ki; benim boş, üstelik isabet ettiremediğim bakışlarımın yanında onunkilere şiir yazmak geliyordur adamın içinden. 

    Bense her ders bir şiir iliştiriyorum defterime O'nun için. Bütün sınıf O'nu dinlerken benim kalemin kâğıtta tutuşan sesine gelip baktı geçen gün. Güldü. Bir zeytin dalı yerleşti gülüşüne;  

 

      Okumamı ister misin? Dedi.

Defterimi eline alıp zeytinli şiiri okudu. Ah gözümün bebeği!

   

“Önde zeytin ağaçları arkasında yâr
 Yâr yâr! Seni kara saplı bir bıçak gibi sineme sapladılar
Değirmen misali döner başım
Sevda değil bu bir hışım
Gel gör beni darmadağın
Tel tel çözülüp kalmışım.
Yâr yâr
canımın çekirdeğinde diken
Gözümün bebeğinde sitem var.”
(b)

 

 

  Sabah ilk iş çıksam önüne.  Dikilsem karşısına; Söyle, söyle desem ben seni nasıl seveyim? Hayalimde değil, gerçekte.

  Korkmasam,  cayır cayır yansa da dünya kılım kıpırdamasa.

     Sen suskunken boğuluyorum. Kulağımı eve dayarken çıkan sessizlikten daha bir koyu sessizlik kaplıyor içimi!

 

‘’Çünkü hiçbir kelebek
Tek başına yaşamaz sevdasını,
Severken hiç bir böcek
Hiç bir kuş yalnız değildir;
Ölümdür yaşanan tek başına,
Aşk iki kişiliktir.’’
(c)

   Bütün koltuklar ıslak.  Bulmaca lime lime olmuş. Gelir söylenir şimdi. Yıpranmış kelimelerle tamamlamıştı hikâyesini.

  Benimse yarına yeni kelimelerim var. Söyle nasıl seveyim seni?

  

 

 (a) Gazi Mustafa Kemal Atatürk; Gençliğe Hitabe 

 (b) Bedri Rahmi Eyüpoğlu; Sitem şiiri

 (c) Ataol Behramoğlu; Aşk iki kişiliktir

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bakın şimdi bu cevabınızla da en derinlerimdeki yaramı deştiniz.Evet en iyi edipler felsefe eğitimi alanlar olabilirler ama şu da ayrı bir gerçekliktir ki en iyi edipler de çoğu zaman sizin gibi güzel öyküler yazmaz aksine siyaset yaparlar. Siyaset yapanlar ise neyse onu söylemeyeyim de başka bir şey diyeyim: Cennet nerede diye hiç araştırmayın. O sesleri kulağınıza uzaktan hoş gelen ediplerin nesli tükendiğinde cennet kendiliğinden ayaklarımızın altına girecektir. Kaldı ki eğer felsefe eğitimi alanlar iyi edip olacaklarına iyi düşünür olsalardı cennet gibi bu dünya yüz yıllardır cehenneme dönüşmezdi. Basit bir soru: İyi edip olmayan birisi dolandırıcı olabilir mi? Sormadı, söylemedi demeyin :) Sevgi ve selamlarımla

Matilla 
 07.10.2017 13:17
Cevap :
Her gördüğümde gülümseyerek elime aldığım bir kitabım var.'' ÇOK GÜZELSİN GİTME DUR''zarif bir kitap adı değil mi?Kitabın yazarı Viyana Üniversitesinde felsefe okumuş. O kitaptan bir pasaj yazmak istiyorum izninizle; ''Karşımdaki usla ilişkisini kopardı mı apışıp kalırım...... Toplumumuzun her alanında özellikle politikada bu kadar çok demagog olmasının sebebi matematik disiplininden yoksun bir toplum oluşumuzdur. Doğanın kurallarında bir matematik öz bulunur. Platon ''Hendeseci bir Tanrı'dan'' söz eder. Pythagoras ''Dünyayı sayılar yönetir''der. Descartes ''Tanrı evreni matematik kurallarla kurdu ve hepimize bunu algılamak için sağduyu ihsan etti.''der. Matematik disiplin, zihin için kesinlik ve tutarlık okuludur. Ondan geçmeyende, laubali bir dağınıklık, duygusal bir inatçılık, bir lafıgüzaf kalabalığı,bir tutarsızlık salatası vardır.Tabi iş yalnız matematikle bitmez. Ama matematikle yoğrulmuş olumlu,gerçekçi,objektif devletadamları ve seçmenler işin neyle biteceğini bulurlar.''  07.10.2017 19:24
 

Müsaade ederseniz bir konuya açıklık getirmek istiyorum. Daha yeni bugün okuyabildiğim cevabınızda "siz edebiyatı sevdikçe" gibi bir ifade kullanmışsınız. Oysa benim edebiyatı, şiiri,öyküyü veya masalı vs sevmiyormuşum gibi bir durumum yok. Aksine güzel olan her şeyi severim. Ancak ne var ben 11 senedir felsefe kategorisinde yazıyorum ve felsefeye edebiyat karıştırmanın en azından bana hiç yakışmayacağını düşünüyorum. Felsefenin "dili" açık, net, somut ve herkesin aynı şeyi anlamasına imkan veren objektif bir dil olması gerektiğine inanıyorum. Allayıp, pulladığım, şekere bandırdığım ve üzerine de kaymak sürdüğüm selamlarımla

Matilla 
 07.10.2017 11:13
Cevap :
Ne demek müsaade sizin. Yakışır yakışır hocam. Edebiyat her yere herkese her duruma yakışır. En iyi edipler felsefe eğitimi alanlar hatta. Oh :)) bu selam tadından yenmez valla :))   07.10.2017 12:29
 

Yaşamın en güzel nedeni olan eşsiz duygular kaynağı gözlerle saf ve temiz sevmek gerek.Maddi değil,her daim güzelleşen ruhi duygularla,hasta düşecek kadar,felaketi kalbinden gelen her canlının özündeki o eşi benzeri olmayan gerçek sevgiyle sevmek gerek...Fikri düşünceleri ne güzel birbirine bağlıyorsunuz.Ve uzun yollar katediyorsunuz iştahlıca.Elinize sağlık Caroline.Selam ve sayılar.

Abbas Oğuz 
 30.09.2017 12:09
Cevap :
Biraz fazla düşünüyorlar kahramanlar ama benim hayatımda da eylemden daha çok düşünmek var galiba. Teşekkür ederim şairim, sevgiler...  02.10.2017 13:50
 

Ben hayatım boyunca hep tek kişilik yaşadım aşkı... Lakin eşimi tanıyınca, 'demek iki kişilikmiş' diyebildim. Satranç da oynarım ne olcek diyerekten mantık evliliğiydi bizimkisi... Ama benim eşim ben sormadan bana öğretti sevmeyi...Geçenlerde, 'Bu adam acaba beni sevmiyor mu artık' diye trip geldi bana yine. Akşam kapı çalındı elime bir poşet kıstırdı. Bir baktım en sevdiğim çizmemin tekini tamir ettirmişti.Gidip en alasından çizme alsa onca sevinmezdim. Derun sessiz bir başka seviyor bu adam beni.ketum mu ketum huysuz mu huysuz en az benim gibi :)) Aşk iki kişiliktir ama esas oğlan kimdir pek belli olmuyor... Aldınız beni nerelere götürdünüz.Umarım her şey sevgiye ayna tutan güzel gönlünüz gibi olur... Sevgi ve selamlar.

Meryem Kadıoğlu 
 29.09.2017 23:55
Cevap :
Bence de seviyor sizi. Anlattıklarınızdan, yazılarınızdan da bu anlaşılıyor zaten. Mutluluğunuz uzun ömürlü olsun. Madem siz iç döktünüz ben de dökeyim. Ben de Godot'yu bekler gibi Atticus Finch'ı bekliyorum :)) Sevgiler size ve değerli eşinize...  02.10.2017 9:15
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 110
Toplam yorum
: 425
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1050
Kayıt tarihi
: 26.05.14
 
 

Dünyanın kirletemediği bir lotus... ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster