Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Nisan '07

 
Kategori
Türkiye Ekonomisi
Okunma Sayısı
339
 

Söylemden eyleme

Bir gün köyün birinde kurbağa yarışı düzenlenmiş. Herkes kurbağasını yarış alanına getirmiş ve yarışa hazırlamış, onlara motive edici sözler söyleyerek havaya sokmaya başlamış. Yarış çok kaygan ve yüksek bir direğe çıkmak şeklinde gerçekleşecek. Direğin tepesine ilk ulaşan yarışı kazanacak. Yarışı izlemeye gelen izleyicililer, kendi aralarında, bu direğin çok kaygan ve çok yüksek olduğunu, hiçbir kurbağanın bu direğe tırmanamayacağını, bunun imkansız olduğunu… Yüksek sesle konuşmaktadırlar. Bu sözleri duyan kurbağalar, sahiplerinin kendilerine saymakta oldukları motive edici sözlerden ziyade, bu olumsuz konuşmalara kulak kabartıp korkmaya başlamışlar. Evet, gerçektende bu direğe tırmanmak imkansız diye düşünmeye ve cesaretlerini yitirmeye başlamışlar. Startla beraber bütün kurbağalar birden direğe tırmanmaya başlamışlar. Ancak birkaç adım atan, kaygan direkten kayıp yere düşüyor.

Sahiplerinin ‘başaracaksın’, ‘tekrar dene’, ‘sen en iyisin’…. bağırışlarına kapılıp tekrar tekrar tırmanmaya yelteniyorlar. Ne var ki, izleyicilerin ‘bu imkansız’, ‘bunu kimse başaramaz’ … şeklindeki konuşmalarını duydukça, dizlerinin bağı çözülür, kayıp geri düşmektedirler. Bir süre sonra sahipleri de izleyiciler gibi ‘evet, gerçekten bu imkansız’, bunu kimse başaramaz…’ şeklinde düşünmeye başlamışlar…… Fakat oda ne? Keşmekeşin içinde bir kurbağa, istikrarlı şekilde yükselmeye devam etmekte, hiç kaymadan yol almaktadır. Bütün izleyiciler ve kurbağa sahipleri hayretler içinde izlemekte ve şu şekilde haykırmaktalar; ‘olamaz bu’, ‘bu imkansız’, kimse başaramaz’ ‘…’, ‘…’…. Fakat bizim kurbağa adeta söylenenlere sağırmışçasına yoluna devam etmekte. Derken bir süre sonra zirveye ulaşmaktadır. Sonra alkışlar ve çığlıklar arasında ‘başardı’, ‘imkansızı yaptı’, ‘demek ki başarılabilirmiş’…. şeklindeki coşkulu konuşmaların arasında ödülünü almak için kürsüye yaklaşır. Ödülü takdim eden kişi kendisini kutlarken başarısının sırrını izleyiciler ile paylaşmasını ister. Fakat bizim kurbağadan hiç tepki yok. Adam yaklaşıp tekrar söyler. Kurbağa kendisine bir şey söylenmeye çalışıldığını anlayarak, ‘benim kulaklarım biraz ağır da, lütfen kulağıma yaklaşıp yüksek sesle söyler misiniz ne istediğinizi’ diye belirtir.

Böylece kurbağanın kazanmasının sırrının biraz sağır olmasından kaynaklandığı anlaşılır. Aslında kendisinden çok daha atletik, güçlü rakipleri de rahatlıkla kazanabilirmiş, sadece çevreden yükselen ‘imkansız’, ‘kimse başaramaz’… şeklindeki olumsuz söylemlerin, onların cesaretini kırdığı ve başarmalarını engellediği ortaya çıkar.

Başarmak için negatiflere sağır olmak gerekir.

Aslında onlar kendi korkularını, becerisizliklerini, özgüven eksikliklerini seslendiriyorlar. Başarısız insanlar bir işe yaklaşırken, neden yağamayacaklarının sebeplerine odaklanırlar. Oysa başarılı insanlar, nasıl yapacaklarının yollarına odaklanırlar. ELBETTE HERKES ARADIĞINI BOLCA BULUR. Biri yarım bardağın boş tarafına odaklanır, diğeri ise aynı bardağın dolu tarafına. Her işte başarmak için ne kadar yol varsa başarmamak için de o kadar sebep vardır. Sonucu belirleyen tutumlarımız, hayata bakış açımız, özgüvenimiz, inancımız vs.dir.

‘Ama’ ile başlayan ‘fakat’ ile devam eden mazeretler zinciri….

Bu köşede bir süredir, bölgemizin ekonomik kalkınması ile ilgili projelerimizi sizlerle paylaşıyorum. Gerek yazılara gelen yorumlar ve bana gönderilen mailler, gerekse yüz yüze görüşmelerimizde bize bizzat söylenenler arasında, negatif söylemler, pozitif söylemlerden kat kat fazladır. Elbette mazeretler sıralayan insanların çoğunun söyledikleri doğru gerekçelere dayanıyor. Biz de o zorlukları görüyoruz. Üstelik çabaladıkça bunlarla direkt yüz yüze geliyoruz ve o konuşanlardan daha iyi görüyoruz. Onlar bu gerekçelerin doğruluğuna o kadar kapılmışlar ki, bütün bu zorlaştırıcı faktörlere rağmen, başarmanın mümkün olduğu fikrine kendilerini kapatmışlar. Sizi dinlerken, cümlenin sonunu beklemek, söylenenleri anlamak üzere biraz düşünmek, sonra cevap vermek yerine, sözünüzü yarıda kesip ‘ama’ ile başlayan ve ‘fakat’ ile devam eden mazeretleri sıralamaya başlarlar. ‘iyi söylüyorsunuz da ama… güzel düşünüyorsunuz da fakat….’

Olumsuz konuşmalar, başarmak için çabalayan insanların en büyük düşmanıdır.

Yapıcı hiçbir katkı yapmayan, sadece negatif konuşarak, yapılan işleri baltalayan kişilerin düştüğü tuzağa düşmemeliyiz. Bir işe farklı çözüm yolları önermek ile, hiçbir uygulanabilir çözüm önermeden sadece olmazları sıralamak bir birinden farklıdır. İşte yapıcı eleştiri ile yıkıcı eleştiri arasında ki fark da budur. Biri çözümler içerir diğeri ise mazeretler. Ayrıca söylemek yetmez. Söyleyen kişinin, söylediğinin anlamlı olması için, hayatında başarılarıyla, eylemleriyle bunu tecrübe etmiş, bu konuda uzmanlaşmış olması gerekir. Aksi halde söylediklerinin hiçbir ciddiyeti olmadığı gibi, sahibinin de saygınlığını zedeler. Bari susta adam sansınlar.

Çok konuşan az üreten bir toplum olduk.

‘Lafla pilav pişerse deniz kadar yağı benden’
Neredeyse bütün sermayemiz laf, laf, laf… Üreten az, konuşan çok.

Yapmadığını söyleyen yalancıdır.
Yapamayacağını söyleyen dolandırıcıdır.
Yaptığını söyleyen yada söylediğini yapan merttir.

Söylem ‘insanı’ veya ‘eylem’ insanı

Konuşmak kolaydır, üretmek zordur.

Dilin kemiği yok, konuş konuşa bildiğine… sonuç?.. koca bir hiç. Artık çalışmamız gerekmez mi, bu kadar mı iyi durumdayız ki, çalışma ve üretmeye ihtiyacımız yok. Artık söylem insanı olmaktan çıkıp eylem insanı olmalıyız. Başta kendimiz, sonra çevremiz için bir şeyler yapmanın zamanı gelmedi mi? Elimizden hiç mi bir şey gelmez. Herkes az çok şu tarihi öyküyü bilir: Peygamberlerden biri yakılırken, küçük bir kuş, gagasıyla gölden su alır, koca alevlerin üstüne döker, bunu izleyen hayvanlardan biri kuşa seslenir, ‘senin getirdiğin bir damla su bu koca ateşe ne yapar ki, boşuna çabalıyorsun’ der. Kuşun cevabı ise şöyle olur; ‘bende bunu biliyorum, ama sadece iyi niyetimi gösterip elimden geleni yapıyorum.’

Sizden beklenen sadece elinizden geleni yapmaktır, başka bir şey değil. Tabii ki sözüm iyi niyetlilere. Çünkü yeterince kötü niyetli vardır ve her çabamızda kendilerini göstermektedirler. Elbette biz onlara sağırız.

Sevgiyle kalın

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 34
Toplam yorum
: 12
Toplam mesaj
: 12
Ort. okunma sayısı
: 631
Kayıt tarihi
: 15.08.06
 
 

1968 Hakkari doğumluyum. Elektrik Önlisans, Halkla İlişkiler Önlisans, İktisat Lisans, Sosyoloji ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster