Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Kasım '09

 
Kategori
Mizah
Okunma Sayısı
1639
 

Soytarı bile olamayan yeteneksiz mizahçının dramı

Soytarı bile olamayan yeteneksiz mizahçının dramı
 

Şu yeryüzünde güldüremeyen mizah yazısından daha yavan bir yazı, güldüremeyen komedyenden daha acınası bir yaratık yoktur. Kötü bir mizah yazısı okumak, hamur yemek veya kirli bir bardaktan deniz suyu içmek gibi bir şeydir. Ne açlığınızı giderir, ne susuzluğunuza çare olur; ama ağzınızın tadını bozup midenizi ağrıtır. Komedyenlik ve mizah yazarlığı zor iştir. Komedyenlik basit gibi görünse de dram oyunculuğundan çok daha zordur. Dram oyunculuğunda vasat bir yeteneğiniz varsa biraz kendinizi zorlayarak, epeyce de çalışarak başarıya ulaşabilirsiniz. Türk sinema, tiyatro ve televizyon dünyası böyle oyuncularla doludur. Komedyenlikte ise sadece yetenek ve zeka yetmez Allah vergisi bir aura da gerekir. Öyle ki o komedyenin sırf yüzüne, ufak bir mimik hareketine baktığınız zaman bile gülebilirsiniz. Mesela, sadece filmlerinden değil gerçek hayattan da tanıdığım Kemal Sunal böyle bir insandı. Şener Şen bu sınıfa girer. Günümüzde Cem Yılmaz ve Recep İvedik tiplemesiyle şöhrete ulaşan Şahan Gökbakar böylesi komedyenlerdir.


Mizah da özel yetenek gerektiren bir edebiyat türüdür. Zorlama komedyen olunamayacağı gibi zorlayarak mizah yazarı da olunmaz. İnsan kendini zorlayarak bilimsel makale yazar, polisiye roman yazar, köşe yazısı yazar ama mizah yazısı yazamaz. Onun için de tıpkı komedyenlik gibi özel bir yetenek, Allah vergisi bir gözlem gücü, güçlüye ve iktidara kafa tutacak bir yürek, farklı çalışan bir zeka ve kıvrak bir kalem gerekir.

İnsanda “başkası adına utanmak” diye bir duygu vardır. Biri utanç verici bir duruma düştüğünde onun adına biz de utanırız. Kendimizi o kişinin yerine koyarız. Mesela biri düştüğünde, toplum içinde gayriihtiyari mahrem bir yeri göründüğünde (örneğin kıç çatalı) veya eğilirken pantolonunu orta dikişinden patladığında bu duyguyu yaşarız. Ancak bu duyguyu en çok da güldüremeyen, yeteneği kıt bir komedyenle karşılaştığımızda yaşarız. Yeteneksiz komedyen güldürmeye çalışırken kendisi gülünç duruma düştüğünün farkına varmaz. O kendi aklınca gayet komik olduğunu, yaptığı “espri”lerin (!) insanları güldürdüğünü sanır. Karşıda onu izleyen ya da yazılarını okuyan kişiler ise o anda azap içindedirler. Yüzüne karşı bir şey söylemekte zorlanırlar. Komedyenin espri diye pırtlattığı şeylere gülebilmek için kendilerini zorlarlar. Sırf o bozulmasın, o sahnede bir fecaat yaşanmasın, şu gösteri bir an önce bitsin diye içlerinden dua ederler.


Yeteneksiz ama akıllı bir komedyen adayı kimse yüzüne karşı söylemese de bu durumu anında fark edip hemen kendine başka bir iş aramaya başlar; ki doğrusu da budur. Bunun hem yeteneksiz hem akılsız olanı ise olan biteni hiç anlayamadan o nafile çabasını sürdürüp hem kendine hem çevresine işkence eder. Durumu gerçekten vahimdir; insanı utandırır, üzer, bazen de tiksindirir.


Bir de soytarılar vardır. Onun işi de güldürmek daha doğrusu güldürmeye çalışmaktır. Ancak soytarının komedyenlik gibi bir iddiası yoktur. Çünkü o zaten espriyle güldürmeye çalışmaz. Kılık kıyafetiyle, tuhaf hareketlerle, fiziksel görünüşüyle güldürmeye çalışır. Eskiden saraylarda kralları, prens ve prensesleri, soyluları güldürmeye çalışırlardı. İnsanın komedi anlayışı gelişip değişti; şimdi soytarılar ancak anaokulu çocuklarını ve sünnet oğlanlarını eğlendirebiliyorlar. Takma burunları, abartılı makyajları, kocaman papuçları, renkli elbiseleri ve çocuksu konuşmalarıyla ancak kendilerini bir eğlence aracı olarak pazarlayabiliyorlar. Ama buna rağmen soytarı, güldüremeyen komedyenden çok daha samimidir. Soytarının durumunda utanılacak bir yön yoktur. Soytarının kendisi de, ona gülen çocuklar da soytarılığın virtüel durum, soytarıya gülmenin bir sözleşme olduğunu bilirler.


Hele bu yeteneksiz komedyen (veya mizahçı) bir de kendisini dünyanın merkezinde sanıyorsa utanç katlanır, tiksintiye dönüşür. Bir türlü güldüremeyen zekadan nasibini almamış “espri”lerini zortlatırken yüzünde aptal bir sırıtışla bizi de o aptallığa ortak etmeye çalışır. Bu da izleyende bir an önce oradan uzaklaşma isteği yaratır. Maxim Gorki’in egosantrizm üzerine bir sözü vardır. “Bencil kişi öyledir ki, kendini her cenaze töreninde ölü, her düğünde damat sanır.” Geri zekâlı komedyen/mizahçının sorunu budur. Ne yaptığını, nerede durduğunu, dışarıdan nasıl göründüğünü bilmez, anlamaz. Boş yere zamanımızı çalar. İnsanı insandan da, mizahtan da soğutur.


Soytarıları severim; onlar sadece para kazanmak isteyen sıradan insanlardır. Gerçek mizahı ve yetenekli mizahçıları severim; onlar özel insanlardır. Komedyenleri severim; onlar Tanrı tarafından ödüllendirilmiş insanlardır. Ancak, kendini mizahçı diye yutturmaya çalışan soytarılardan, güldüremediği halde güldürdüğünü sanan komedyen müsveddelerinden, kendini göstermek için her tabuta girmeye teşne ahlaksız bencillerden tiksinirim. Hele bir de bunların tümünü kendinde birleştirmeyi başarabilmiş biriyse artık tiksinti bile yetersiz kalır. İnsanı insanlıktan soğutan bir utançtır varlıkları…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sanırım bir öfke kontrolü mekanizması herkes için çalışmalı. Yoksa sadece biz öfkemizi kontrol edeceksek, bu mekanizma doğru işlemiyor demektir.İnsanlara blog yazıp, başkasının bloğuna öfke kusup,vay sen nasıl bunlara demokrat dersin demek de,yeni bir çekememezlik şekli olsa gerek.Bir daha ki sefere izin alınır, öyle yazılır. Sonra da insanlara kıskananlar çatlasın demek...gereksiz yere kalp kırmak.Basit işleri bırakıp,biraz işimize baksak, herkes birilerini beğenir, taraf olur,tıpkı kendi taraftarları da olduğu gibi.Dinlemeden,bilmeden,neye taraf olduğunu anlamadan taraftar toplamanın kötülüğünden bahsedip,kendi dinlemeyen taraftarlarına da yeşil ışık yakmak....bence saçma sapan bir kavganın içine girerken, insan sevgisinden,insanları incitmekten bahsederken,bir kere daha düşünmeliyiz. İncittiğimiz insanlar için bir de vicdan mekanizmamızı çalıştırmalıyız. Yazınız yerinde olmuş,sevgi ve saygılarımla...

SINIR 
 10.11.2009 21:26
Cevap :
Bazılarının fikir düzeyinde dağarcıklarında pek bir şey olmadığı için ancak insanlara, dedikodularla, özel yaşamlarla uğraşarak gündemde kalmaya çalışıyorlar. "O ona şunu dedi, bu buna bunu dedi. Yok sen arkadaşıma hakaret ettin" falan filan. Kendilerinin hareket tarzı ve hayata bakışları öyle olduğu için herkesi de kendileri gibi sanıyorlar. "Bugün hava bulutlu" desen, "sen arkadaşıma ördek dedin" diye hesap sormaya kalkıyorlar. Üstelik amigo oldukları halde hakemlik yapmaya kalkışıyorlar. Başkasına akıl verenler dönüp kendilerine bakmayı denese hepimizin işi kolaylaşacak ama nerede o basiret. Çok teşekkür ederim katkı için. Selamlar, sevgiler...  11.11.2009 10:52
 

Celal Bey,bazen öyle yazılar ve içeriğinde , öyle kelimeler okuyorum ki,utancımdan kaçıyorum sayfadan:) Ha belki argo, mizahla kullanılırsa,bazen komik olabiliyor ama doğrudan bir şahsa yöneldiğinde buna ayıp deniyor. Bir de karşılık yazıları var. Tabii ki her hakaretin sahibi kendisidir ama karşılık vermek gerekiyor ki,herkes herşeyi doğru yaptığını düşünmesin. Neden insanlar hiç özeleştiri yapamazlar.Kendi yaptıkları gibi karşılık aldıklarında,ki karşılığınız öyle de olmamış, aa sen bana hakaret ettin diyorlar. Oysa bir dönüp baksalar kendilerine, aynı şeyi çok yaptıklarını görecekler.Mesela neden saldırıyorsunuz sorusunu yadırgadım.zamanında bu kişi tarafından aynı muameleye uğramıştım. ve kaderin cilvesine bakın ki! aynı yorumu ben de ona yapmıştım. Kendiniz çalın kendiniz oynayın, salonu sevdiğiniz okurlara açın... İlk yorumumda olayı kişiselleştirmiş,sayfasından da defetmişti..devam edeceğim.

SINIR 
 10.11.2009 21:25
Cevap :
Cevabımı ikinci yorumda vereyim.  11.11.2009 10:42
 

İnanılmaz ilginç bir tesadüfle aynı soruyu size bir daha sormuşlar ama "başka Tanrı'nın çocuğu" olduğum için bana gösterdiğiniz tepki de farklı gelişmiş. Yaşasın ilahi adalet! Neyse Sindrella'nın sonu güzel bitiyordu en azından:)))

vakayinüvis 
 10.11.2009 14:17
Cevap :
Ama üzdünüz beni şimdi, ne demek "başka Tanrı'nın çocuğu"? :( Neyse, bunu bir yana bırakıp, iki soru şekli ve yaklaşım arasındaki farka bakarsak cevapların tonundaki farkı da anlarız. Bence birinde üzüm yeme, ötekinde bağcı dövme amacı var. Kişilerle işim olmaz benim, sorunumuz zihniyetlerle... Sevgiler ve selamlarımla sayın Sindrella blogdaşım.  10.11.2009 16:05
 

Burada da bir kaç tane var, öyle mizahçıcıklardan. Vala mizahtan soğuttular beni:) Avuçlarına yazı yazsalar roman sanıyorlar.

Necdet  
 10.11.2009 14:16
Cevap :
"Haklısın" değil, "haklısınız" olacak.  11.11.2009 10:53
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 431
Toplam yorum
: 4967
Toplam mesaj
: 287
Ort. okunma sayısı
: 3626
Kayıt tarihi
: 30.06.06
 
 

Anahtar kelimeler: Antep, İstanbul, Haziran, İkizler, Beşiktaş, MÜ İletişim Fakültesi, Gazetecilik. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster