Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Ekim '19

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
120
 

Soyunurken Giyinmek

Gazanfer ERYÜKSEL
 
“Soyunurken giyinmek, giyinirken soyunmak” diye bir bilmece sorulsa, bence tek yanıtı “yazı” olur bu bilmecenin...
 
Yazar/sanatçı, yazdıkça soyunurken imgelerle ve imgelerin okur-izleyicideki yansıma ve çağrışımlarıyla sis tülleriyle örtünecektir. 
 
Yazar/sanatçı imgelerle örtünürken, okur/izleyicinin de kendi dünyasında soyunduğunu söyleyebiliriz. Sanatçı, soyunup örtündükçe, genelde bir dilsiz olan, kendini ifade etmekte zorlanan ve engellenen geniş kitlelerin dili olmaktadır. Kitlelerin yaşayıp, hatta bazen oldukça yoğun bir biçimde yaşayıp, dile getiremediği anlar, sanatın özgün dili ile soyunarak ve yine sanatın özgün teknikleri ile örtünerek özelden genele açılan bir söylemle betimlenir.
 
Sanatçı/yazar kendi ruh ve gövdesiyle soyunurken bu eylemin ikinci boyutu, ruh ve gövdeyle örtüşen ve onu zenginleştiren farklı ruh ve gövdelerin de soyunmasıdır. Sanatçının yaşam deneyimi ve gözlemleriyle alt beyinde biriken fotoğraflar, renkler, kokular, sesler yazılan/üretilen yapıtın yapısallığı içinde yeniden üretilerek bir sentez oluştururlar. Bu yapısallıkta sanatçı/yazarın yüzde kaç ile bizzat soyunmakta, yüzde kaç ile yaşamsal birikintilerini okura/izleyiciye soyup-örterek sunduğu bir bağlamda okur/izleyici için bizce önemli değildir. 
 
Söz konusu metin bir anı kitabı ise okur rahatlıkla soyunan kişinin, yazarın kendisi olduğunu bilir. Ancak metin kurmaca bir öykü veya roman ise okur için soyunanın kim olduğu bir önem ve değer taşımayabilir. Kurmaca metinde sözü edilen kişi topluma mal olmuş bir kişilik ise, bu biyografik bir anlatı olursa, okur yine çıkış yolları bulacaktır. Ama salt kurmaca metinlerde (şiir, anlatı, resim vb.) okur/izleyici yapının içinde bir aynalar galerisi gibi gezinerek kendisiyle örtüşen yanları da bulabilecektir.
 
Sanatçı/yazar, bu kez okur/izleyiciyi kendi iç dünyasında bazen çırılçıplak soyan usta bir sihirbazdır artık. İnsanın kendisine bile yüksek sesle söyleyemediği tümceler, içbükey ve dışbükey aynalarla okura/izleyiciye kendi saklı gerçeğini söylemektedir. 
 
Sanatçının üretim anı ki bu bir sürecin patlama noktasıdır, ondaki benin yokluğa ve hiçliğe yönelerek dış dünyaya ait uyaranları algılayamaması ve tek bir duygu ve düşüncede yoğunlaşmasıdır. Ömrünü zamana, sonsuza yani, bölen bireyin “sıfır/hiçlik/yokluk” karşısında varlıkla hesaplaşmasıdır. Bu ölümsüzlük anıdır bir diğer deyişle... Sanatçı/birey, alt bene doğru algı, duyumsama ve çağrışımlarla daldıkça saklı acılar ve hüzünler fışkırır... Dip sulardan ani bir hamle ile yüzeye çıkarken vurgun yiyen süngercidir sanki... Fışkıran acı ve hüzün sanatçı bireyin kendi alt beyninden olduğu denli toplumsal bilinç dışından da izler taşır ve /veya onunla yer yer örtüşür. 
 
Sanatçı/birey, artık uçuş sürecindedir. Ancak bu uçuş, imgelerin kanat sesleriyle yükselen bir devinimdir. Çağrışım kuşları havalanmışlardır bir kez... İmgelerin çağrışımlarla özgürleşmesi içsel ve dışsal algıların örtüşüp ayrışması gerçekliğin sınırlarından düş ülkeye geçişin anıdır. Bilinç dışı yapılar, geometrik bir diziyle yükselirler. Aklın ayakları çözülürken duygu ve düş kanat takmıştır artık.
 
Sanatçı bireyin yalnızlığı, tekil çoğunluğu mu yoksa varoluş bağlamında aşılmaya çalışılan bir kuşatmadır. Kendini bilerek ve isteyerek bir yalnızlığa sürgün etse de diğerleriyle iç içe bir yaşamı vardır. Kesişme ve örtüşmelerle bir bütünün parçalarıdır onlar... Dış dünyaca saptanmış kanıtlanmış gerçeklerin dünyasında “huzur” içinde gibi gözükse de bu “gibi” bir dinginlik ve uyumdur. Gerçekliğin geniş bir çoğunlukça saptanmış ve ispatlanmış dünyası sanatçı bireyin yatay ve dikey yolculuklarını anlamsızlaştırır. Kuşatılmıştır çünkü... Sanatçı bireyin yaratma eylemi alışılmışın, bilgi dâhil, sınırlarını aşmayı ve alışılmışa yabancılaşmayı kaçınılmaz kılar. Hiçliğin ve yokluğun yabancılaşma labirentinde üretilen metin varlığa eklemlenir. Bu yaratı, hangi dil ve yöntemle olursa olsun içsel ve dışsal gerçekliğin yansımasıdır. Sanatçı birey, bu oluşumu imgelerle betimler. 
 
Alt beyindeki itkilerin kışkırtıcılığı, dış gerçekliğin oldukça farklı şekillerle algılanmasıyla sonuçlanmıştır. Sanatçı bireyin, üretkenliğinin birinci koşulu içsel etmenlerin kışkırtıcı varlığıdır. Sanatçı birey kadar diğer bireyler de kuşatılmış olsalar da var olan dış dünya farklı algılarla betimlenir. Kendisini bilerek ve isteyerek bir yalnızlığa tutsak kılsa da sanatçı birey herkesledir. Ama aykırı bir konuşlanma içindedir. Çünkü akıl ve duygu, bilgi ve düş/rüya örtüştüğünde ancak gerçeklik görülebilir. Bu gerçeklik, duygu ve düş yangınlarıyla kül olsa da yeniden doğan ve varoluşun zamansal kirini arıtan bir bakış kuşudur. Onu ışıtan aydınlığı, karanlığın nasırlaşmış yüzüne vurup kendi sürgününe döner. Ölümlü olduklarını bilseler de yaratmanın verdiği doyumla çekerler çilelerini... 
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 77
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 192
Kayıt tarihi
: 16.12.15
 
 

1952 Yılında İstanbul'da doğdu. Pertevniyal Lisesi'ni ve İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akad..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster