Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Kasım '17

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
4378
 

Sözcü'nun Aykırı Yazarı Soner Yalçın Sözcü'den Ayrılıyor mu?

Sözcü'nun Aykırı Yazarı Soner Yalçın Sözcü'den Ayrılıyor mu?
 

Önce aykırı sözcüğünden başlamak gerekirse Soner Yalçın kime aykırı? Bir kere bana aykırı. Çünkü dünya görüşlerimiz taban tabana zıt. Bana aykırı olmayacak da kime aykırı olacak? Ama ben onun  günlük basit politika ile ilgili yazılarının dışındaki diğer yazılarını büyük bir keyifle ve takdirle okuyorum. Türkiye'nin gündemine oturan, polemikleri alevlendiren bir konu mu ortaya çıktı; diğer  çoğu köşe yazarları bulundukları konuma göre mahalle karıları gibi klişe sözlerle atışlar yapıp kör dövüşü yaparlarken ve bunu da gazetecilik diye yutturmaya çalışırlarken bir o, "Durun arkadaşlar, durum bildiğiniz gibi değil, bu konunun bir de geçmişi var" diyerek ilgili konunun ta başından bugune kadar gelişimini, ilgili kişilerini A'dan Z'ye tüm teferruatıyla anlatıyor ve bugüne ışık tutuyor. Adeta okuyucuyu bilgi ile doyuruyor. Bu şekilde okuyucunun da o konuyla ilgili görüşleri netleşmiş oluyor. Adi polemiklerle diğer yazarların karıştırdıkları kafaları o berraklaştırıyor.

Bunun dışında Soner Yalçın milli meselelerde çok hassas. Tam da olması gerektiği gibi milli meseleler söz konusu olduğu zaman güncel siyaseti tamamen bir kenara firlatıp atabiliyor. Eskiden milli meseleler söz konusu olduğunda "Milli meselelerde siyaset olmaz" denir ve herkes buna uygun davranırdı. Şimdilerde ise milli meselelerde bile 'acaba buradan siyasi bir rant devşirebilir miyiz?' diye bunu günlük siyasete alet etmek olağan hale geldi. Rakip kulüp takımının Avrupa maçlarında utanmadan yabancı takımı tuttuğunu ilan edenler gibi bu yeni türev siyaset anlayışında da rakip ülkeyi tutmak, onu haklı bulmak, hatta ülkeyi jurnallemek moda haline geldi. İşte böyle durumlarda da yine Soner Yalçın ortaya çıkıyor ve yine " O iş bildiğiniz gibi değil, büyük resme bakın" diyerek kendi arkadaşlarını uyarıyor.

Soner Yalçın köşe komşuları gibi siyasi mülehazalarla polemik labirentlerinde kaybolup gitmiyor; dün başka bugün başka olmuyor. Sırf muhalif olduğu iktidara yarıyor diye inandığı doğruları söylemekten çekinmiyor. Kovulabileceğini de umursamıyor. Her zaman ilkeli ve dik duruş sergiliyor.

Bütün bu anlattıklarımdan anlaşılacağı gibi Soner Yalçın'ın gerçekte bana pek aykırı gelmemesi gerekir. Siyasi görüşlerimizin farklı olması kadar doğal bir şey olamaz. Esas önemli olan ilkeli, dürüst ve milli meselelerde milletin yanında olabilmektir. 

O halde Soner Yalçın kime aykırı? Yukarıda kısmen değindiğim ve aşağıda örneklerle anlatacağım gibi, o, esas olarak köşe arkadaşlarına ve gazetesinin genel yayın politikalarına aykırı.

Bildiğiniz gibi Sözcü gazetesi 'Ulusalcı' olarak ortaya çıkmış ve bilhassa Ergenekon, Balyoz vs davalarında Ulusalcıların rakipsiz savunucusu olarak traj rekorlarını zorlamıştı. 17-25 Aralık olaylarıyla FETÖ ifşa olmuş ve bu davaların da kumpas olduğu kesinleşmişti. Böyle bir durumda Sözcü'nün köşe yazarlarıyla birlikte tam kadro bütün gücüyle FETÖ'ye saldırması gerekirken tam tersi oldu. Sözcü, 'Ben haklı çıktım, işte FETÖ'nün ikinci kumpası' diyecek yerde tüm gücüyle 17-25 Aralık'ın ateşli savunucusu konumuna geldi. 

17-25 Aralıkla beraber Sözcü'de müthiş bir dönüşüm gerçekleşmişti; adeta hafızasını kaybetmişti. Sanki geçmişte FETÖ'nün Ulusalcılara kurduğu kumpasların kahraman savunucusu kendisi değilmiş gibi FETÖ'nün değirmenine su taşımaya başladı. 

Yeri gelmişken hemen belirtmeliyim ki, ülkelere içeriden ya da dışarıdan uygulamaya konulan operasyonlarda psikolojik harekat çok önemlidir. Zira halkın çoğunluğunun kabul etmeyeceği bir harekatın başarı şansı yok denecek kadar azdır. 15 Temmuz bunun ispatıdır. Demem o ki başarılı olmak için psikolojik harekatla halkın bir şekilde ikna edilmesi, yani kandırılması şarttır. Psikolojik harekatın en büyük silahı da medyadır. 28 Şubat buna en güzel örnektir. Keza Ergenekon davalarının yürütülmesinde Samanyolu medya grubunun ve tamamen bu amaçla kurulduğu anlaşılmış olan Taraf gazetesinin üstlendiği rol bu kapsamda değerlendirilmelidir. Manşetler tıpkı 28 Şubat'taki gibi 'servis haberlerle' doluydu. Bu amaçla büyük  yatırımlar yapılarak kurulmuş olan onlarca görsel ve yazılı FETÖ medyasının yanında güya tarafsız, dinle ilgisi olmayan, liberal, demokrat Taraf gazetesi çok daha etkili oldu. FETÖ medyasının tarafsızlığı kuşkuluydu, ama Taraf öyle miydi? Dinle ilgisi olmadığı halde dindarların safındydı. Sözüm ona haklının yanındaydılar ve onlara inanmak gerekiyordu. Koca koca paşalar bu sayede boyunlarını eğerek Silivri'nin yolunu tuttular.

Demek ki psikolojik harekatta medyanın rolu yadsınamaz ve ne yazık ki 17- 25 Aralık'tan sonra Sözcü, Taraf gazetesinin rolüne soyundu. Artık en etkili manşetleri Sözcü gazetesi atıyor, Cemaat tarafından servis edilen tapeleri çarşaf çarşaf yayımlıyordu. Tıpkı Taraf'ın 'bavulcusu' gibi. Dahası Sözcü, FETÖ'nun Fuat Avni'sinin adeta abonesi olmuştu. Ben Fuat Avni'nin günlük bültenlerini Sözcü'nün internet gazetesinden en iyi şekilde takip edebiliyordum. Bu bültenler yayımlanırken her defasında da 'her söylediği doğru çıkan sosyal medya fenomeni Fuat Avni' ifadesi mutlaka yazılıyordu. Bu şekilde bir taraftan Fuat Avni yüceltiliyor, bir taraftan da onun söylediklerinin mutlaka doğru olduğu iması yayılıyordu.

Kılıçdaroğlu neredeyse her gece FETÖ'nun bir kanalından öbürüne koşuyor ve buralarda en iyi şekilde ağırlanıyordu. Sözcü de aynı şekilde sanki FETÖ medyasıyla kanka olmuştu. Soner Yalçın'ın yazılarını saymazsak artık Sözcü'de FETÖ aleyhine yazı bulmak imkansızlaşmıştı. Ergenekon davalarını yürüten ve Kılıçdaroğlu tarafından 'tetikçi' olarak ilan edilmiş olan aynı savcı ve hakimler yine Kılıçdaroğlu tarafından 'işini yapan vatansever hukukçular' olarak ilan edilmişti. Sözcü de aynı şekilde o savcı ve hakimleri işini yapan vatansever hukukçular olarak gördü ve onların iddia ve işlemlerine dört elle sarıldı,onları destekledi ve onların iddialarını eksiksiz yayımladı.

Peki, bu ilginç durumu nasıl yorumlamak gerekirdi? 'Düşmanımın düşmanı dostumdur' demişlerse, FETÖ esas sizin düşmanınız değil miydi? Yok eğer 'iktidara gelmek için her yol mübahtır' diye düşünmüşlerse burada da büyük bir ilkesizlik ve omurgasızlık yok mudur? Bir üçüncü ihtimal, savcının iddia ettiği gibi ta başından itibaren Taraf gazetesi gibi bir projenin uygulanmış olmasıdır. Verilen rol gereği geçmişte kötü adam rolünün oynanmış olması durumu değiştirmez. Bu rolün sahici olması için sahici kişilerce bilmeden oynanması da durumu değiştirmez. Bir süre Taraf gazetesinde görev verilmiş olan Oral Çalışlar görevinden ayrıldıktan sonra, "Ben Taraf gazetesinin bir proje gazetesi olduğu izlenimini edindim" şeklinde bir açıklama yapmıştı. Yani şahıslardan hareketle ' o nasıl FETÖ'cu olur bu nasıl FETÖ'cu olur' demek pek gerçeği yansıtmayabilir. Her ne şekilde olursa olsun, 15 Temmuz darbe girişiminden de açıkça anlaşılacağı gibi, Türkiye'nin iç savaşa sürüklenip bölünmesini amaçlayan sistematik bir dış müdahale söz konusuyken ve bu müdahalenin de FETÖ aracılığıyla yapıldığı çok açıkken, hangi gerekçeyle olursa olsun, FETÖ ile aynı safta yer almak gaflet ve dalaletin dışında başka bir şey olsa gerektir.

Esas konumuza dönecek olursak;  Sözcü, 17/25 Aralık'la beraber 'Asrın Yolsuzluğu', 'Cumhuriyet Tarihinin en büyük vurgunu', '250 milyar dolarlık yolsuzluk' başlıkları ile en etkili manşetleri atarken ve başta sözüm ona 'Soruşturmacı Gazeteciliğini' hatırlayan Uğur Dündar ve Emin Çölaşan olmak üzere bütün yazarları bu minvalde hünerlerini sergilerken bir o, arkadaşlarının ve gazetesinin durumuna isyan etti ve 'Kral Çiplak' dedi. Evet o, yolsuzlukları inkar etmiyordu ama yapılanın da yolsuzluk maskesi altında başka bir şey olduğunu söylüyordu. 

Bu konuyla ilgili Soner Yalçın, 19 Aralık 2013 günlü "Bu yazı Erdoğan'a ders olsun" ve 27 Aralık 3013 günlü "Gül+Gülen+CHP" başlıklı yazılarında 17/25 Aralık'ın açık bir darbe girişimi olduğunu, yolsuzluk iddialarının Türkiye'nin İran'la ticaretiyle ilgili olduğunu ve bu ticareti de Amerika ve İsrail'in istemediğini, dolayısıyla bunun arkasında onların olabileceğini, büyük resme bakmak gerektiğini yazdı ve "Bizim Mahalle" dediği kendi arkadaşlarını ve gazetesini de açıkça uyardı.

5 Ağustos 2016 günlü "Şahin Alpay Kim?" başlıklı yazısında, arkadaşlarınca demokrat gazeteci olarak sunulan Zaman gazetesi yazarı Şahin Alpay'ın biyografisini yazdı ve gerçek Şahin Alpay'ı Türk kamuoyu ondan öğrenmiş oldu.

Sözcü, "FETÖ'nun siyasi ayağına neden hesap sorulmuyor" diye sorup bununla AK Pari'yi kastedip onu zor durmda bırakmaya çalışırken, Soner Yalçın sanki Ak Parti'nin savunucusuymuş gibi ortaya çıkıp "Ak Parti'de FETÖ'cü kalmadı, kendini temizledi; FETÖ'cüler esas CHP'yi ele geçirmiş durumda" dedi ve bunu isim isim açıkladı.

Tabii ki sadece bu örneklerle sınırlı değildi. Soner Yalçın, bir Ergenekon mağduru da olarak, neredeyse her yazısında FETÖ tehlikesine dikkat çekti. Bu haliyle Sözcü'ye aykırıydı. O, Sözcü'de adeta ayrık otu gibi duruyordu. Ben şahsen Sözcü'nun bu konudaki sabrına hayret ediyordum.

Soner Yalçın "Beni Özleyin" başlıklı son yazısında yazıya ara verdiğini söyledi. Tabii ki dinlenmek istediğini de açıkladı. Ama ben bu yazıyı okuduğumda nedense Sözcü'nün sabrının sonuna mı gelindi diye bir duyguya kapıldım.

Bekleyip göreceğiz...

Hasan Basri Özgen

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bekleye bekleye ömrüm tükendi, daha neyi bekleyeceğiz. Ben artık bizim milletten bir şey beklemiyorum. Demokrasi dediğimiz KUTSALLIK sadece ve sadece siyasetçiler, gazeteciler ve büyük sermaye arasında oynanan bir oyundur. Ama halkımız bunu kolay kolay anlamayacaktır. Türk halkı usludur ve bir şey kutsal ilan edilmişse ona kesinlikle dokunmaz. Selamlar

Matilla 
 06.11.2017 15:05
Cevap :
Demokrasinin kutsallığı konusunda hala aynı noktadayım. Gerçek demokrasi tabii ki kutsal olmalıdır. Toplumun kendi iradesiyle yönetilmesi kadar asil bir şey olabilir mi? Aslında toplumla bireyi de kıyaslayabiliriz. Zira toplum bireylerden oluşmaktadır. Ve hangi birey başka bir irade tarafından yönetilmesini sindirebilir. Böyle bir iradeye gönüllü boyun eğene hoş gözle bakılabilir mi? Yanlış da olsa doğru da olsa öz irade değerli olmalıdır. Ama uygulamadaki demokrasi konusunda sizinle aynı noktadayım. Gerçek demokrasinin hayata geçirilmesinde büyük zorluklar var. Egemenler bir şekilde demokrasinin olmazsa olmaz organlarını ele geçirerek fesada uğratılmış sandık sonuçlarını halkın iradesi diye yutturuyorlar. Demokrasi değil, demokrasicilik oyunu söz konusu. Selam ve saygılarımla...   06.11.2017 18:36
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 337
Toplam yorum
: 1342
Toplam mesaj
: 70
Ort. okunma sayısı
: 3614
Kayıt tarihi
: 03.08.07
 
 

Hukukçuyum... Hukukun üstünlüğünün ve hukukçunun saygınlığının ülkemde gelişmesini ve kalıcı olma..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster