Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Nisan '08

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
229
 

Sözde doğrular...

Yıllardır, üzerine üşüşüp, ihtimam gösterdiğimiz demokrasimiz; bir türlü istenilen düzeyde serpilip boy atamadı. Hep cılız ve elinizi çektiğinizde, yıkılacakmış intibahını verdi.

Oysaki süre gelen zamanda, bu endişelerin ortadan kalkması gerekirdi. Seksen yıldan sonra olgunlaşmış bir demokrasimizin ve yerleşmiş bir demokratik hayat tarzımızın olması beklenirdi.

Ameliyatlarla hayata tutunmaya çalışan hasta misali, sürekli müdahaleler geçiren demokrasimiz; bu güne kadar bir türlü ayakları üstünde durmayı beceremedi.

Bundan sonra kendi başına ayakta kalmayı becerebilir mi? Yoksa yeniden müdahaleler mi gerekir? Bekleyip, gelişmelerle birlikte görmek gerekir.

Hani ya atasözünde söylendiği üzere, ’Taşıma suyla değirmen dönmez.’ Yani demokrasiyi ve demokratik yaşam tarzını başka bir yerden alarak, kendinize uygulayamazsınız.

Herkes artık bu gerçeğin farkında olmalı. O halde yapılması gereken nedir? Önce tepeden inme uygulamalardan vazgeçilmeli.

Yani demokratik talebin tabandan, bir ihtiyaç olarak ortaya çıkması gerekir. Bu arada kazanılan demokratik haklar için, bir mücadelenin de verilmiş olması gerekir.

Aksi takdirde demokratik kazanımların kalıcı olmaları düşünülemez. Bir süre sonra silinip, yok olmaya yüz tutarlar.

Yakın tarihteki gelişmelere bakıldığında, söylenenlerin ne denli haklı olduğu görülecektir. Örneğin son cumhurbaşkanı seçiminde ortaya çıkan tabloyu hatırlayalım.

Bir tarafta mağdur olmuş bir cumhurbaşkanı adayı, diğer taraftan seçildiğinde hükümetin çıkaracağı kanunların ve kararnamelerin tasdik makamı olacağı düşünülen bir aday söz konusu idi.

Üniversitede türban serbestîsi olayında yine iki farklı düşünce çatıştı. Başörtüsü olayına masum bir demokratik talep olarak bakan taraf ile bunun bir aldatmaca olduğunu; ileride talebin tüm kamu kurumları için gündeme geleceğini iddia eden bir taraf vardı.

Görüldüğü üzere, yapay gündemler ve dışarıdan dayatmalar. Sizce bunlara ‘halkın demokratik talepleri’ demek mümkün müdür?

Dahası demokratik açılım bunların neresindedir? Olanları ileri demokrasisi olan diğer ülkelere izah etmek mümkün müdür?

Burada demokratik açılım, falan yok. Tabandan gelen talepler de söz konusu değildirler. Herkes kendi doğrularını insanlara ve hayata dayatmaya çalışıyor.

Bu nedenle kaybetmeye mahkûm ‘sözüm ona kendi doğrularımız’ peşinde yıllardır koşuşturup, boşa kürek sallıyoruz.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

kurulduğu anda dik, ayakları üzerinde duran ve emperyalizmin çirkin paylaşım emellerini ters düz eden bir yapıyla çıktı meydana. İlk 15 yılını da bu şekilde geçiren demokrasimiz, belkide kendileri dik olmayanlarca eğritildi. Halende kurum ve kurallarıyla yarınlara güven pekala verilebilir. Esas mesele stratejik konumumuz ve emperyalizmin ülkemiz üzerindeki sönmeyen ihtiras ve emelleridir. Bu aşıldığında görülecektirki aydınlığa çıkabilmemiz zor olmayacaktır. Selamlarımla...

Yalnıztürk 
 10.04.2008 11:12
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 251
Toplam yorum
: 65
Toplam mesaj
: 30
Ort. okunma sayısı
: 437
Kayıt tarihi
: 29.12.07
 
 

Emekli; Öğretmen, Yönetici ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster