Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Aralık '08

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
217
 

Sözün bittiği yer...

Her yazının başlığı olacak diye bir kural yok öyle değil mi? Hayat gibidir yazıda. Hayatta her olayın başlığı olmaz. Yazıda da böyle olmalı. İlle başlık konulmamalı her yazıya. Ben de bu yazıma başlık koymak istemiyorum. Okuyucularım istediği başlığı koysunlar yada koymasınlar herhangi bir başlık, sadece okusunlar.
İşsizliğin kol gezdiği bir ortamda işsizlikten iyi olan bir işinin olması insanı mutlu etmiyorsa, suç kimdedir? İşte mi, işsizlikte mi yoksa işsizliğe rağmen işinden memnun olmayanın kendisinde mi?
Misal, ömrünüzün, yaşadığınız zamanına kadar olan kısmında insanlara karşı hep iyi niyetli olduğunuzu düşünün. Kalbiniz ve aklınız alabildiğine temiz. Müdür olarak özel sektörde bir işe başlamışsınız. Hayatınızda makamlara önem vermemişsiniz. Kimseyi kendinizden üstün veya altınızda görmemişsiniz. Seviyesi ne olursa olsun, insanlara , insan oldukları için yaklaşmışsınız. Fakat insanlar, sizin tüm iyi niyetinize rağmen, sizi aptal yerine koyarak aslında koyduklarını sayarak sizin yavaş yavaş kuyunuzu kazmaya başlamışlar. Müdür olmanıza rağmen, bir üst makamınızın size verdiği görevlere siz, alt makamınızdakilerden önce koşmuşsunuz, özel sektör bu belli olmaz, çalışmayan işten atılır diye düşünmüşsünüz. Emek vermişsiniz, verilen üç otuz paraya rağmen verilen paranın çok üstünde yani hakkınız olandan az almanıza rağmen, büyük bir özveriyle, yaptığınız işe sanki kendi işiniz gibi sahip çıkmışsınız. Lakin, olaylar öyle bir seyir etmiş ki, huzursuzluk çıkmasın diye sessiz durmanız sanki o görevi yapamıyormuş izlenimi yaratmış bir üst makamınızda ve görev yeriniz değiştirilmiş. Sizinle ilgili emellerine ulaşanların gözlerinde engerek yılanının gözündeki kamaşmadan daha keskin bir kamaşma. Siz, her şeye rağmen , size verilen yeni görevi de eksiksiz olarak yerine getirmeye çalışıyorsunuz. İçinde bulunduğunuz sektör yeni bir sektör , bilmeyebilirsiniz ama öğrenmeye çalışıyorsun. Bilmediğini, biler gibi gözükmüyormusunuz. Çalışıyorsunuz, çalışıyormuş gibi yapmıyorsunuz. Ama görüyorsunuz ki çalışıyormuş gibi yapanlar sizden daha çok revaçta. Siz olduğunuz gibisiniz, su gibisiniz. Sinirleriniz alabildiğine yıpranıyor. Bu durum işteki performansınızı da etkiliyor. İşten ayrılsanız ayrı bir dert, işte kalsanız ayrı bir dert. Kimseye muhtaç değilsiniz elbet. Hani çalışmasanız, aileniz size bakar ama mesele bu değil. Mesele kendi ayaklarınızın üzerinde durabilmek. Ve işte yaşadıklarınız bir yana bir de özel yaşantınızda süregelen çalkantılar. Sizi tanıdığını iddia eden, ama bir nebze olsun tanıyamayan daha doğrusu tanıyamamış bir sevgili. Tabi adına sevgili denirse. Onunla birlikte mutlu bir evlilik istemişsiniz, sevginizin meyveleri olan çocuklar istemişsiniz. Hayattaki mücadeleleri beraber göğüslemek istemişsiniz. Onunla gerekirse soğan ekmek yemeye bile varsınız. Onunla soğan ekmekte yersiniz, havyar şarapta. Evlilik bu çünkü. Evlilikte her şey paylaşılır. Kimseye muhtaç olmadan yaşamak hayatınızın ilkesi olmuş. Maneviyat, sizin için maddiyattan daha önemli. Para sizin amacınız değil aracınız. Paranın satın alabileceği bir adam değilsiniz kısacası. Ama sizi tanıdığını iddia eden sevdiğiniz, ona en ihtiyaç duyduğunuz anda size sırtını çevirmiş. Para değildi istediğiniz, zaten hiç bir vakit olmamıştı. Evet, parasız hiç bir şey alamazdınız ama sizi sevenler çok iyi bilirler ki siz, hayatta maddiyattan çok maneviyata önem vermişsiniz. Ve sevdiğiniz, bir gün öncesinde evliliği konuştuğunuz sevdiğiniz onun mallarında gözünüz olduğunu düşünerek sizden gelen telefonları açmamış. Hayatta bir kez evlenmek istemişsiniz ve evlendiğinizde mümkün olabilenin en iyisini istemişsiniz. En güzel gelinliği istemişsiniz, en güzel gelin arabasını, en güzel yüzüğü. Çünkü, bu sizin hakkınız. Hakkınızdan fazlasını değil, hakkınız olanı istemişsiniz sevdiğinizden. Ama sevdiğiniz bunu size çok görmüş. Ve üstüne üstlük, döktüğünüz gözyaşlarını silmemiş, sarılmamış size. Söz verdiği halde gelmemiş. Bedeniniz değil, ruhunuz alabildiğine yorgun. Nasıl geçer bu ruh yorgunluğu? Kolunuz kanadınız kırık. Nasıl ayağa kalkarsınız? Yolunuza devam etmek güç. Varlığı ile yokluğu belli olmayan bir sevgili, çınarın olduğunu sandığın, işte mutsuzluk, ne yapacağını bilememezlik...
HAYAT ÇOK ZORSUN. AMA UNUTMA HER BANA BAHŞETTİĞİN ZORLUKTA DAHA ÇOK GÜÇLENİYORUM....

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 149
Toplam yorum
: 94
Toplam mesaj
: 32
Ort. okunma sayısı
: 417
Kayıt tarihi
: 24.06.08
 
 

1999 yılında Ted Kdz Ereğli Kolejinden, 2003 yılında İstanbul Üniversitesi İtalyan Dili ve Edebiy..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster