Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Eylül '11

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
1264
 

Spartacus ve Sinemada Resim, Etc.

Spartacus ve Sinemada Resim, Etc.
 

Google İmaj Sitesi


Önbilgi: Başrol oyuncusu, dizinin ilk bölümünü seyretmeye başladığımda, 8 gün önce ölmüştü. Ona saygımdan, ikinci sezonu seyretmeyeceğim. Kendisi bu role bu kadar cuk oturabilirdi.

Ana metin: Sinemayla resim yapmayı, ‘300’ ve ‘Sin City’ filmleri çok iyi becermişti. Ancak, onlar yalnızca birer başlangıçmış. ‘Spartacus’ bunu tamlamaya, tam başlangıç / giriş yapmış. O kadar ki görüntü yönetmenlerinin veya özel efektlerin, o filmlerdekilerle  aynı kişi(ler) tarafından yapıldığını sandım, oysa öyle değilmiş ama ‘Spartacus’ özel efektçilerinden birisinin çok tecrübeli olduğunu ‘imdb’ sitesinden öğrendim, kendisi ‘Matrix’le başlayan nitelikli-uzun bir deneyimler dizisinden geçmiş.

Sinema ile resim yapmak nedir?

Öncelikle, sinema ile fotoğraf yapmaktan veya fotoğrafla sinema yapmaktan farklıdır. Burada kastedilen ‘Jetee’ filminin yapısı değil, Nuri Bilge Ceylan tarzı, zanaatsal-skolastik-loncasal yaklaşımlardır. (: Bu ancak böyle yapılır, bunu yalnızca biz biliriz, sırrı bizdedir, kimseye de öğretmeyiz, diye düşünürüz ama buz gibi yanılırız.) Bu arada sanıldığının tersine, Tarkovski’nin asla ve kata bu yola girmediğini şiddetle vurgulayayım; onun yolu metinle / senaryoyla işlenen kişilik / kahraman üzerineydi ve zamanın durduğunu sanmak gibi bir yanılsama içindeydi.

Bu filmde sinema ile resim, yavaş ve hızlı çekim-atlanan kareli birleşimi ve reklamı kısa film yapan ilk tekniklerden biri olan, özel adını (terimini) bilmediğim özel bir kullanımdan söz ediyorum.

Eksik kalan, özenle gösterilecek şiddetsel estetik planlarda, ‘zoom’ yapmamak ve iyice ‘stop-motion’a yaklaşmamak. Bu, dizi film olmanın ve televizyon gibi kitlesel seyircili bir müşteriye filmi sunmanın yan etkilerinden biri. (Tabii, seri katil konusu dizilerde gayet estetik olarak işleniyor, o da ayrı konu.)

Eksik kalanı geçip, yapılana bir daha bakalım:

Sinemanın önemli eksikliği, ‘technicolor’ teknolojisinin komik-absürd bir biçimde ortaya koyduğu üzere, renklilik-renksizlik ayrımı (burada siyah-beyaz / renkli ayrımından değil, renk doygunluğundan söz ediliyor ve ikilemsel olarak sinemada renk bazı durumlarda limite sıfırlanınca çok daha fazla algılanıyor, az ışıkta çok görmek gibi), sinemanın alt edemediği sorunlardan biri olagelmiş. Bu film, daha önceki örnekleri birkaç kritik eşik aşarak yepyeni bir yoldan bunu çözmüş.

Artı sorun, kanın kırmızı olması kadar, kıvamında da  (yani sinemanın dolayım / soyutlama olarak, şimdiki olanaklarıyla, diğer duyu-dilleri aktarımından söz ediliyor). Bu film, bilimkurgu gibi, bizi gerçekliğin 2 ve daha çok sonraki adımı olan bir yeni-öte gerçekliğe taşıyor, bu resimleştirme tekniğiyle.

Örnek: Göğün griliği (fotoğrafta sürekli bulut çalışan biri olarak vurguluyorum), aynı gözle her zaman farklı, selüloit filmde (fotoğrafta ve sinemada) her zaman farklı görünür. Göz, nasıl ki aynı olmayan kırmızıyı, beyinle ayarlayarak, hep aynı kırmızı gibi görüyormuş gibi yapıyorsa, ‘Spartacus’ da göğün griliğini bize hep gri kılıyor.

Sonra 3 boyutluluk var. Sinema ilk yüzyılında 3 boyutu asla ve kata tam olarak hiç kullanamadı / kazandıramadı. Sonra ‘Tekken 7’ diye bir bilgisayar oyunu, ‘Playstation 2’ donanımı ile birlikte çıktı ve herşeyi değiştirdi. Birden düşen yağmur damlacığını, her açıdan izleyebilmeye başladınız. Bunun benzeri, ‘Türk Gambiti’nde ve ‘Kayıp Çocuklar Adası’nda parçasal olarak var ama burada hep / sürekli var.

Gelelim estetiko-politiğe:

Spartacus özgür bir savaşçıyken köleleştirilir ve gladyatör (ölümüne döğüşen paralı asker) yapılır. 2.000 yıl önce Romalılar böyle yapardı, şimdi ABD, dünyanın 200 ülkesinden erkekleri vatandaş olarak alıp, asker yapıp, belki kimi zaman kendi vatanlarında kendi vatandaşlarına karşı savaştırıp, hesapça şehit kılıyor. Komik bile değil, değil mi? Ancak, buna en az 1 milyon kişinin öyküsünün uyduğunu söyleyebilirim.

Gelelim banalojiye (bayağılıkbilime):

Her filme kısa bir seks parçası koymak artık moda  / ‘trend in’ oldu. Hesapça pornoyu kibarlaştırıyorlar. Bunu ilk kez ‘nigger’ film janrı, alışkanlık haline getirmişti (bakınız ‘Nigger Film’ metnim). Sonra Steven Seagal türü, B filmi starları aynısını yaptı. Sonunda ‘parça çıkmazsa bilet parası yok ey müşteri’ durumuna geldik. ‘Spartacus’ da, ilk bölüme hem de 2 kez parça koymuş. Eh, bu da bir yenilik. (Bu arada, ikinci parçada kadının yüzü kızarmıştı, yani bir kadın oyuncuyu, bir filmdeki bir sevişme sahnesinde, ilk kez tahrik olmuş olarak gördüm, bunu porno filmlerde bile görmedim, rahmetli bunu yapan ilk erkek olarak tarihe geçti.)

Gelelim estetiko-politik banalojiye:

1986 tarihinde televizyonun 50. yılı için yapılmış bir belgeselde televizyon yapımcılarına, eğer seyirci naklen bir ölüm isterse ne yapacakları sorulduğunda, o ölümü seyirciye vereceklerini söylemişlerdi.

ABD, 1991 Savaşı’ndan beridir ‘naklen savaş’ ile bunu yapıyor. Romalılar, arenadaki gladyatör dövüşleriyle, ‘naklen ölüm’ eylemişler. (Tavernier’in 1982 tarihli ‘Naklen Ölüm’ filmini muhakkak izleyin.)

Bu film bunu acaip bir üslupçulukla yapmış. Gerçekten bu dizinin o sansürleri nasıl geçtiğini anlayamadım. Yahu, apaçık bir biçimde kitlenin faşistliği kare kare, ‘zoom’ be ‘zoom’, yakın-yavaş çekim be yakın-yavaş çekim gösteriliyor.

Bundan sonra söz biter, katliam başlar. Kitleden ve iktidar seçkinlerinden kimlerin ölüp kimlerin sağ kalacağı hiç belli olmaz. Çöküş dönemleri böyledir, sonun başlangıcı böyledir, ‘yeni orta çağ’ metaforu bu filmde böyledir.

Gelelim sekso-politiko-sentimental faşizme:

Spartacus’u satın alan köle tüccarının ve karısının sevişmesi için, 2 kadın, onları ayrı ayrı / birer birer tahrik ederken, onların iktidardan, siyasetten, meclisten söz ederek, seksüel açıdan daha çok tahrik olmasını, Fassbinder bile nakletmeyi beceremedi: Sıkı mecaz / metafor: Burjuvalar proleteryasız, çiftleşmeyi bile beceremezler.

İkinci bölümün sonu. Nokta.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 2216
Toplam yorum
: 1121
Toplam mesaj
: 127
Ort. okunma sayısı
: 500
Kayıt tarihi
: 16.08.06
 
 

Serbest yazarım. 1960 doğumluyum. BÜ İşletme mezunuyum. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster