Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Eylül '11

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
862
 

Spermlerini kılı kırk yararak, cimrice harcayan erkekler uzun ve sağlıklı yaşıyormuş, iyi mi?

Spermlerini kılı kırk yararak, cimrice harcayan erkekler uzun ve sağlıklı yaşıyormuş, iyi mi?
 

Bilim insanları, sağlıklı ve uzun yaşamak isteyen erkeklere, 'spermlerine gözün gibi bakacaksın!' diyor.


Çok sıkı Erdoğan hayranı olan eksantrik ve enteresan dostum F.Z. ile ilgili olan aşağıdaki yazı bundan bir müddet önce www.ziyaversencan.blogspot.com ‘da yayınlandığında çok değişik tepkiler almıştı. Yazıyı okuyanlardan AKP’ye yakın olanlar, metnimi, Erdoğan’a temelde haksızlık eden bir çalışma; AKP’ye muhalif olanlar ise üstü örtülü bir Erdoğan güzellemesi olarak algılamışlardı.

En büyük hakem, en adil jüri, en hakiki eleştirmen sizsiniz değerli dostlarım.

Şimdi lütfen söyler misiniz bana, aşağıdaki yazıyı siz nasıl değerlendiriyorsunuz Allah aşkına?!

İşte, görüşlerinize sunduğum ve tanıdığınızda ‘vay be, ne sıra dışı adammış!’ diyeceğiniz F.Z. ile ilgili olan yukarıda bahsettiğim o yazım: 

‘Biliyor musun hacım’ dedi F.Z. bana ‘Solcu kardeşlerimiz, entel dostlarımız, lâik arkadaşlarımız; çok haksızlık ediyorlar İslâm’a, Müslümanlara ve Tayyip Bey’e. Çok zulmediyorlar, çok ama pek çok! ‘Usta’ aslında onları düşünüyor, kolluyor, koruyor, sakınıyor; yaptığı her iş, özellikle de bu hanımlar meselesindeki hassasiyeti, bizim hatunlarla ilişkimize yaklaşımı aslında bütünüyle bu koruma, esirgeme olayının parçası. Ama anlamıyorlar güzel dinimizi ve ‘Usta’yı ne yazık ki, ya da yanlış anlıyorlar!’

Lâfa girdim: ‘Bir İslam diyorsun, bir de Usta diyerek Erdoğan’ı kastediyorsun. Neden?’

Hemen cevapladı: ‘Bak hafız’ dedi ve devam etti 'dediğin doğrudur. Yani, ben Usta dediğimde bu Erdoğan demektir, bu da aslında bir şekilde de İslâmi yaşamın imkân dahilinde olduğu anlamına gelir. Benim inancıma göre bu ülkede, bölgemizde ve hatta bütün dünyada an itibarıyla İslâmın yaşanması bir şekilde Tayyip beyin pratiklerine bağlıdır. Tabii bu benim inancımdır, bunun mutlak doğru olduğunu iddia edecek durumda değilim. Dediğim gibi, bu benim samimi ve derin inancımdır. Bana öyle geliyor ki, parti tabanında Tayyip Bey deyince anlaşılan da ağırlıkla budur. Biz, onu canı gönülden nasıl görüyoruz biliyor musun? Yürüyen, ete kemiğe bürünmüş dini imkân olarak, yaaa, işte böyel hacım’

‘Ona yönelik eleştirilere karşı parti tabanının bu derece reaksiyoner davranması, adeta infiale kapılması bu yüzden midir?’ diye sordum. ‘Evet, tam da bundandır. Dediğim gibi, en azından arasında benim de olduğum parti tabanındaki bi çok kişi böyle düşünüyor ve daha da önemlisi böyle hissediyor ve inanıyor’ dedi tekraren F.Z..

‘Bu kadınlarla ilgili söylediklerin ne demek oluyor?’ diye girdim lâfa yeniden. Bunun üzerine F.Z., İslâm ve kadın – erkek ilişkisi üzerine dini argümanlarla modern bilimin kimi iddialarını sentezleyerek elde ettiği ilginç, hatta yer yer provakatif olan görüşlerini paylaştı benimle.

F.Z. mi kim?

Doğru, size onu tanıtmayı unuttum.

İşte bu yazım üzerinden ilginç görüşlerine muhatap olacağınız kişinin hayatına ait bazı önemli bilgiler:

F.Z., şimdi 53 yaşında olmasına rağmen, halâ zıpkın gibi hızlı ve cevval bir bitirim; cıva gibi hareketli ve canlı bir mütedeyyindir.

Aslen İstanbul’ludur  ve doğma büyüme de Beyoğlu’ludur F.Z.

Çok maceralı bir hayat yaşadı benim bu renkli dostum. Çok!

Şimdi okul servis şoförlüğü yapan dostumun kariyer yolculuğuna dair benim bildiklerim; onun restoranlarda komilik ve bulaşıkçılık, Yeşilçam’da figüranlık, tombalacılık, gece kulübü fedailiği, uyuşturucu satıcılığı, kurye şirketinde şoförlük, seyyar satıcılık da dahil bir sürü kanuni ve gayrı kanuni işe bulaştığıdır.

Beyoğlu’nun bu namlı ve tehlikeli bıçkını, sayısını unuttuğu defalar gözaltına alınmış, tutuklanmış, en uzunu 3 yıl olmak üzere toplamda 7.5 yıla yakın bir süre de hapishanede yatmıştır. Tanıyanları, gözaltı ve tutuklanmalarının toplamının yüzleri geçtiğini söyler.

F.Z., yaklaşık 9 yıl önce, en son hapishaneye girdiğinde radikal bir değişim geçirmiş (mişli konuşmam, onu cezaevinden çıktığı 2005’de tanıdığım içindir).

Aslında, kelimeler onun yaşadığı bu derin değişimi, dönüşümü anlatmaya yetmez.

Devrim desek, bu bile az gelir. Bu çok köklü dönüşümün sebebi, F.Z.’nin son yattığı cezaevinde tanıştığı radikal Müslümanlarmış. İslâmi bir örgüt davasından yargılanan 7 kişi cezaevinde öylesine tutarlı, öylesine belkemikli davranıyormuş ki, hapishane yönetimi de dahil olmak üzere, görüşlerine katılsın katılmasın, herkes onlara acaip saygı gösteriyormuş.

Daha ilk görüşte bu ekibin cazibesine kapılan F.Z., zamanla onların mini komününün bir parçası olup çıkmış. Ardından da, onun deyişiyle, mapusane fakültesini o komünde tamamlayıp insanlık okulundaki ilk diplomasını almış. Bu arada uyuşturucu kullanmak, şiddet uygulamak, sürekli küfürlü ve yalanlı konuşmak, aşırı alkol kullanımı gibi bütün kötü huy ve davranışlarına da tövbe ederek veda etmeyi ihmal etmemiş.

Bütün bunlardan sonra, onun cezaevinde oruca ve 5 vakit namaz başladığını söylediğimde çok da şaşırmayacağınıza inanıyorum.

Ha, bir de o Müslüman aktivistlerden az buçuk eski yazı ve Arapça öğrenip Kur’an’ı orijinalinden okuması yok mu, en çok da bu hali onun eski yaşantısını bilenleri şaşırtıyor.

Cezaevinde bir de okuma alışkanlığı edinmiş ki; sormayın gitsin. Kâh eski yazısını ilerletmek, kâh komünlerine dahil olduğu Müslüman genç entellektüellerin karşısında bilgi bakımından ezilmemek ve mahcup olmamak için başladığı bu okuma süreci, okuyup öğrenmenin lezzetini aldıkça gerçek bir tutkuya dönüşüvermiş. Öyle ki, hapishanedeki 3 yılının bütün gecelerinde sabahlara kadar kör ışıkta okumuş ve cezaevi kitaplığında da okumadığı tek bir eser dahi bırakmamış.

Son 9 yılda dostumun 10,000 civarında kitap okuduğu iddia edilmekte. Ben bu rakamın bir miktar şişirildiğini sanıyorum. Ancak, onun nasıl tutkuyla, yüksek konsantrasyonla ve aşkla okuduğuna defalarca şahit olan birisi olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Bana göre, F.Z.’nin söz konusu dönemde okuduğu kitapların sayısının 5,000’nin altına düşmüş olmaklığı nerdeyse % 0 olasılıktadır. Şimdilerde, özellikle dini, ilmi ve tarihi konularda ne bulursa sabahlara kadar okuyan dostum, başta TÜBİTAK olmak üzere, Türkçe’de yayınlanan bütün popüler bilim kitaplarını devirmiş birisidir. Bu yüzden de her karşılaşmamızda, bana bolca felsefe yapar, kozmolojiden, genetikten, evrimden, zamanda yolculuktan, Müslümanların felsefeye, medeniyete ve bilimlere yaptığı katkılardan bahseder.

Onun nerelerden buraya geldiğini bilen birisi olarak bu haline sempatiyle ve saygıyla yaklaşırım doğrusu.

F.Z.’nin bir diğer özelliği de, yazımın girişinde naklettiğim görüşlerinden de anlaşılabileceği gibi çok sıkı bir Erdoğancı oluşudur. Dostum, Tayyip Bey der,bunun üzerine ne lâf ne söyler ve ne de lâf söyletir.  

Onun, yukarıda değindiğim üzere, kadınlara (onun ifadesiyle hanımlara) ve kadın – erkek ilişkilerine dair yaklaşımları ilginçtir. Ancak bundan önce gelin kadınlar onun hayatında somut olarak ne anlam ifade ediyor, ona bakalım kısaca.

Alkolü, uyuşturucuyu, kumarı ve her çeşit gayrı kanuni işi bırakan, sigarayı çok ama çok azaltan, kadınlarla ilişkisini ise tamamen kesen F.Z. en çok da bu yüzden Beyoğlu ahalisini şaşırtıyor.

Neden mi?

Neden olacak, bu dönüşümden önce dostumun, tamamı gece kulüplerinde, barlarda konsomasyonla geçinen toplam 5 kadınla düzenli ilişkisi varmış. Hepsi de birbirinden haberli olan bu insanlar, F.Z.'nin şerrinden, zorbalığından korktuklarından, ilişkiyi onun istediği mecrada ve düzeyde sürdürmeyi kabul ediyorlarmış. Özellikle bunlardan birisi dostuma fena halde sevdalıymış ve onunla evlenmek istiyormuş. Çevresindekiler de F.Z.'yi bu evliliğe teşvik ederken, o bu ısrarlı tekliflere karşı, cebinden eksik etmediği uyuşturucu haplardan bir avucu ağzına boca ettikten sonra '5 hatunla zaten evliyim, bi tanesine nede razı olıyım ki?' deyip basarmış kahkahayı. Alkol ve uyuşturucuyu karıştırdıktan sonra bunların bazılarıyla grup yaptığını ileri sürenler de yok değil ya, neyse... İşte, kadınlarla ilişkisi bu boyutta olan F.Z., tövbekâr olduktan sonra, kendi ifadesiyle 'sonsuza kadar kapatmış hatun defterini'.  

‘Gel, seni helâl süt emmiş, her şeyi sende görüp öğrenecek, dini bütün fukara bir kızla baş göz edelim, üstelik bu da sünnettendir, bak böylece sevaba da girersin' diye onca ısrarcı olmasına karşın ailesinin ve semtinin büyükleri; bu kabil her teşebbüsün karşısında kaya gibi durmasını becermiş F.Z.. Her seferinde de aşağı yukarı şu lâkırdıyı etmiş bu konuyu açanlara: ‘ben hayatımın ilk 44 yılını zaten kadınlar için harcadım. Bundan sonra benim bu işlere ayıracak ne vaktim, ne gönlüm, ne param ve ne de hevesim var. Artık ben ne yapıyorsam Allah rızası için yapıcam, gündüzleri çalışıp ekmek paramı kazanıcam ve hayredicem, geceleri de sabahlara kadar okuyucam. Durumum budur ve bundan ibarettir, düşün ağalar yakamdan, gelmeyin bana bu izdivaç konusuyla, tamam mı?’

Yukarıda da söylediğim gibi, hayatını şimdi servis şoförlüğü yaparak kazanan F.Z., eskiden baş belâsı olduğu muhitinin şimdi göz bebeğidir.

2002 öncesi komşularının yaka silktiği, tanıyanların temas etmekten kaçındığı, ilk görenlerin bir daha asla karşılaşmak istemediği; yaptığı kötülükler yüzündenle ahlâksız, arsız, vicdansız kelimelerinin adeta somutlaşmış ve ete kemiğe bürünmüş hali olarak insanlar arasında dolaşan  F.Z., artık semtinin sözü geçen, muhitini koruyup kollayan ‘ağır abiler’den birisi, belki de en başta gelenlerindendir. İşte onun kadın – erkek ilişkilerine dair olan ve İslâm ile modern bilimden alınmış argümanların senteziyle ortaya çıkan enteresan iddiaları: 

‘Bak hafız, bu hanımlar meselesi çok kritiktir. İslâmın kadın – erkek ilişkisine getirdiği yaklaşımla biliminki eldivenle el gibi tamamlar birbirini.  Biliyosun, ben sadece tarih ve din kitaplarını değil, hatta ondan da fazla bilim kitaplarını, özellikle de insanbilimine, biyolojiye, genetiğe, psikolojiye ait olanları içer gibi okurum. Ordan öğrendiklerime göre, biz erkeklerin hayatları spermmetrelerine yani testismetrelerine bağlıdır’

‘Testismetre mi, spermmetre mi, o da ne yahu?’ diye adeta haykırarak soruverdim.

‘Ne olacak hacım, bu benim uydurduğum basit bi yakıştırmadır, bak dinle. Her erkek genetik olarak belli sayıda sperm üretmeye ehil olarak doğar. Bünyemiz, bu spermleri, bizim potansiyel olarak yaşayabileceğimiz toplam hayatımızın 12 – 120 yaş arasındaki dönemine şöyle taksim eder: 15 – 45 arasına maksimum üretim, 45 – 65 arasına vasat üretim ve 65 – 120 arasında da giderek azalan sperm üretimi. Bünyemiz, genetik malzememiz, ya da ilâhi dizayn sağlıklı ve mümkün en uzun hayatı sürmemiz için özetlediğim bu sperm üretimi ve sarfiyatını genlerimize çok gizli biyolojik kodlarla yazarak bizi bir nevi tembihlemiş olur. Spermler konusundaki bu hususun yanı sıra, eğer bünyemizin diğer önemli amir hükümlerine de uyarsak, değil 120 yıl 140, 150 ve hatta 200 yıl dahi yaşamamız mümkündür’

Ağzımdan ister istemez bir ‘Yok yaa! Deme be!’ nidası döküldü. F.Z. devam etti ‘ne sandın ya hacım, kutsal kitaplarda boşuna mı yüzlerce yıl yaşayan Nebilerden bahsedilmekte. Onlar spermlerini Yaradan’ın buyrukları doğrultusunda tasarruf ettikleri için o kadar uzun yaşayabildiler. Yok, sen kutsal buyrukları dinlemezsen, nefsini uyandıran her şeye anında sperm üretimi ve sarfiyatıyla yaklaşır ve karşılık verirsen, sperm deponu tez elden tüketirsin, testismetreni sonuna kadar çalıştırmış olursun ve hayatını da 120 yıl yerine 60, 70 yılda tamamlamak zorunda kalırsın. İslâm’ın kadın – erkek ilişkisine getirdiği kısıtlara bu açıdan bak. Bi de hanımların örtünmesi meselesi var ya, hani şu solcuların, lâiklerin felan çok kafayı taktıkları, çok tartışmalara neden olan mesele, işte ona gelince…’

‘Dur bi Dakka, dur bi dakka’ diye giriverdim lâfa. ‘2 gündür memleket şortlu kızı döven mütedeyyin haberi ile çalkalanıyor, ona ne diyeceksin peki?’

‘Beşiktaşlı voleybolcu kızı diyosun sanırım, hani İETT otobüsüne şortlu binmiş de darp edilmiş, o di mi?’

‘Evet evet, o işte. Sence müslümanca bir iş mi bu, tasvip ediyo musun?’

‘Ya hafız, bunu bana nasıl sorarsın? Sen ne beni, ne de İslâm’ı tanıyorsun derim böyle yaparsan. Bak, bi erkeğin bi kere bir bayana, bi kıza darp etmesi ayılıktır, hayvanlıktır. Bunu değil İslâm’la, sıradan insanlıkla bile bağdaştırmam mümkün değildir’

‘Yani, yanlış anlamadıysam, kadınlar istedikleri gibi giyinerek sokağa çıksınlar, İslâmi bakımdan bir sakıncası yoktur diyosun, öyle mi?’

‘Yok hacım, yok. Onu da demiyorum doğrusu. Bayanlar sokağa çıktıklarında tabii ki belli bir edep dahilinde giyinmeliler. Ölçüyü kaçırıp dekolte giyinenler kibarca uyarılmalı. Bunu da bayan görevlilerin yapması en şık yoldur. Öyle yumruklu hayvanların bu işi gönüllü yapmalarındansa, eğitilmiş kamu görevlilerinin, tercihen bayan görevlilerin bu işi kibarca, nezaketle yapmaları evlâdır tabii’

Dostum tam yeni cümlesine başlayacakken dayanamayıp yeniden giriyorum söze ‘iyi de, erkekler tahrik olmasın diye niye kadınlar istediğince yaşamaktan, istediklerini giymekten mahrum bırakılıyorlar, bunu anlayamıyorum. Burada erkekleri kollayan, onları merkeze alan erkek egemen bir anlayış görmüyor musun?’

‘Ya hacım, niye anlamıyorsun, kadınları bu şekilde zapt-u rapt altına aldığında sadece erkeklerin tahrik olarak aşırı sperm üretimini ve sarfiyatını engellemiş ve bu suretle de genetik malzemelerinin kendilerine vaat etiği potansiyel hayatlarını tamamlayamadan ölmelerini, diğer bir deyişle testismetrelerinin zamanından önce tükenmesini engellemiş olmuyorsun; aynı zamanda da kadınların çok ciddi cinsel saldırılar ve hayati tehditlerle yüz yüze kalmasına da mani olmuş oluyorsun. Gördün mü, kadınların edeplice giyinmeleri hem kendilerinin ve hem de erkeklerin sağlıklı yaşamasının teminatı olmuş oluyor. Öte taraftan, bütün bu ettiğim lâkırdıyı 14 asır öncesinin insanı anlayamayacağı için n’apmış Cenabı Allah, bu işi ‘şöyle yapmanı istiyorum, böyle yapmanı yasaklıyorum. İlkinde cenneti, ikincisinde de cehennemi vaat ediyorum’ diyerek özet halinde koymuş kullarının önüne. Anlayacağın, kadınların giyim kuşamı sadece dini, sosyolojik ve ahlâki veçheleri olan bir vakıa değil, aynı zamanda da sonuçları bakımından toplumsal sağlığı doğrudan ilgilendiren bir olgudur’

F.Z., 1 - 2 dakikacık içinde, kadınların giyimi kuşamı üzerinden erkek sperm üretimine, oradan erkeğin kişisel yaşam süresine, oradan kamu sağlığına, onun üzerinden hadisenin dini emirler boyutuna ve nihayet  ahret hayatı ile kişisel selâmete dair öylesine bir ufuk turu yapmıştı ki, başım dönmedi desem yalan olur.

Tam dostumun akıl yürütme zincirini izleyemez olmuşken, çareyi, mevzuyu bir kez daha anlayabileceğim bir noktaya taşımakta buldum:

‘O zaman’ dedim ‘şayet kendisine muhatap erkeklerin hayat süreleri ve bunun üzerinden de kamu sağlığı tehlikeye giriyorsa, otobüse şortla binen bir kızın darp edilmesi de pekalâ tölere edilebilir bu durumda, bunu mu savunuyorsun yani mümin bir erkek olarak?’

‘Yaw bak ne diycem hafız, beni zerrece anlamamışsın diycem, başka da bi şey demicem, o kadar, nokta. Yaw, ben sana ne dedim biraz önce, ne çabuk unuttun! Aslında sadece otobüste değil, evde, işte, yolda, pazarda, her nerede olursa olsun kadına darp eden, hele de onu yumruklayıp döven hayvandır ve cezalandırılması şarttır. Meselâ, benim bulunduğum bir yerde böyle bir şey olsa…’ 

Bir an durmuş, adeta kullanacağı uygun kelime kolayca dilinin ucuna gelsin diye başını birkaç kere sallamıştı ‘…valla ben o hayvanı işte orada bi güzel benzetirim. Ağzını burnunu kırar atarım araçtan aşağıya, o derece yani..’

‘İşte bunun için diyorum ki hafız….’ diye devam etti F.Z. ‘Siz solcular, enteller, lâikler çok haksızlık ediyorsunuz İslâm’a ve Müslümanlara, çok haksızca yaklaşıyorsunuz Tayyip beyin icraatlarına. Bu aleni zulümdür aslında, yani yanlış anlamanın bu kadar yaygını, sistemlisi ve süreklisi ancak maksatlı ve plânlı ise mümkündür. Ve bu da ancak muhatabına zulmetmek için yapılabilecek bi şeydir. 

10 Ağustos 2011, günlerden Çarşamba ve ben dostum F.Z. ile işte bu minvalde bir konuşma yaptım bundan birkaç saat önce.

Söyledikleri bana ilginç geldi, bilmiyorum siz nasıl karşılayacaksınız onları.

Paylaşmak istedim sadece.  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 297
Toplam yorum
: 148
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 1591
Kayıt tarihi
: 29.08.11
 
 

1958 Fatih / İstanbul doğumlu. Etiler Lisesi ve İTÜ Maden Fakültesi Petrol Mühendisliği Bölümü me..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster