Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Mayıs '20

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
515
 

Spinoza'ya Cevabım

Einstein’a bir konferansta Tanrıya inanıp inanmadığını sorarlar, işte cevabı:

“Spinoza’nın tanrısına inanıyorum!”

Baruch de Spinoza, yüzyılın felsefesinin üç büyük rasyonalistinden biri olarak kabul edilir, Descartes ile birlikte.

İşte Spinoza ' nın tanrısı ya da doğası:

“Tanrı şöyle derdi:

Dua etmeyi ve göğsüne yumruk atmayı bırak! Yapmanı istediğim şey, dünyaya çıkıp hayatının tadını çıkarman.

Eğlenmeni, şarkı söylemeni ve senin için yaptığım her şeyin tadını çıkarmanı istiyorum.

Kendi inşa ettiğin ve benim evim olduğunu söylediğin o soğuk, karanlık tapınaklara gitmeyi bırak

Evim dağlarda, ormanda, nehirlerde, göllerde, plajlarda. Yaşadığım yer ve sana olan aşkımı orada ifade ediyorum.

Sefil hayatın için beni suçlamayı bırak; sana hiçbir zaman yanlış biri olduğunu ya da günahkâr olduğunu ya da cinselliğinin kötü bir şey olduğunu söylemedim!

Seks sana verdiğim ve aşkını, sevincini ifade edebileceğin bir hediyedir. O yüzden seni inandırdıkları her şey için beni suçlama.

Benimle hiçbir ilgisi olmayan sözde kutsal yazıları okumayı bırak. Gün doğumunda, bir manzarada, arkadaşlarının gözlerinde, küçük oğlunun gözlerinde beni okuyamıyorsan, Beni hiçbir kitapta bulamazsın!

Güven bana ve benden istemeyi bırak. Bana işimi nasıl yapacağımı mı söyleyeceksin?

Benden bu kadar korkmayı bırak. Seni yargılamıyorum, eleştirmiyorum, sinirlenmiyorum, rahatsız etmiyorum, cezalandırılmıyorum. Ben saf aşkım.

Benden özür dilemeyi bırak, affedilecek bir şey yok. Eğer seni ben yaptıysam... Seni tutkuyla, sınırlamalarla, zevklerle, duygularla, ihtiyaçlarla, tutarsızlıklarla... Özgür iradeyle doldurdum... Sana koyduğum bir şeye cevap verirsen seni nasıl suçlayabilirim? Seni olduğun gibi olduğun için nasıl cezalandırabilirim? Sence tüm çocuklarımı sonsuza kadar kötü davranan bir yer yaratabilir miyim?

Nasıl bir tanrı bunu yapabilir?

Her türlü emirleri unut, her türlü yasayı unut; bunlar seni manipüle etmek için, seni kontrol etmek için, sadece senin suçluluk inanan.

Benzerlerine saygı göster ve kendin için istemediğin şeyi yapma. Senden tek istediğim hayatına dikkat etmen, uyarı durumunun rehberin olması.

Sevgilim, bu hayat bir test değil, bir basamak, bir adım, ne bir prova, ne de cennete doğru bir başlangıç. Bu hayat şu anda ve şu anda ihtiyacın olan tek şey.

Seni tamamen özgür kıldım, ödül yok, ceza yok, günahlar yok, erdem yok, kimse skor taşımıyor, kimse kayıt tutmuyor. Hayatında bir cennet veya cehennem yaratmak için kesinlikle özgürsün.

Bu hayattan sonra bir şey olup olmadığını söyleyemem, ama sana bir tavsiye verebilirim. Olmamış gibi yaşa. Sanki bu senin zevk almak, sevmek, var olmak için tek şansın.

Yani eğer hiçbir şey yoksa, sana verdiğim fırsattan zevk almış olacaksın. Ve eğer varsa, sana iyi mi kötü mü diye sormayacağım, sana soracağım: Beğendin mi? Eğlendin mi? En çok neyi beğendin? Ne öğrendin?...

Bana inanmayı bırak; inanmak tahmin etmek, hayal etmektir. Bana inanmanı istemiyorum, beni kendinde hissetmeni istiyorum. Sevgilini öptüğünde beni hissetmeni istiyorum, küçük kızını yatırdığında, köpeğini okşadığında, denizde banyo yaparken.

Beni övmeyi bırak. Bencil bir tanrı olduğumu nasıl düşünüyorsun?

Övülmekten sıkıldım, teşekkür edilmekten bıktım. Minnettar hissediyor musun? Bunu kendine, sağlığına, ilişkilerine sor. Dünyaya göz kulak ol. İzlendiğini mi hissediyorsun?... Neşeni ifade et! Beni övmenin yolu bu.

İşleri zorlaştırmayı bırak ve benim hakkımda sana öğrettiklerini tekrar etmeyi bırak.

Emin olman gereken tek şey, burada olduğun, yaşadığın bu dünya harikalarla dolu.

Neden daha fazla mucizeye ihtiyacın var? Neden bu kadar çok açıklama var?

Beni dışında arama, beni dışta bulamayacaksın. Beni içinde bul, işte buradayım, senin içinde atıyorum.”

Spinoza

 

Spinoza’ya cevabım:

Camilerimiz her daim aydınlık ve ferah olmalarıyla bilinirler. Buna karşın namaz için temiz olması şartıyla tüm yeryüzü uygundur. Allah’a aşkını her yerde ifade edemeyen, zaten Allah’ı hiç yakınlaşmamış demektir.

Değil küçük oğlunun ve kızının, her bir ayrıntıda Allah’ı okursun. Kuran’daki ayetlerin her birini ayrı ayrı görürsün. Kuran nasıl ilahi bir mesaj olduğunu her bakışta farklı anlarsın. Allah’ı Kuran’da bulamazsın, Kuran ile Allah’ı bulursun.

Salt okyanustaki devasa dalgaların heybeti bile ürpermeye yeterlidir, hayranlıkla birlikte. En ufak bir sarsıntıda çaresizliğimiz ortada. Olabilecek tüm önlemleri dahi alsan, gözle görünmez bir eksik hepsini boşa çıkarmaya yeterliyken, o mükemmel dengeleri hafife almaktan nasıl korkmam? 

Doğrudur, çok zayıf yaratılıştayız nefsimiz itibarıyla, ancak bir o kadar da erdemli olma potansiyelimiz var. Bu bağlamda sevap ve günahlar bize verilen bu karmaşık yapımızı kullanma talimatından başkası değil. Bu arada doğru davranan inancına bakılmaksızın bu dünyada karşılığını alırken, inançlı yanlış davranınca yine inancına bakılmaksızın bu dünyada karşılığını görmektedir. Tövbe ise insan erdemlerinin en yükseğidir, yaptığın yanlışın farkına varıp düzelme isteğinin en yükseğidir. Samimi olması şartıyla. Sonsuza kadar helakı hak etmek içinse sonsuz rahmet kapısını bilerek ve isteyerek kapatmak gerek ki, Allah o kapıyı son ana kadar hep aralık tutmak ister en isyankâr kulu için bile.

Benzerlerine saygı göstermek kadar, benzer olmayanlara da bunu yapabilmek önemli. Ve kendimiz için istemediğimizi onlara yapmamak. Ama tam da bunu yapıyoruz, ayrıcalıklı yaşamlarımızla. Ya da yaşamlarımızı güzel ve rahatken bunu herkes için dilemek kolay da, böyle olmayanların aynı güzel duygular içinde olması zor. Ya da tüm güzellikleri kendi erdemlerimizden bilirken, aslında hepsinin bize verilmiş birer lütuf olduğunu unutarak, kibrin bin bir haline bürünüyoruz ve kendimizi buna layık ayrıcalıklılar olarak görüyoruz.

Tabii ki dindarlık skor değildir, hatta sayısız ibadetiyle kapısına gelenleri Allah’a geri çevirirken, tek samimi ve ihlâslı bir niyet kabul görebilmektedir. Zaten ibadetlerin hepsi yine kul ve onun yararı için. Allah’ın hiçbirine ihtiyacı yok. Ama kulun onları yaparken ulaştığı olgunluk mertebelerine ihtiyacı çok.

Eğer bu yaşam zevk almak, sevmek ve var olmak için insanın tek şansıysa, bu ancak hayatı rahat şartlar içinde olanlar için geçerli olabilir.  Dünyadaki sayısız aç, sefil ve mazlum için bunlar hiçbir şey ifade etmez. Kaldı ki o rahat şartlar, sağlık ve afiyetin var olmasına bağlıdır.  Hastalık ve kederde hiçbir anlamı kalmamaktadır. Ya da çok hızlı geçen seneler, daha o hayatın tadına tam varamadan seni sonbahar kıyısına atmaktadır. Yani bu şansın her halükarda çabuk tükenen bir şanstır.

Allah’ı kendinde hissedebilmenin, her hareketinde onunla olmanın tabii ki farklı yolları vardır. Hatta Allah ile kul arasındadır tümüyle. Ancak burada ne kadar nefsin payına düşer ne kadarı gerçektir, onu anlamak kolay değildir. En dindar olanında bile. Ancak inanmaktan geçmez mi tüm samimiyetimiz, neyle ilgili olursa olsun?

Allah’ın sıfatlarına gelince, onlar kulun o sonsuz mükemmelliği ve ahengi anlaması içindir. Ya da bir nebze olsun anlaması. “Âlemlerin Rabbi” tanımı bile evrenin sonsuz galaksileriyle bizim idrakimizi aşmaktadır. Allah’ın bize onu övmememize hiç mi hiç ihtiyacı yok, ama bizim onu anlamamız bu sıfatlardan geçiyor. Asıl övülmeyi seven insanının kendisidir, çünkü: İnsanların en büyük yanılgısı, bilimle keşfettikleri muazzamlıktan akıllarına fazlaca pay çıkartıp, kibirlenmeleridir.

“Beni dışında arama, beni dışta bulamayacaksın. Beni içinde bul, işte buradayım, senin içinde atıyorum”, demiş Spinoza. Doğru söylemiş, ama eksik kalmış. Allah’tan gelen en büyük mesajı olan kutsal kitabını/kitaplarını ve elçilerini reddederek, mucizeyi yok sayarak, aslında çok dar dünyevi bir alana sığdırmaya çalışıyor tüm maneviyatı. Kaldı ki mucizeler her daim vardır, hepimizin yaşamında da küçük büyük olmuştur. Ama onlar istisnadır her daim. Onlara bel bağlanmaz, en umulmadık anlarda çıkarlar hep karşımıza. Ama illaki vardırlar.

Tövbeye tekrar geri dönecek olursak, nasıl tövbe etmem ki sürekli olarak, dünyada bunca açlık ve sefalet varken? Birkaç saatlik açlık ve susuzluğu iftarda rahatça giderebilirken, bundan ömür boyu mahrum olanların bakışları kalbimi delip geçerken? Hesabı en zor verilecek olanlardandır bu haksızlıklardır. Tersinden de gönül kırdıysan eğer, kıldığın namaz namaz değildir denmişken, nasıl sürekli tövbe içinde olmam?

Spinoza “Tanrı” kavramına sevgi yaklaşımını katmaya çalışmış. 17 yüzyılda Amsterdam’da Yahudi olmak kolay olmamıştır kuşkusuz. Hahamlık eğitimi sırasında Yahudilikten uzaklaşarak felsefeye yönelmiş ve  Giordano Bruno ile Descartes’tan etkilenerek, Bruno’nun mistisizmiyle Descartes’ın rasyonalizmi arasında özgün bir sentez yapmıştır deniliyor.

Ben sadece bizim yaşadığımızın farklı bir dindarlık olduğunu göstermeye çalıştım. Sevgi ve korkunun bir arada olduğu ve farklı bir denge içerdiği. Kendisinin bakış açısıyla doğru gözükenlerin, farklı bakış açısıyla nasıl değişebileceğini.

Tabii ki çok genel oldu, ama yazıdaki yaklaşımlar da sonuçta öyle değil mi?

Zuhal Nakay

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

"Kendisinin bakış açısıyla doğru gözükenlerin, farklı bakış açısıyla nasıl değişebildiği" meselesi herkes için geçerli bir sorundur. Siz yüz milyonlarca Müslüman gibi doğru bakış açısının ancak Kuran ile mümkün olduğuna inanıyorsunuz. Spinoza ise kendi aklından yola çıkarak kendi düşüncelerini geliştirmiş ve bu nedenle de Spinoza olabilmiştir. Selamlar

Matilla 
 17.05.2020 14:14
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 104
Toplam yorum
: 93
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 575
Kayıt tarihi
: 24.08.13
 
 

Mimar / Blog Yazarı ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster