Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Temmuz '19

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
20
 

Spoiler; Ömer Ruhlu Çocuklar!

Şu meret dünyada en büyük nimettir insanlığını kaybetmemek. Etrafı karamsarlık, bedenimizi ümitsizlik sarmışken...

 

        Kapı açılır açılmaz annesinin kucağına atladı Ömer.

       -''Seni bir daha üzmeyeceğim anne.''  Oturup sırtını koltuğa yasladı koca kadın. Gözleri  doldu, etrafı süzdü birkaç saniye. Yaşını başını almış insanlar sus pus oldu. Ufacık çocuğun sesi bir yetişkin gibiydi, herkes saygı duymak zorunda kaldı. Neşeden eser kalmadı içeride, şakalar bitti, eller kollar bağlandı.

 

    On dört yıllık oturma grubunun rengi solmaya başlamıştı artık. Emekli ikramiyesiyle yapmak istediği ilk iş onları değiştirmekti Nesrin Hanım’ın. Yine her zamanki köşesinde otururken beklemediği bu durumdan kardeşinin imdadına yetişmesiyle kurtuldu.

  - Aç mısın Ömer? Okul nasıl geçti? Bak senin sevdiğin hindistan cevizli pastadan da var! Hadi oğlum! Ufacık çocuğun karşısında bu kadar mahcup düşmek kimsenin aklından bile geçmiyordu.

   - Hindistan cevizli mi Teyze! Hani nerde? Rahat bir nefes aldı Nesrin Hanım, oğlunun bu kadar çabuk büyümesine hazır değildi henüz.Yanaklarından süzülen 2 damla gözyaşını bir çırpıda silip durumu toparlamaya çalıştı;

-Sen yeterki iste oğlum ben hep yaparım...

.

.

.

   On sekizinci yaş günü Ömer'i heyecanlandırsa da annesi oğlunun büyümesinden, artık babasını hedef almasından çekiniyordu. Geçen hafta sormaya yeltendi ama gözleri dolmaya başlayınca annesinin vazgeçti Ömer. Henüz 2 yaşında annesi işteyken kapıyı çekip giden adam için bu yaşa gelmiş bir delikanlı potansiyel bir tehlikeydi.

 

   Bu yaş gününü kız arkadaşıyla geçirmek istedi, üzerine titrediği için geri çeviremedi Nesrin Hanım. Cebine iliştirdiği yüz lira ve yanağına kondurduğu öpücük ile uğurladı, dikkatli ol oğlum seni  seviyorum...

 

    El işlemesi eşarbını çıkarıp koltuğa kuruluverdi. Elmasını soyarken bir yandan eski Türk filmi merakına yenik düşüp film izlemeye koyuldu ihtiyar kadın. Gün boyu ev işlerinin yorgunluğundan olacak ki içi geçti, ne kadar uyuduğunu anlamadan baba yadigarı evin ahşap merdivenlerden bir çatırdı duyup irkildi. Sırılsıklam olan Ömer bir hışımla odasına koştu. Uyku sersemliğini üzerinden atıp yanına gitmek için doğruldu. Dizindeki ağrılara aldırış etmeden basamakları ikişer ikişer çıkıp içeri girdi.

 

  - Oğlum neden erken geldin ne oldu? Yatağına uzanmış canı sıkkın olduğu her halinden belli olan Ömer doğruldu, dizleri dibine oturan annesine dönüp;

 - Çocuklar anne babasının huylarını alırmış öyle mi anne? Ne demek istediğini anlamayan kadın ellerini iki yana açtı; ''Bu nerden çıktı oğlum şimdi?''

   - Okulda bunları öğrendiğimden beri düşünüyorum anne! Bu gece kız arkadaşımın yanında da düşündüm. Ya bende babamın huyunu alıp onu bırakırsam! Ya ben de ona bağırıp üzersem, el kaldırırsam? Ya benim yüzümden o da çocuğunu yalnız büyütmek zorunda kalırsa? O pezevenk için söylemek istediklerim dilimin ucunda ama neyse!

 - ''Baban bana bağırmazdı oğlum.'' öyle düşünme.

 - Teyzemle konuşurken duydum sizi, neler yaşadığını biliyorum anne! Ben o adamın sana yaşattıklarını kimseye yaşatmak istemiyorum bu gece de ondan erken döndüm, Ela’ya  babamı anlattım.. Seni üzmeyeceğim, bunu sana yaşatamam dedim koca gözlerine bakarak. Yine dayanamadı hemen düştü boncuk boncuk yaşlar gözlerinden... Ben babam gibi olmak istemiyorum onun huyunu taşımak istemiyorum anne!

 

   Korktuğu başına geldi Nesrin Hanım’ın. Ömer artık neyin ne olduğunu anlayacak yaşa gelip sorgulamaya başlamıştı. Bu kaçınılmaz sondu, başını öne eğdi ve üzerini örtüp oturma odasına geri döndü. Cam kenarına oturup göz yaşlarına hakim olamadı. Oğluyla gurur duydu ama geçmişin pişmanlığının verdiği yük ona oldukça ağır geliyordu artık.

 

    Erkenden kalkıp mükellef bir kahvaltı hazırladı gözleri şişmiş kadın. Ömer'in uyanmasını beklerken moralini yüksek tutmak  için nostaljik radyosunun frekansıyla oynayıp neşeli bir şeyler aradı. Büluğ çağındaki oğlu dışında kimsesi olmayan kadın onun da gitmesinden korktuğunu belli etmemeye çalışsa da her seferinde üzerine titrediği her halinden belliydi.

 

    Arka sokakta çalışan iş makinesinin sesine uyanan Ömer söylene söylene kalkıp elini yüzünü yıkadı.Sessizce merdivenlerden inerken uzun kahverengi saçlarını hemencecik toplayıp bir oh çekti. Kokuları takip edip mutfağa girdiğinde kendi için kahvaltı hazırlayan annesini gördü. Yüzünde aptal bir gülümseme oluştu ve boynuna sarıldı fedakar kadının.

 - Seni bir daha üzmeyeceğim sakın ağlama anne..!

.

.

.

 Uzak bir şehirde, kiralık bir evin küçücük çatı katında kocaman bir hayal kuruldu. Dışarıda yemek yemek yerine eve giderken alınan simidin manasına bir hayat adandı dört duvar arasında. Aşk adına eli tutulan adamın, çocukken başına bir şey gelmesin diye tutulan eli hatırına bir hayal. Kıymeti bilinecek bir koku uğruna...

 

                                                                                                                     

      

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 4
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 46
Kayıt tarihi
: 24.09.18
 
 

Hayal ettiğimiz insanlığı özleyen biriyim. Nezaket, rica ve saygı temennisiyle.. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster