Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Mayıs '07

 
Kategori
Futbol
Okunma Sayısı
395
 

Spor medyasındaki Goebbels'ler

Spor medyasındaki Goebbels'ler
 

Sevgili Futbolseverler,

Şampiyonluğun en önemli favorisi Fenerbahçe’nin ipi önde göğüslemesinden sonra, medyada dillendirilen “unlar elendi, elekler duvarlara” anonsları her nedense ayyuka çıktı. Basın-yayın organlarında estirilen hava, kalan iki haftanın “Şampiyonlar Ligi” ne dair önemini törpüler cinsten. Dikkatinizi çekerim, birkaç gündür Chelsea-Manchester United maçı örnek gösterilerek manipüle edilen Galatasaray-Fenerbahçe derbisinde istenilen kıvama gelindi sayılır. Fenerbahçe şampiyonluğunu ilan eder etmez Galatasaray cephesinin derbi maçta Fenerbahçe’yi alkışlaması gerektiği üzerine koca koca adamlardan sütun sütun yazılar okumaya başladık. Bunu yoğun bir anket bombardımanı ile “az gelişmişlik” konulu nutuklar takip etti. Bir yandan “Bu güzelliklerin bir yerlerden başlaması gerek. Galatasaray-Fenerbahçe maçıyla başlasın. Fenerbahçeli futbolcular ayakta alkışlansın.” cümleleriyle emir mi temenni mi olduğu anlaşılamayan konuşmalar, diğer yandan dostluk ve kardeşlik söylevleri... Geçen yıl son maçın son dakikalarında el değiştiren şampiyonluğun acısıyla görev bırakan, gündem değiştiren kesimler şampiyon Galatasaray’a bir tebrik mesajı bile yayınlamayı çok görürlerken, bir de baktık ki bu yıl tatlı su centilmeni oluvermişler. Tabii yerseniz...

“Rabbena, hep bana” zihniyetinin fair-play ile örtüşür bir tarafı var mıdır orası ayrı bir konu ancak okurlardan ricam kendi vicdan mahkemelerinde tam tersi bir mizansen tahayyül ederek, Türkiye’de aynı gelişmelerin yaşanıp yaşanmayacağı konusunda bir yargıya varmaları. Düşünün 32. hafta sonunda Galatasaray şampiyonluğunu ilan etmiş, Fenerbahçe de üst üste aldığı kötü sonuçlar sonrası ikinci Beşiktaş’ın arkasına düşmüş. Federasyona, hakem camiasına, yayıncı kuruluşa ve şampiyonluk yolundaki rakiplerine ayrı ayrı cepheler açan Fenerbahçe, hafta sonu evinde şampiyon Galatasaray’ı ağırlayacak. Acaba aranızda yönetimiyle, taraftarıyla, futbolcusuyla Şükrü Saraçoğlu Stadında Fenerbahçe’nin Galatasaray’ı alkışlayacağına inananınız var mı? Yoksa çok daha değişik (!) ve bugünkünün aksine yay gibi gerilmiş bir atmosferde maçın oynanacağını düşünenlerden misiniz? Eğer “Fenerbahçe de Galatasaray’ı alkışlardı.” diyebiliyorsanız, hemen söyleyeyim saflık derecesinde iyimsersiniz.
Peki, nasıl oluyor da konu Fenerbahçe olunca Türk spor medyası taraftarlar üzerinde bu denli başarılı “image shaping” uygulamalarına imza atabiliyor? Futbol kamuoyundaki genel kanıları tabladaki bir kil gibi ister saksı, ister vazo, ister güğüm ister ibrik formuna sokabilen bu düzenin, futbolseverin yararına hizmet ettiğini söyleyebilir miyiz? Sakın ola sözlerimden “Maçta kan gövdeyi götürsün, herkes tuttuğunu öpsün.” gibi bir art niyet çıkarılmasın. Galatasaray tabii ki Fenerbahçe’yi alkışlasın, hatta bu uygulama bir teamül halini alsın. Ancak bu teamüller Fenerbahçe’nin ilk başarısızlığından sonra unutulmasın, kaldırılıp çöpe atılmasın. Bu denli büyük camiaların birbirlerine karşı girişecekleri bu sevgi tezahüratlarını gereksiz bulmakla birlikte, yapılmasına karşı çıkacak kadar holigan görüşlerde de değilim. Ancak söz konusu Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray ise elzem olan sevgi gösterilerinden çok rakibe duyulan saygı olmalı diye düşünüyorum. Yoksa Fenerbahçe medyasınca dillendirilen “Hadi bizi alkışlayın.” dayatmalarının ve bu görüşün Goebbelsvari uygulamalarla kamuoyuna şirin gösterilmesinin ciddiye alınır bir tarafı yok.

Nazi Almanyası’nın propaganda dehası Joseph Goebbels’in “Ein Volk, Ein Reich, Ein Führer” (Tek halk, tek devlet, tek lider) sloganı gibi, ülkemizde de “Tek camia, tek kulüp, tek başkan” garabetine matuf çalışmalar “saman altından su yürütme” ciddiyetinde ve tabiri caizse çaktırmadan yürütülüyor. “Beşiktaşsız Fenerbahçe, Fenerbahçesiz Galatasaray olmaz.” önermesinin altını oyan ve temelinde renklerin faşizanlığı yatan bu çalışmaları yürütenler bazen öyle ters köşelere yatıyorlar ki, anlamak mümkün değil. Daha dün Lucescu’nun Fenerbahçe ile söz kestiğini yazanlar, Fenerbahçe kulübünden gelen “Geçmişteki söylemleri nedeniyle adı geçen kişinin kulübümüzde görev alması mümkün değildir.” açıklaması üzerine “Bravo! İlkeli duruş budur.” naraları atabiliyorlar. Üstelik işler kötü gittiğinde Zico’nun yaptığı ve tercümanı tarafından törpülenen açıklamaların Lucescu’nunkilerle birebir örtüştüğünü unutarak. Neresinden bakarsanız perhiz ve lahana turşusu meselesi...

Evvelce yazdığım gibi, hafta sonu oynanacak derbide Galatasaray’ın Fenerbahçe’yi alkışlaması gayet şık bir davranış olur. Ancak tam tersi bir durumda gündem başka bir zemine kayarsa, bu da tek kelime ile “riya” olur.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sevgili Cem, güzel bir konu ve güzel bir yazı. Kutlarım. Sende evlat, bende kuyruk acısı hikayesinde olduğu gibi böyle bir beklenti içinde olmak zor. İtalya ve Yunanistan gibi aynı coğrafi yapıda olan, aynı havayı koklayan ülkelerde benzer bir ortam oluşsa onlarda bizim gibi düşünür, karşı takımı Chelsea'nın yaptığı gibi, alkışlamaz. Bizde siyasette olduğu gibi sporda da amaç günü kurtarmaktır. GS son dakikada golü yemese gündem farklı olacak, bunlarlar hiç konuşulmayacaktı. Ben de bir FB li olarak gönlümden geçen bu dostluğun başlatılması, ama kim, ne zaman başlatır bilemem. Ancak bu adım hafta sonu atılmaz. Esen kalın.

İlyas Bayram 
 18.05.2007 9:42
 

Taş atana alkış yok. Chelsea örnek gösterilmesin. Oralarda sahaya su, para, çakmak yağmıyor. İyilik hak edene yapılır. Ama onların seviyesine düşüp sahaya yabancı madde atmak ta yok. Bu benim düşüncelerim.

Eşit Ağırlık 
 17.05.2007 21:24
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 235
Toplam yorum
: 233
Toplam mesaj
: 44
Ort. okunma sayısı
: 716
Kayıt tarihi
: 21.06.06
 
 

Yazar 1976 yılında İstanbul'da doğdu. Tüm eğitim ve öğretim hayatını burada tamamlayarak, 1999 yı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster