Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Temmuz '15

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
5025
 

Srebrenica Katliamı 'Çocukları küçük kurşunla öldürürler değil mi anne?'

Srebrenica Katliamı 'Çocukları küçük kurşunla öldürürler değil mi anne?'
 

Srebrenica Katliamı'nda o çocuğun sözleri kurşundan daha deliciydi


Yirminci yüzyılın sonlarına doğru tarihte yakın çağın en büyük katliamının yaşanacağı bir savaş yaşandı: Bosna Savaşı. Bosna-Hersek'te 1 Mart 1992 tarihinden 14 Aralık 1995 tarihine kadar sürmüş olan bu savaş, aslında bir savaştan çok bir soykırımdı. Tarihin utanç sayfalarına adını kanlı harflerle yazdıran bu katliamda kadın ve küçük yaşta çocukların da öldürüldüğü, belgelerle kanıtlanmıştır. Üç yıldan fazla süren Bosna Savaşı’nın Müslüman Boşnaklar için bilançosu ise; 100 bin ila 110 bin arasında şehit ve 2 milyon kadar insanın da yerini yurdunu terk ederek sürgüne gönderilmesi olmuştur. 
 
Bugün yine tarih sahnesinde tek suçu Müslüman ve Türk olmak olan bir halkın acısı düşecek satırlarımıza. Yakın dönem tarihin (1991-1995 Yugoslavya İç Savaşı -Hırvatistan Savaşı ve Bosna Savaşı) en dramatik olayı kuşkusuz “Srebrenica Katliamı”dır. 
 
16 Nisan 1993'te Birleşmiş Milletler'in “güvenli bölge” ilan ettiği Srebrenica, 11 Temmuz 1995'te General Ratko Mladiç komutasında, ağır silahlarla donatılmış Sırp Cumhuriyeti Ordusu (VRS; Vojska Republike Srpske) tarafından, Krivaja 95 adlı bir operasyonun sonucu ele geçirilmiştir. Adının operasyon olmasına bakmayın bu düpedüz bir soykırımdır ve on binlerce esirin en az 3872 tanesi (bilinen) şehit edilmiştir.  Tüm tarihçilerin söz birliği ettiği gibi Srebrenica Katliamı; 2. Dünya Savaşı'ndan bu yana Avrupa'da gerçekleşmiş en büyük toplu insan kıyımı olması ve Avrupa'daki hukuksal olarak ilk kez belgelenmiş soykırım olması açısından da büyük önem taşır. 
 
Srebrenica Neresidir?
 
Srebrenica, Bosna Hersek’in doğusunda Sırbistan sınırına 10 km. uzaklıkta bir Müslüman Boşnak kentidir. İsmini gümüş anlamına gelen “Srebren” kelimesinden alan Srebrenica, tarih boyu başta gümüş olmak üzere değerli maden rezervleriyle ve şifalı sularıyla ünlü bir kenttir. 1990’daki Yugoslavya nüfus sayımlarına göre 5.736 nüfusluk Srebrenica kenti yüzde 63.92 oranında Boşnak çoğunluğa sahipken; Sırplar sadece yüzde 28.4’ünü oluşturuyordu. Srebrenica’nın en büyük şanssızlığı bu iki etnik bölge arasında yer almasıydı. Birçok kaynakta ismi Srebrenica, Srebrenitsa, Srebrenitza şeklinde geçebilmektedir. Biz bu araştırmamızda daha çok Srebrenica ismini kullanacağız. 
 
Her Şey Doğu Bloğu’nun ve Berlin Duvarı’nın Yıkılmasıyla Başladı
 
1. Dünya Savaşı'nın ardından Josip Tito'nun liderliğinde kurulan komünist Yugoslavya Devleti 3 değişik din (Ortodoksluk, Katoliklik ve İslam) ve çok sayıda etnik grubu (Sırp, Hırvat, Boşnak, Arnavut, Sloven, Makedon) bir araya getiren bir ülkeydi. 2. Dünya Savaşı'ndan sonra Sovyet Bloğunda yerini aldı ancak zamanla bağımsız bir hale geldi. 
 
Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti için; 1980 yılında Josip Broz Tito'nun ölümü bir kırılma noktası oldu, ardından 1990 yılında da Sovyet Bloğu’nun parçalanmaya başlamasıyla; farklı etnik grupları Yugoslavya içinde bir arada tutmak imkansızlaştı. Bundan sonra (artan etnik çekişmeler, ekonomik bunalım ve Doğu Avrupa'daki değişiklikler nedeniyle) 1980'lerin sonlarından 2000'li yıllara kadar yaklaşık 20 yıl süren bir süreç başladı. Bu sürecin sonunda Yugoslavya; Bosna Hersek, Hırvatistan, Slovenya, Makedonya, Sırbistan, Karadağ ve Kosova olmak üzere yedi ayrı egemen ülkeye bölünecekti. 
 
Oyun Başlıyor
 
Doğu Bloğunun ve Berlin Duvarının yıkılmasının ardından da Batı’nın Balkanlar’daki çalışmaları, Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti bölgesinde meydana gelen savaşlarda oldukça etkili oldu. Yugoslavya'yı parçalamak üzere o dönemde Batı; siyasi, ekonomik, ideolojik ve askerî eylemlere girişecek, bunun sonucunda Yugoslavya'nın bir arada yaşamasının artık mümkün olmaması sağlanacaktı. Vatikan; Avusturya ve Almanya, Hırvatistan'ı Yugoslavya'dan ayrılmaya teşvik etmeye başladı.  Aralık 1991'e kadar Hırvatistan, Slovenya, Bosna-Hersek ve Makedonya bağımsız bir cumhuriyet olarak tanınmak için Avrupa Topluluğu'na başvuruyordu. 
 
25 Haziran 1991'de Slovenya ve Hırvatistan, Almanya ve İtalyanların desteklemesi ile bağımsızlıklarını ilan ettiler.
 
Eylül 1991'de de Makedonya, Şubat-Mart 1992'de Bosna-Hersek Devleti ülke çapında bağımsızlık ilan edilmesi konusunda bir referandum yaptı. Bosnalı Sırpların çoğunun boykot ettiği bu referandum, bağımsızlığın kabul edilmesiyle sonuçlandı. 5 Nisan 1992'de Bosna Hersek hükümeti bağımsızlığını ilan etti. 6 Nisan'da da ABD ve Avrupa ülkeleri Bosna Hersek'in bağımsızlığını tanıdılar. 
 
Anayurtları olan Sırbistan'dan kendilerini koparacağını düşünen ve büyük Sırbistan hayalleri olan Bosnalı Sırp'lar, Sırbistan'dan aldıkları askeri yardımlarla Bosna'da bir Sırp Cumhuriyeti kurduklarını ilan ettiler. 1991'in sonlarında Bosna-Hersek'te yaşayan Sırplar arasında yapılan bir referandumda ezici bir farkla Sırbistan ve Karadağ ile birlikte olma iradesi ortaya kondu. Ocak 1992'de Bosna ve Hersek Sırp Cumhuriyeti'nin kuruluşunu ilan eden Sırp milisler, Sırp olmayanlara karşı “etnik temizlik” politikası başlattılar. Kendi bölgelerinde bulunan Müslüman (Boşnaklar) ve Katoliklerden (Hırvatlar) bu bölgeyi terk etmelerini istediler. Bunu hızlandırmak içinse, özellikle halkın dayanma gücünü kırmak ve dehşet yaratarak insanların bölgeden derhal uzaklaştırmak için, insanlık dışı uygulamalara yöneldiler. Ya da daha anlaşılır bir dilde söyleyelim soykırım politikasına.
 
Nisan 1992 Bosna Hersek Savaşı Başladı
 
Bosna Hersek’in ilan ettiği bağımsızlık tarihi aynı zamanda bir savaş sürecinin de başlangıç tarihi oluyordu. Bu mücadele Bosna Hersek ülkesini yaklaşık dört yıllık bir savaşa sürükleyecek, 2. Dünya Savaşı'ndan sonraki dönemde Avrupa kıtası üzerinde yapılan en kanlı savaş olarak tarihin karanlık sayfalarında yer edinecekti. Savaş, 1995'te ABD'nin Dayton şehrinde yapılan Dayton Antlaşması'yla sona erecekti. 
 
28 Nisan 1992'de, artık bir kalıntıya dönüşmüş olan Federal Meclis'in kabul ettiği Anayasayla, Sırbistan ve Karadağ'dan oluşan Yugoslavya Federal Cumhuriyeti'nin kurulduğu ilan edildi. 
Böylece, Yugoslavya Nisan 1992'den itibaren Sırbistan ve Karadağ'dan oluşan ama Sırbistan'ın denetiminde olan bir federasyon hâline geldi. Bu yeni devlet eski Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti'nin devamı olduğunu iddia ettiyse de uluslararası toplum, yeni Yugoslavya'yı eskisinin devamı olarak görmeyi reddediyordu. Yeni Yugoslavya devleti ancak 1996'da bu iddiasından vazgeçti. 
 
Sırplar Soykırım Denemeleri Yapıyor
 
1992 Bosna Savaşı'nın başlamasıyla Sırbistan, Bosna-Hersek'in stratejik alanı haline geldi. Özellikle ülkenin doğu tarafı Avrupa Birliği tarafından “Yasak Bölge” ilan edildi. Bu bölge içinde Sırbistan'ın o zamanki başkenti Srebrenitsa da vardı. Bu da Bosna Hersek Silahlı Kuvvetleri için bir fırsat olarak değerlendirildi. Ayrıca Bosna Hersek'in bütün maddi varlığı olan en büyük maden ocakları da ülkenin tek geçim kaynağıydı. Bu durum da Sırplar için bir araç olarak değerlendirildi. Müslüman nüfusun çoğunlukta olduğu ve Sırp zulmüne karşı yetersiz imkânlarla karşı koymaya çalıştığı Srebrenitsa'da sonun başlangıcı böyle bir zamanda oluşuyordu. 
 
Yugoslavya'nın çöküşü üzerine 1992 yılında Sırplar; Bosna'da başlattıkları soykırımla doğuya  doğru hızla ilerledi ve nüfusunun yüzde 75'ini Müslümanların  oluşturduğu 36 bin nüfuslu Srebrenitsa'yı ele geçirdi. Birkaç ay sonra Boşnaklar kasabayı geri aldı.
 
Vase Miskin Sokağında Patlama: Yugoslavya'ya Karşı Ambargo
 
27 Mayıs 1992'de, kuşatma altında bulunan Saraybosna'da, Vase Miskin sokağında meydana gelen patlama sonucunda 17 sivil hayatını kaybetti, 108 kişi de yaralandı. Onlarca sivilin ölmesi üzerine İngiltere Başbakanı John Major, ABD Başkanı George H. W. Bush, Türkiye Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin ve başka siyasi liderler bir görüşme yaptı. Üç gün sonra, 30 Mayıs 1992'de, BM Güvenlik Konseyi, "Sırpların yaptığı ‘Ekmek bekleyen insanlara saldırı nedeniyle’ Yugoslavya Federal Cumhuriyeti'ne petrol satışının yasaklanması ve hava bağlantısının kesilmesini de kapsayan geniş bir ekonomik ambargo uygulanmasını kabul etti.
 
Sırplar İşkencelere Başlıyor
 
1992 yılını takip eden üç yıl boyunca Sırplar uluslararası hiçbir konvansiyona kulak asmayarak insanlık dışı uygulamalara devam ettiler. Her türlü işkence ve vahşi yöntemle soykırım yapıyorlardı. Daha savaşın ilk evrelerinde Nisan 1992’de Srebrenitza’nın hemen dışında bulunan Bratunac köyünde yaklaşık 350 Bosnalı Müslüman Sırp paramiliterleri ve özel polis güçleri tarafından işkenceyle öldürülecekti. 
 
Burada yaşananlar hakkındaki bilgiler, ancak aylar sonra katliam sırasında çekilen görüntülerin yayınlanması ile anlaşıldı. Sırpların uyguladığı bu siyasi vahşet dünyada duyulduğu zaman, düşünülenin tersine her ne kadar BM ve NATO desteğinde özellikle Sırplar hedef alınarak bir ambargo başlatılmış olsa da- Bosnalı Boşnakların kurtulma ümitlerini arttırmadı.
 
Çünkü hem Sırpların eski müttefikleri olan Rus'ların yardımı, hem de coğrafi olarak daha iç kesimlerde bulunan Bosnalı Müslümanlar'a göre daha avantajlı olmaları sebebiyle, bu ambargodan yine etkilenen Müslümanlar oldu. 
 
Müslüman Direniş Örgütü Ve Nasır Oriç
 
Miloseviç’in eski korumalarından Nasır Oriç’in kurduğu Müslüman Direniş Örgütü, ilk yıllarda Srebrenica’yı savundu. O dönemde Sırplar, dünyanın en büyük ordularından birine sahip Yugoslavya'nın, yani Yugoslavya SFC ordusunun tüm imkanlarını kullanıyordu. Demin de belirttiğimiz gibi uygulanan ambargo en çok Müslümanları etkiliyordu. Oriç yönetimindeki direniş örgütü bu ambargodan ötürü hafif silahlarla ve az sayıda mermi ile karşı koymaya çalışıyordu. Sırplar’ın ise bu ambargodan neredeyse hiç etkilenmediklerini söylesek yanlış olmaz. 
 
Zamanla dünyada yükselen tepkiler ve özellikle bazı destekçilerinin durumun vehametini anlamaya başlamaları ile birçok ülkede Bosna'ya Müslümanlar için yardım kampanyaları düzenlendi. Ancak Boşnakların şanssızlığı burada da devam etmiş, güvendikleri Müslüman ülkelerde kampanya paraları kendilerine ulaştırılmak şöyle dursun, başka politik amaçlar için kullanılmış ve büyük bölümü asla yerine ulaştırılmamıştı.
 
Boşnaklar ve Hırvatlar Savaşmaktan Vazgeçiyor
 
Savaşın ilk aylarından başlayarak Birleşmiş Milletler temsilcisi Cyrus Vance ve Avrupa Birliği temsilcisi Lord Owen savaşı durdurmak için taraflarla müzakereler yaptılar. Bosna-Hersek'i etnik açıdan 3 bölgeye ayıran çeşitli haritalar çizildi ve taraflara sunuldu (Sırplar, Boşnaklar ve Hırvatlar).
 
1994 yılında NATO uçakları BM'in ilan ettiği uçuş yasağını uygulamaya başladılar. Böylece Sırpların hava üstünlüğü kaybolmuş oldu. Mart 1994 tarihinde Boşnaklar ve Bosnalı Hırvatlar anlaşmaya vardılar ve birbirleriyle savaşmaktan vazgeçtiler.  
 
Ocak-Mart 1993 - Sırplar Boşnakların elindeki bölgelere karşı saldırıya geçti
Srebrenica ve Zepa, Sırpların elindeki bölgenin  oldukça içlerinde, düşman birlikler tarafından kuşatılmış bölgeler  haline geldi. Savaştan önce 24 bin civarı olan kentin nüfusu; diğer bölgelerden gelen mülteci göçleriyle 60 bin civarına gelmişti. Çevre bölgelerden kaçan Boşnakların göçü sonucu Srebrenica’da artık su, gıda ve tıbbi malzeme kıtlığı başladı. Çetnikler şehre yıllar boyunca yardım malzemesi, özellikle de tuz girişini bilinçli bir şekilde engelledi ve böylece Boşnaklar güçsüz bırakıldı. Yani Srebrenica’da Mladiç’ten önce açlık ve hastalıklar çoktan can almaya başladı. Artık Srebrenica 'açlık' ve 'hastalıklar' ile mücadele eden bir “Toplama Kampı”na dönüşmüştü. 
 
Nisan 1993 - Birleşmiş Milletler, Srebrenica, Zepa Ve Gorazde'yi ''Güvenli Bölge'' İlan Etti.
Yugoslavya'nın çöküşü üzerine 1992 yılında Sırpların Bosna'da başlattıkları soykırımın ardından bölgeye (zoraki) müdahale eden Birleşmiş Milletler tarafından güvenli bölge olarak ilan edilen 6 bölge arasında Srebrenica da bulunmaktaydı. BM Barış Gücü, bu bölgelere asker sevk etti ve Sırp  saldırıları durdu. Ancak Srebrenica etrafındaki Sırp kuşatması devam etti ve sonraki 2 yıl içinde çok az sayıda insani yardım konvoyunun kasabaya girmesine izin verildi. Müslümanların elindeki silahlar BM Barış Gücü tarafından koruma gerekçesiyle toplatıldı.
 
Sırplar Savaşın Biteceğini Anlayınca Srebrenica’ya Saldırıyor
 
Zamanla gücünü toparlayan Nasır Oriç liderliğindeki Müslüman Direniş Örgütü, Sırplara karşı koymaya ve bazı başarılar elde etmeye başladı. Bosna Savaşı’nın sonlarına doğru Müslümanların birçok cephede zafer kazandığı bir sırada öne çıkan Birleşmiş Milletler, Dayton Barış müzakerelerini başlattı. Savaşın sona ereceğini gören Sırplar, avantaj elde etmek için iki stratejik kent olan Gorajde ve Srebrenica’yı ele geçirmek amacıyla bu iki kente saldırdılar. Tarihin gördüğü en büyük katliamlardan birini tüm dünyanın seyirci bakışları arasında sergilediler. BM tarafından güvenli bölge olarak ilan edildikten iki yıl sonra Srebrenica, 1995 yılının yaz ayında 2. Dünya Savaşı’ndan sonra meydana gelen en büyük toplu soykırıma sahne oluyordu. 
 
Temmuz 1995 – Krivaya 95 Operasyonu 
 
Sırplar kasabayı ele geçirmek için ''Krivaya 95'' operasyonunu  başlattı. Karaciç, Srebrenica'nın alınması emrini verdi. Srebrenica'yı kuşatan Sırplar, BM barış gücündeki Hollanda  askerlerinin gözetleme mevzilerine saldırdı ve 30 kadar Hollanda  askerini rehin aldı.
 
10 Temmuz 1995 - Sırp Ordusu Srebrenica'ya Top Ateşine Başladı
 
Sırp ordusu kasabaya bombardımana yeniden  başlayacağı ve rehin Hollanda askerlerini öldüreceği tehdidinde  bulundu. Hollanda güçleri Sırplara, sabaha kadar geri çekilmezlerse NATO'nun hava saldırısı düzenleyeceğini belirtti. 
 
Ratko Mladiç komutasındaki Sırplar Srebrenica'ya olan saldırılarını sıklaştırdıklarında Müslümanlar'ın, toplanan silahlarını geri almak için yaptıkları başvuru, sorumlu Hollanda komutanı Thom Karremans tarafından reddedildi. 
 
11 Temmuz 1995'te NATO savaş uçakları Srebrenica etrafındaki Sırp tanklarını bombaladı. Ne hazindir ki; BM yalnızca iki F16'yı kent üzerinde bir uçuş yaptırmakla yetindi.
 
Hain Kumpas: Hollandalı Komutan Thom Karremans Kendisine Sığınan 25 Bin Mülteciyi Ve Şehri Sırplara Teslim Etti
 
Hollandalı askerler bir gece yarısı, Bosna'daki BM Barış Gücü Komutanı Fransız Generalden aldıkları emir doğrultusunda, kenti boşalttılar. Savaş sırasında şehrin güvenliğinden sorumlu olan Hollandalı Komutan Thom Karremans kendisine sığınan 25 bin mülteciyi ve şehri Sırplara teslim etti.  Daha sonra ortaya çıkan bir video kasetinde Sırp generalin kenti boşaltan Hollandalı komutana bir hediye verirken görüntüleri çekilecekti.
 
Bir hafta süren katliam 2. Dünya Savaşı'ından sonra insanlığa yapılan en büyük suç olarak arşivlerde yerini aldı.
 
Srebrenica, 11 Temmuz 1995'te Ratko Miladiç'e bağlı Sırp birlikleri tarafından işgal edildi. 11 Temmuz 1995 - Ratko Mladiç komutasındaki VRS birlikleri Srebrenica’ya  girdi. Mladiç; silahlarından arındırılmış kente hiç zorlanmadan girdi. Burada dikkat çeken başka bir unsur ise Bosna Sırp ordusunun dışında katliama “Akrepler” olarak tanınan Sırbistan özel güvenlik güçlerinin de katılmasıydı.
 
Sırp Kasapları Osmanlı Torunlarından İntikam Alıyordu  
 
Ratko Mladiç komutasındaki VRS birlikleri Srebrenica’ya  girerken Mladiç kameralara şunları diyordu: “Bugün 11 Temmuz 1995. Sırplar için kutsal bir günün yıl dönümünü kutlamadan önce Sırp Srebrenitsa'dayız. Bu kenti Sırp milletine armağan ediyoruz. Osmanlı’ya karşı gerçekleştirdiğimiz ayaklanmanın anısına, Türklerden öç alma vakti gelmiştir.” 
 
11 Temmuz 1995 Srebrenica Soykırımı Başladı
 
Sırp askerleri yaklaşık 25.000 kadın ve çocuğu ayırarak, otobüslerle Boşnakların elindeki Kladanj bölgesine gönderdi. Srebrenitsa'nın Tanjarz Kırsalı'nda tam 10 bin kişiyi esir alan askeri grup Mladiç'in emriyle esirleri öldürmeye başladı. Otobüs ve kamyonlara bindirilen Boşnaklar ormanlık alanlarda, fabrikalarda ve depolarda katledildi. Sırplar topladıkları Boşnaklara günlerce sistematik işkence yapmış ve öyle katletmişti. müslümanları, evlatlarının kardeşlerinin gözleri önünde öldürdükten sonra, cesetlerini yine onlara gömdürdüler. Tarih sahnesine bu vahşi kıyım Srebrenica Katliamı olarak geçecekti.
 
Sırp vahşeti Avrupa'dan yüz bularak doruğa çıktı ve tam 5 gün süren katliamda bilanço 8372 Müslüman Boşnak olarak tespite edildi. Kalan 2700 kişi serbest bırakıldı. 
 
Sırp askerleri cesetlerin kimlikleri tespit edilmesin diye cesetleri parçalayarak iskeletlerini çıkartı. Daha sonra bu cesetler krematoryumda yakıldıktan sonra Lahey Mezarlığı'na ve ülkedeki sayıları 64'ü bulan toplu mezarlara gömüldüler. 2015 yılı itibariyle öldürülen 8 bin 372 kişiden sadece 6 bin 377'sine ulaşılabildi. 
 
(Aslında Srebrenica Katliamında öldürülenlerin kesin sayısı bilinmemekle birlikte BM'nin eski Yugoslavya Savaş Suçları Mahkemesi savcısı, 7 ila 8 bin kişinin öldürüldüğünü belirtmiştir. Bosna Sırplarının hükümetinin hazırladığı bir raporda ölü sayısı 7 bin 779, Boşnak hükümetinin raporunda ise 8 bin 374'den fazla olarak gösterilmektedir. Şimdiye kadar Srebrenica etrafında 42 toplu mezar bulunmuş ve uzmanlara göre 22 bölgede daha toplu mezar olduğunu tahmin edilmektedir. Şimdiye kadar 2 bin 70 kurbanın kesin kimlik tespiti yapılırken, 7 binden fazla ceset torbasında ise parçalanmış ceset parçaları kesin kimlik tespiti için bekletilmektedir. Cesetler toplu mezarlara atılırken parçalandığı için kimlik tespiti güçlükle yürütülmektedir. Ayrıca Sırplar katliamı gizlemek için bazı cesetleri ilk gömüldükleri toplu mezarlardan çıkarıp, başka yerlere tekrar gömdüklerinden katliamla ilgili deliller bozulmuş ya da yok olmuştur. 1992-1995 arasında Uluslararası Kızılhaç Örgütü verilerine göre Bosna-Hersek'te 312.000 kişi hayatını kaybetmiştir. Bu kayıpların 200.000 kadarı Boşnak halkına ait olup Bosnalılar dünyanın gözü önünde ve Avrupa'nın göbeğinde sistematik bir soykırıma tabi tutulmuştur. Sadece Srebrenica'da olanlar hakkında elle tutulur delillerin varlığı söz konusu olsa da, çok yakın tarihte gerçekleşen soykırımı aydınlatmaya yetmemektedir.)
 
Srebrenica’lı Müslüman Boşnak Erkeklere Ne Oldu?
 
Srebrenicalı Boşnak erkekleri konusunda çeşitli versiyonlar vardır:
 
Uluslararası kamuoyunda kabul gören versiyona göre;  
 
13 yaş ile 70 yaş arasındaki yaklaşık 8 bin Boşnak erkek kurşuna dizilerek toplu mezarlara gömüldü. Srebrenica Katliamı, Aliya İzzetbegoviç tarafından "2. Dünya Savaşı'ndan sonra Avrupa'nın gördüğü en vahşi katliam" olarak nitelendirildi. 26 Şubat 2007'te Lahey Adalet Divanı da bu katliamı bir 'soykırım' olarak kabul etti.
 
Sırpların İddiaları ve Zepa (Jepa) Saldırısı
 
Sırplar; Srebrenica Soykırımı'nın NATO askeri müdahalesini haklı göstermek için İzzetbegoviç ve Clinton tarafından uydurulduğunu, olaylarda ölenlerin sayısının 2-3 kat şişirildiğini, öldürülenlerin çoğunun da aslında Boşnak ordusuna mensup askerler olduğunu iddia etmektedir. Onlar konuyla ilgili olarak “Aksine Zepa (Jepa)'nın düşmesi, Yugoslav iç savaşı tarihine ilişkin az bilinen olaylardan biridir. Sırplar, Srebrenica'nın zaptından iki gün sonra Jepa'ya karşı Stupcanica 95 Operasyonu başlattı, ancak 25 Temmuz'da kenti zapt edebildi. Jepalı siviller ve yaralılar Kladanj ve Saraybosna'ya gönderildi. 285. Tugaya mensup askerler tutuklanarak Sırbistan'daki askeri esir kamplarına nakledildi. Daha sonra Sırplar ile Boşnaklar arasında esir değişimi yapıldı. Albay Avdo Paliç, Zepa'nın düşmesinin tek kriminal kurbanı oldu. 27 Temmuz'da, Jepa`daki bir UNPROFOR kampında, resmi görüşmeler sırasında, Paliç ortadan kaybolmuştur. Bosnalı Sırplara yönelik 30 Ağustos-14 Eylül 1995 yılında gerçekleştirilen NATO saldırısının resmi gerekçeleri, BM koruması altındaki Srebrenica ve Zepa'nın düşmesi, Srebrenica soykırımı iddiaları ve ikinci Markale Katliamı şeklindeydiler. 
Boşnak ve Hırvat güçlerinin, NATO'nun de hava desteği vermesiyle, Güney-Batı Bosna ve Ozren'in ele geçirilmesi sağlandı. Bosna Sırp mevzilerinin büyük bir bölümünü tahrip edildiğinden, 9 Sırp kent düştüğünden ve Banya Luka düşebileceğinden Sırp Cumhuriyeti teslim olmak zorunda kalmıştı. Bu kapitülasyon Sırp Cumhuriyeti bağımsızlığının yitirmesi, NATO’nun Bosna-Hersek'i işgal etmesi, Saraybosna'nın Bosna-Hersek Federasyonu'na dahil edilmesi ve 110.000-120.000 Saraybosnalı Sırp'ın sürgününün yolunu açmıştır. Bosna Savaşı Sırplar için tam askeri, politik ve psikolojik yenilgiyle sonuçlanmıştır.” Açıklamalarına benzer açıklamalar yapmıştır.
 
Soykırımın Sırp Olmayan Destekçileri 
 
Katliamları gerçekleştiren Sırp Milislerin nereden yardım aldıkları konusunda çeşitli iddialar bulunmaktadır. Ancak Bosna Savaşı sırasında meydana gelen bazı olaylar, kuşkuya yer bırakmaksızın Sırp katliamcıların işlerini kolaylaştırmıştır. Bunların bazıları:
 
1. BM'nin Srebrenica'yı korumakla görevlendirilen 700 Hollanda askeri, bölgeye "güvenli" olma güvencesi ile sığınmış 8000 kadar Bosnalı Müslüman’ı, katledilecekleri bilindiği halde Sırp milislere teslim etmiştir. Kendilerine göstermiş oldukları "üstün hizmet" sebebiyle daha sonra madalya töreni düzenlenmiş ve ödüllendirilmiştir.
 
2. Fransız AFP ajansına göre, bir grup Yunan sempatizan, Srebrenica Katliamında Sırp milislerle beraber Bosnalı Müslümanları katletmiştir. Haberi bazı Yunan kaynaklı siteler de teyit etmektedir.
 
3. NATO'nun BM gözetiminde yaptığı Sırplara yönelik hava harekat planlarını, Fransa'nın Sırplara sızdırdığı konusunda ciddi kuşkular bulunmaktadır. 
 
4. Bosna Devleti’ne yardım için bazı ülkelerde düzenlenen yardım kampanyaları hakkında ciddi suçlar içeren haberler yayınlanmıştır. Türkiye'de toplanan paralar ile ilgili olarak dönemin Başbakanı, koalisyon ortağı olduğu partiye paraların yerlerine ulaştırılmadığı yolunda suçlamalarda bulunmuştur.
 
İlk Toplu Mezarı ABD’li Gazeteci Ortaya Çıkardı
 
Srebrenica çevresindeki ilk toplu mezarları ortaya çıkararak Pulitzer Ödülü kazanan Amerikalı gazeteci David Rohde bu tavrı eleştirerek şöyle dedi: “Uluslararası camia taraflı bir şekilde binlerce insanı silahsızlandırmış ve sonra da onları en azgın düşmanlarına teslim etmiştir. Srebrenica, uluslararası camianın felaketin uzağında durduğu bir durum değildir. Aksine, uluslararası camianın eylemleri katilleri cesaretlendirmiş, onlara yardım etmiş ve işlerini kolaylaştırmıştır. Srebrenica’nın düşmesi gerçekte olması gereken bir durum değildi. Binlerce iskeletin Doğu Bosna’da oraya buraya saçılmasına hiç gerek yoktu. Binlerce Müslüman Bosnalı çocuğun Sırplar tarafından boğazlanmış babalarının, dedelerinin, amcalarının ve kardeşlerinin hikayesi ile büyümesine hiç gerek yoktu.”   
 
Bosna Savaşını Bitiren Dayton Antlaşması (14 Aralık 1995)
 
28 Ağustos 1995'te Saraybosna'daki Markale pazarına atılan bombanın patlaması sonucu 37 kişi öldü, 90 kişi de yaralandı. 30 Ağustos 1995'te, en son UNPROFOR askeri de Bosna Sırp topraklarından ayrılır ayrılmaz NATO uçakları Sırp Cumhuriyeti’nde seçilmiş bazı hedeflere bir dizi hassas vuruş yaptılar. Bosna Sırp askeri birliklerine yönelik NATO bombardımanı için gerekçe olarak Markale'deki silahsız Boşnaklara karşı saldırı ve Srebrenitza katliamı gösterildi. Hırvat, Boşnak ve NATO saldırıları karşısında uzun süre dayanamayan Sırp birlikleri, Ekim ayında teslim olmak zorunda kaldı. 
 
NATO baskılar sonucu İzzetbegoviç, Tudjman ve Miloseviç anlaşma masasına oturdular. 21 Kasım 1995'de Dayton Antlaşması kabul edildi. 14 Aralık 1995'te bu antlaşmanın son halinin imzalanmasıyla birlikte, Bosna Savaşı son bulmuş oldu.  Bosna Savaşı’nı sona erdiren Dayton Anlaşması, Paris’te 14 Aralık 1995'te imzalandı. 300 bin kişinin ölümüne ve yüz binlerce sivilin yurtlarından göçmesine neden olan dört yıllık savaşı durduran bu anlaşma, dönemin ABD Balkan Özel Temsilcisi Richard Holbrook’un başkanlığında ABD’nin Ohio eyaletine bağlı Dayton adlı kasabadaki bir hava üssünde haftalar süren müzakerelerden sonra karara bağlandı. 
 
Bosna-Hersek Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç’in ifadesiyle ‘Adil Olmasa da Olabileceğin En İyisi’ olan bu anlaşma, türünün tek örneğidir. Anlaşmanın bir bölümü Bosna-Hersek Devleti’nin anayasal yapısını ortaya koyarken, Bosna-Hersek adı verilen yeni bir devlet altında son derece karmaşık ve çok katmanlı bürokratik bir yapı öngörülmüştü. Anlaşma neticesinde Bosna-Hersek Federasyonu ve Sırp Cumhuriyeti adında iki entite oluşturulmuş, etnik temellere dayalı entiteler üzerinde ise zayıf bir otoriteye sahip merkezi bir hükümet modeli ve etnisiteleri yansıtan ortak kurumlar meydana getirilmiştir. Birbirleriyle savaşmış üç etnik toplumun yeniden bir arada yaşamasını ve Bosna-Hersek’in tüm kurumlarıyla işlemesini amaçlayan Dayton Barış Anlaşması’nın sivil yönlerinin uygulanmasına ilişkin sorumluluk ise Yüksek Temsilciliğe verilmiştir. 
 
Soykırım Sonuçları
 
Bosna-Hersek Cumhuriyeti'nin bağımsızlığını ilan etmesi ve devlet içindeki Sırp'ların ayrılıkçı bir hareket başlatarak bu hareketi Sırbistan destekli bir iç savaşa döndürmesi ile katliamlar siyasi amaçlı olarak yapılmıştır.
 
Bu katliamlar sonucunda
 
1.Bosna-Hersek devleti Sırplar ve Bosnalı Müslümanlar arasında paylaştırılmıştır.
 
2. Açılan mahkemelerde, katliamcıların Soykırım suçu işlediklerine kadar verilmiş olmasına rağmen, suçlar bireyselleştirilerek, katliamın esas planlayıcısı olduğu iddia edilen Sırbistan Cumhuriyeti'nin sorumluluğunun olmadığına hükmedilmiştir. 
 
3. Bu durumda öldürülen binlerce Bosnalı Müslüman’ın aileleri tazminat alamayacak durumu düşmüşlerdir. 
 
4. Katliamların dünyada duyulması ile Avrupa'daki Hrıstiyan devletlerin, kıtada Müslüman bir devlet daha istemediği kanısını güçlendirecek gelişmeler yaşanmıştır. 
 
5. Avrupa güçleri, kendilerine çok yakın konumda bulunan sorun bölgelerine müdahale edememiş, gerekli koordinasyon ve harekat planlaması hem NATO hem Avrupa Birliği ülkelerince yapılamamıştır. Bu durum özellikle Avrupa Birliği ülkelerinin askeri yönden hala ABD'ye bağımlı olduğu yönündeki iddiaları güçlendirmiştir. Özellikle Fransa liderliğindeki bazı ülkeler Avrupa'nın kendi ordusunu kurmasının bu gibi sorunlara daha etkin ve gerçekçi müdahaleye imkân sağlayacağı yönünde görüşler üretmeye başlamışlardır. 
 
6. İnsan hakları ve barış çığırtkanlığı yapan Avrupa Devletleri, katliamlara engel olamadıkları için, gelişen sosyo-politik olaylara yön verebilme kabiliyetlerinin düşündükleri kadar etkin olamayabileceğini dünyaya ispatlamıştır.
 
Yugoslavya’nın Dağılması 
 
Nisan 2002'de Yugoslavya Parlamentosu Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından savaş suçu işlemekle suçlanan herkesin mahkemeye teslim edilmesini kararlaştırdı. Aynı yılın Mart ayında Sırbistan ve Karadağ, aralarındaki birliği gevşeten bir düzenlemeye gittiler. Bu düzenlemeyle “Yugoslavya Federal Cumhuriyeti” olan ülkenin adı Şubat 2003'ten itibaren “Sırbistan-Karadağ” adını aldı. Bu düzenleme gereği Mayıs 2006'da Karadağ'da yapılan oylama sonucunda %55.5 oranında bağımsızlık yönünde karar çıktı. 3 Haziran 2006'da Karadağ'ın, iki gün sonra da Sırbistan'ın bağımsızlığını ilan etmesiyle Sırbistan-Karadağ'ın varlığı da sona erdi. Sırbistan ve Karadağ’ın ayrı iki bağımsız devlet olması ardından Yugoslavya SFC’den geri kalan iki özerk bölge Kosova ve Voyvodina, Sırbistan’ın toprakları içinde kaldı. 2008 yılındaki tek taraflı bağımsız ilanı ile Sırbistan yönetiminden ayrılan Kosova’dan sonra, özerk yapıda kalan tek bölge Voyvodina’dır.   
 
Lahey Adalet Divanı Kararları (26 Şubat 2007)
 
Eski Yugoslavya'da işlenen savaş suçları için Boşnaklar, ilk kez BM’nin en üst mahkemesi sayılan Lahey Adalet Divanı’na Srebrenitsa Katliamı’ndan çok daha önce, 1993 yılında yaptılar. Mahkemenin başvuru karşısındaki tek tavrı soykırımın önlenmesi için taraflara yapılan çağrıyı açıklama olmuştur. Lahey Adalet Divanı bir hafta süren katliamın bir 'soykırım' olarak kabul etti; ancak Sırbistan'ın sorumlu tutulmayacağına karar verdi. 
 
Boşnakların ikinci başvurusu ise 2003 tarihinde yapıldı. Başvuruyu değerlendiren Lahey yargıçları bir senelik bir sürecin ardından 26 Şubat 2007 de beklenen kararı açıkladı.
Mahkemenin aldığı kararlar özetle şu şekildedir: 
 
1. Mevcut uluslararası hukuka göre, sorumluğu bulunan kişi ve kurumlarıyla Sırbistan soykırım yapmamıştır. 
 
2. Sırbistan, soykırım işlemek için plan yapmamış, soykırım eylemini kışkırtmamıştır.
 
3. Sırbistan, BM Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırma Sözleşmesi'ne göre yükümlülüklerini ihlal ederek, soykırıma iştirak etmemiştir. 
 
4. 1995 Temmuz’unda Srebrenitsa'da meydana gelen soykırım konusunda, Sırbistan BM Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırma Sözleşmesi'ne göre soykırımı önleme yükümlülüğünü ihlal etmiştir.
 
5. Sırbistan, Ratko Mladiç'in soykırım ve soykırıma iştirak suçlamaları nedeniyle yargılanacağı eski Yugoslavya için kurulan uluslararası savaş suçları mahkemesine teslim edilmemesi ve mahkemeyle tam bir işbirliği yapmaması nedeniyle BM Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırma Sözleşmesi'ne göre yükümlülüklerini ihlal etmiştir 
 
6. Sırbistan, eski Yugoslavya için kurulan uluslararası savaş suçları mahkemesine soykırım ve başka suçlarla itham edilen kişilerin teslimi ve mahkemeyle tam bir işbirliği konularında yükümlülüklerini yerine getirecek acil tedbirler almalıdır 
 
7. Davada mali tazminat uygun bulunmamıştır, Bu kararlarla Sırbistan'ın soykırım konusunda bir yükümlülüğü bulunmadığına karar verilmiş ve Bosnalıların bekledikleri tazminata açılan yol kapanmıştır. Lahey Mahkemesi'nin, Sırbistan'ı suçlu bulmamış olmasına rağmen, Eski Yugoslavya Savaş Suçları Mahkemesi Bosna'da işlenen suçların soykırım olduğunu kabul etmiştir. Bu mahkemede sorumlu olduğu düşünülen kişilerin yargılamaları devam etmektedir. Lahey’deki bu mahkeme, iki Bosnalı Sırp subayı soykırımdan suçlu bulmuş, General Radislav Krstiç ise, 35 yıl hapis cezasına çarptırılmıştır. Albay Vidoje Blagojeviç kendisi hakkındaki 18 yıl hapis cezasını temyiz etmeiştir. Eski Sırp Lideri Miloseviç ise yargılanırken ölmüştür. Diğer iki Bosnalı Sırp yetkili, Radovan Karadziç ve General Ratko Mladiç ise, Sırbistan'a yapılan tüm bu kişileri korumamaları yönündeki çağrılara karşın bulunup mahkeme önüne çıkarılamamıştır. 
 
Karadziç’in Yakalanması
 
21 Temmuz 2008 gecesi düzenlenen bir operasyonla Karadzic Sırbistan'da yakalandı. Ancak bu esnada Mladiç henüz bulunamamıştır. Bosna'da meydana gelen iç savaş sırasında Sırp ordusunun yapmış olduğu katliamın arkasındaki itici güç Sırbistan Demokratik Partisi ve lideri Radovan Karadziç'ti. Parti bağımsızlık ilanı ile birlikte hükümetten de çekilerek yasadışı bir örgüt gibi çalışmalarını yürüterek, Müslüman bölgelerinde katliamları yapmışlardı. 
 
(Sırp Ilıca bölgesinde Bosna Otelinde faaliyet gösteren parti lideri Radovan Karadziç ve arkadaşlarını korumakla görevli Sırp militanların Üniformalarında Sırbistan bayrağı ve Çetniklerin kullandığı madeni bir para büyüklüğündeki siyah renkli bir arma bulunmaktaydı. Bütün bu katliamları gerçekleştirmek için gereken ekonomik ve askeri güç temelde Federal Yugoslavya Ordusu'nda bulunuyordu. Ancak bu gücü yönetebilecek yetki ise Sırbistan'daydı. Dolayısıyla katliamları gerçekleştiren Sırp milislerin Sırbistan ile bağlantılı olmamalarına imkân yoktu. Sırp militanları ve Sırbistan Federal Ordusu arasındaki bu işbirliği kanıtlanamamıştır. Unutulmaması gereken en önemli hususlardan birisi de, SDS'nin bu faaliyetlerine birçok Sırp ordu ve hükümet yetkilisi muhalefet etmiş ve o zor koşullara rağmen görevlerini bırakmışlardır. O dönemde yapılan bazı Türk gazetecilerinin bölgedekilerle yaptıkları röportajlarda, Bosna'da yaşayan 1,3 milyon Sırp nüfusun sadece yüzde 10'u yani 130 bin kişinin Sırbistan ile birleşmek istedikleri düşündükleri rapor edilmiştir.)
Bosna Savaşı'nda işlediği soykırım ve savaş suçlarından dolayı Karadziç' hakkında Lahey'deki Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından dava açıldı. Hakkında ABD hükümeti tarafından 5.000.000 dolarlık ödül vaat edilmiş, 21 Temmuz 2008 tarihinde yakalanmış olup 30 Temmuz 2008'den beri Lahey'de tutuklu bulunan Karadziç için, 2014 yılında Uluslararası Lahey Savaş Suçluları Mahkemesi savcıları tarafından, ömür boyu hapis cezası talep edildi.  Karadziç'le birlikte ölen eski Yugoslavya Devlet Başkanı Slobodan Miloşeviç ve General Ratko Mladiç hakkında, her üçünün de 1992'de Yugoslavya'nın dağılmasından sonra Bosna-Hersek'te Müslümanlara ve Hırvatlara karşı, ortak etnik temizlik başlattıkları gerekçesiyle dava açılmıştı. 
 
Mladiç’in Yakalanması
 
Saldırının baş sorumlusu General Ratko Mladiç, Sırbistan İstihbarat Teşkilatı tarafından 2011 yılında yakalandı. Katliamdan yaklaşık 13 yıl sonra Bosnalı Sırp komutan Ratko Mladiç, kaçak olarak yaşadığı Sırbistan'ın Sermiyan köyünde bulundu. Lahey'deki uluslararası savaş suçları mahkemesince 16 yıldır aranan Mladiç'in yakalanmasına yönelik Sırp istihbaratının çalışmalarının ardından özel polis birlikleri, Zrenyanin kenti yakınlarında Lazarevo köyüne operasyon düzenledi ve "Milorad Komadiç" sahte kimliğini kullanan Mladiç yakayı ele verdi. BM Güvenlik Konseyi kararıyla kurulan Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi'nce yapılan açıklamada, Mladiç'in, Sırbistan'ın iç hukuku gereğince yerine getirilmesi gereken hukuki süreç tamamlandıktan sonra Lahey'e sevk edileceği, bu transferin sabırsızlıkla beklendiği belirtildi. 
 
(Soykırım sorumluları Lahey Uluslararası Ağır Ceza Mahkemesi'nde 1 hafta yargılandıktan sonra haklarında tutuklama kararı çıkmıştır. Davada Sırp Partisi lideri Radovan Karadzic, Sırp Ordusu Generali Radko Mladiç, Vujadin Popoviç (Bosnalı Sırp komutan), Ljubisa Beara (Genelkurmay Başkanı), Drago Nikoliç (Güvenlik şefi), Ljubomir Borovcanin (Özel polis müdürü), Radivoje Miletiç (Genelkurmay Başkan Yardımcısı), Milan Gvero (Komutan yardımcısı, Vinko Pandureviç (Tugay komutanı) Bosna Savaşı sırasında Srebrenitsa'da sekiz binden fazla sivilin katledilmesinden sorumlu oldukları iddiasıyla haklarında dava açılmıştır ayrıca Mladiç'in cezası müebbet hapis olarak belirlenmiştir. Srebrenitsa Katliamı'nın baş sorumlusu olarak görülen Ratko Mladiç ise Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi'nde yargılanmaya devam ediyor.)
 
Yıl 2015 Gelinen Durum 
 
Srebrenica Katliamı’nın 20. yıldönümü sebebiyle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne getirilen ve olayı soykırım olarak niteleyen tasarı Rusya tarafından veto edildi. Rusya, BM Geçici Temsilcisi Vitaly Churkin tasarı metninin bölgede tansiyonu daha da yükseltmekten başka bir işe yaramayacağını gerekçe göstererek veto etti. 15 Güvenlik Konseyi üyesinden 10’u Srebrenica’da yaşananları soykırım olarak tanımlayan metni onaylarken Çin, Nijerya, Angola ve Venezuela çekimser kaldı. 
 
Srebrenica Katliamının 20. Yıl dönümünde katledilen 136 şehidin cenazesinin bulunduğu tabutlar, savaş sırasında BM bünyesindeki Hollandalı askerlerin üs olarak kullandığı eski akümülatör fabrikasından alınarak Potoçari Anıt Mezarlığı'na taşındı. Potoçari Anıt Mezarlığı'nda defnedilen soykırım kurbanlarının sayısı böylece 6 bin 377'ye yükseldi. Öldürülen 8 bin 372 kişiden 1995 kişinin ise hala cesedine ulaşılamadı. 
 
Srebrenica Yarası Asla Kapanmayacak 
 
Srebrenica Katliamının tek cümleyle özetidir bu söz.  Sırbistan sınırına 10km uzaklıkta Boşnak şehri Srebrenica’da yaşayan, adını kimsenin bilmediği ve artık asla da bilemeyeceği bir çocuk sormuş bu soruyu annesine. Ve o kara gün yapılan katilamda, 11 Temmuz 1995 tarihinde henüz 4 yaşındayken öldürülmüş. Bu cümle ile insan insanlığından, aldığı nefesten, içtiği sudan, yediği yemekten, attığı her kahkahadan utanmaz mı, kanı donmaz mı, bu cümle hangi vicdan sahibini gözyaşlarına boğmaz? Srebrenica yarasını hangi merhem sarar? O öyle bir yaradır ki; her kanadığında tüm insanlığın kulaklarına 4 yaşında küçük bir çocuk eğilip fısıldar. O fısıltı ki yüreklerde bir çığlığa dönüşür: “Çocukları Küçük Kurşunla Öldürürler Değil mi Anne?”
 
Araştırmacı Yazar: Neslihan Sultan PALA 
 
YARARLANILAN KAYNAKLAR 
 Srebrenitsa Katliamı http://www.uhim.org/images/tarihte/1277376583.pdf 
“İki Eski Subaya Ömür Boyu Hapis” 
http://www.dw.com/tr/iki-eski-subaya-%C3%B6m%C3%BCr-boyu-hapis/a-18226183
“Rusya Srebrenica’da yaşananlara ‘soykırım’ demedi”  
http://tr.euronews.com/2015/07/08/rusya-srebrenica-da-yasananlara-soykirim-demedi/   
“Boşnak Soykırımı-Srebrenica Katliamı” 
http://www.1haber.com/video/1995-srebrenitsa-katliami-nasil-oldu-belgeseli-bilanco
Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin Srebrenitsa'da soykırım olduğu sonucuna vardığı dava (Savcı v. Radislav Krstic), 14 Nisan 2004, 
Srebrenica Soykırım, Mehmet Koçak, Batu Yayıncılık, 
 
Abdülkadir Güler bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Diline sağlık Neslihan Sultan Hanım. Haksız yere ölenleri rahmetle anıyorum. Onları öldüren o zalimleri de lanetliyorum..Ve de hayırlı kandiller diyorum...

Abdülkadir Güler 
 12.07.2015 3:30
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 36
Toplam yorum
: 16
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 1992
Kayıt tarihi
: 03.09.11
 
 

1974 İstanbul doğumluyum.  İstanbul Üniversitesi'nden 1996'da Gazetecilik, 2018 yılında hem sosyo..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster