Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Eylül '10

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
696
 

Stagflasyon...

Stagflasyon...
 

Radikal Gazetesi ekonomi yazarı Mahfi Eğilmez'in 2 Eylül 2010 tarihli "Resesyon mu Depresyon mu?" başlıklı makalesini güncel ekonomik gelişmeleri değerlendirdikten sonra tekrar okudum. Sadece rakamlara bakarak gelecek günleri değerlendirmek salt mantığın kuru fikri kalıplarıyla hayata bakmakla eş değer olsa da makaleyi sizlere özetlemek istiyorum. Zira gelecek günlerde ekonomik konulara daha fazla zaman ayırmak zorunda kalacağız.

Eğilmez, yazısının girişinde iktisaden üst üste yaşanan iki çeyrek küçülmenin resesyon olarak adlandırıp ekonomik faaliyetlerde daha şiddetli ve yaygın bozulmayı depresyon olarak tanımlıyor. Grafikte ABD, Japonya, Almanya, Yunanistan ile Türkiye'nin 2008 yılının son çeyreği ile 2010 yılının ikinci çeyreği büyüme oranlarını mevsimsel etkilerden arındırarak açıklıyor. Almanya hariç diğer ülkelerin resesyon değil depresyon yaşadıklarına değinen yazar, Türk ekonomisi açısından baz etkisinin zayıflamasıyla büyümenin eksiye yaklaştığına değiniyor. İşsizliğin can yakıcı biçim de yüksek oluşu Eğilmez'in kaygılarını ekonomide resesyon değil depresyon yaşandığı gerçeğine bağlıyor.

Yukarıda bahsettiğim makaleden hareketle Ağustos ayının enflasyon rakamlarından tutun, cari açığa, ihracatçıların sıklıkla yakındığı dolar kurundan tutun gösterge faizlere kadar bir dizi önemli veride bozulma var. Mali Kural'ın askıya alınması ile orta ve uzun vadede çapasız kalan-bu sene görece iyi giden-bütçe açığı ise gelecek senenin seçim yılı olması hasebiyle iktidarın siyasi ranta dönük harcamalarından dolayı olumsuz etkilenecek. Tüm bu ekonomik bilgi tufanı arasında iyi olan tek rakam geçen hafta 60.000'leri geçen İMKB endeksi ile %11'e düşen genel işsizlik oranı.

Lafı uzatmadan söyleyeyim bu senenin ilk çeyrek büyümesi diğer çeyreklerle kıyaslanamaz bir ayrıcalık arz ediyor. Bunun sebebi 2009 ilk çeyreğinde GSMH'de II.Dünya Savaşı'ndan bu yana yaşanan en derin ikinci gerilemedir. Henüz açıklanmayan Nisan-Haziran 2010 dönemi büyüme oranı baz etkisinin azalarak devam etmesiyle pozitif yönünü koruyacak. Mevsimsel etkilerden arındırılarak gerçekleşen rakamlara ulaşıp onları değerlendirmek daha doğru öngörülere ulaşmamızı sağlayacak.

Geçen ayın ÜFE fiyatlarındaki %1.15'lik artış üç aylık düşüş döneminin sona erdiğini sorumlu kulaklara söylüyor. Üretici fiyatlarının önemi tüketiciye yansıyacak potansiyel fiyat artışlarının bu verilerde yer almasında yatıyor. Maliyet enflasyonunu iliklerimize kadar yaşayarak çift rakamlı hayat pahalılığına geri döneceğiz bana kalırsa. TÜİK'in süt tozu, barut, çivi... gibi bir sürü ilgili ilgisiz kalemden mürekkep bir sepetten yola çıkarak hesapladığı enflasyon oranlarının gerçekleşme olasılığı sokaktaki vatandaşın hissettiği pahalılığı yansıtmıyor. Düşük gelirli insanların pahalılıkla her Allahın günü mücadele ettiği yaşam savaşından yüksek düzeyliler bu denli yakıcı biçimde etkilenmiyorlar. Emekleriyle geçinenlerin piyasaya arz edecekleri başka bir niteliğe sahip olmamaları yaşam düzeylerindeki gerilemeyi her geçen gün arttırmaktadır.

"Resesyon mu Depresyon mu?" yazısından mülhem konumuza devam edelim. Türkiye'de bozulan dengeler küçülme+enflasyon tehlikesini işaret etmekte. Alimlerin sustuğu yerde cahiller konuşurmuş, hepsi birbirine bağlı bir dizi ekonomik bozulma yarattığı sonuçlarla yeni risklere yol açıyor. Stagflasyon-hayat pahalılığının durgunluğun derinleşmesi ile el ele vermesi durumu- yaşam koşullarının bozulmasını daha da derinleştirecek.Küçülen bir ekonominin siyasi hayattaki yansımalarını yukarıdaki bilgilere eklersek kaosun yarattığı kargaşayla piyasalarda güven duygusu zedelenecek. Bu durumun kredilerin geri çağrılmasını getireceğini hesap etmek gerekir.

Mali sektörün 2001 Finans Krizi'nin ardından ameliyata alınmasıyla Küresel Kriz'den etkilenmemesi sonucunun doğması kimseyi yanıltmasın. Reel kesimin giderek rahatının kaçacağı sıkı para ve maliye politikalarıyla baş başa kalacağı bir döneme gireceğimizi söyleyebiliriz. Hayek'e bakıp stagflasyonun nedenini rantabl olmayan yatırımlara kaynak tahsis edilmesi ile para politikası ve faiz hadlerinin yanlış yönlendirilmesine bağlarsak mevcut tanımda günümüz Türkiye'sini göremez miyiz?

Dış dünyada gıda başta olmak üzere emtia fiyatlarının artması, içeride iş yaratma maliyetlerinin yüksek düzeylerde seyretmesi ve bunlara ek olarak üretim ayağı eksik kalmış tercihler ekonomiyi yanlış para politikalarına maruz bırakarak halihazırdaki hükümeti çaresiz biçimde talebi uyarma noktasına sürüklemektedir. Alım gücünün düşmesi sonucu mevcut üretim düzeyi zayıflayarak piyasada ihtiyaç duyulan mal ve hizmetlerin kısıtlı miktarda arz edilmesine neden olacak.

Büyüme ve enflasyon verileri gelecek senenin iki önemli ekonomi konusunu teşkil edecekler. Döviz kuru ile işsizlik rakamları bunlara eklersek hepsi birbirine bağlı, ekonomik altyapıdan müteşekkil sosyal hayatımızda yepyeni gelişmeler önümüze gelecek. Krize alışkın gözlerimiz geniş manada üretim faktörlerinin ve üretim ilişkilerinin toplumsal kurumları bu denli etkilediğini ilk defa görmeyecek. Önemli olan tufandan sonra ne yapılacağı?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 106
Toplam yorum
: 47
Toplam mesaj
: 10
Ort. okunma sayısı
: 415
Kayıt tarihi
: 09.06.09
 
 

21-07-1973 tarihinde İstanbul’da doğdum. M.Ü. İletişim Fakültesi Radyo-T.V. Bölümü’nden 1995 yılında..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster