Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Eylül '10

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
512
 

Statükocu muhalefet çöktü!

Statükocu muhalefet çöktü!
 

Başta CHP olmak üzere “statükocu muhalefetin” bir güven oylamasına dönüştürdüğü ve özellikle HAYIR diyen yurttaşların, konuya “AKP’yi durdurmak” bağlamında yaklaştıkları bir kampanya ortamında, eğer sonuçlara “statükocu muhalefetin” artık kanıksadığımız sığlığı ile bakarsak, AKP %58 gibi “ezici” bir çoğunluğun desteğini almayı başardı.

Statükocu muhalefet, savunageldiği köhnemiş devlet yapısı ve değerlerle, “sözde laik-demokratik-hukuk devletini” korumak adına Türkiye’nin gerçekten demokratikleşebilmesinin önünü tıkıyor. Bu bir duruş ve siyasal tercihtir. Ancak “statükocu muhalefetin” her attığı adım AKP’nin haksız ve abartılı biçimde güçlenmesine neden oluyor. “Statükocu muhalefet”, asla samimi olmadan kullandığı argümanları bola saça toplumun önüne atarken, Türkiye’nin gerçek demokrasi, laiklik ve hukuk mücadelesine ağır ve onarılamaz zararlar veriyor.

AKP “Müslüman-muhafazakâr”; bu “hassasiyet paydasında” birleşmiş çok sayıda grubun oluşturduğu bir siyasi koalisyondur. Bu gerçeği vurgulamak ve kabul etmek, AKP’nin “bu evsafta bir oluşum, bir parti olduğunu” söylemesi ve söylememiz “kötü” değildir.

Bu ülkede cehaletten doğan kavram karmaşası hep vardı. Örneğin ANAP, DYP veya CHP’nin birer “burjuva partisi” olduğunu söylememiz, öteden beri bir “hakaret” olarak algılanageldi. Oysa “burjuva partisi” bir hakaret değil, bir “saptamadır” ve “burjuva partileri” iyi veya kötü değil, bir ülkenin gelişmişliğiyle orantılı biçimde sahip olduğu “önemli ve değerli” siyasal kuruluşlardır. Burjuva partileri ile ideolojik olarak aynı değerleri savunuyor olmamanız, burjuva partilerinin “gereksiz” ya da “ayıp bir şey” olduğu anlamına gelmez. İçinde yer almaya çalıştığımız rejimin adı “burjuva demokrasisi”dir ve en kötü burjuva demokrasisi, mevcut “askeri vesayet” rejiminden iyidir.

Cumhuriyetin demokratikleştirilmesinden söz ederken, aslında bir burjuva programı olarak kurulan ancak bir türlü “burjuva demokrasisinin gereklerini yerine getirmeye yanaşmayan” bir rejimin “oyunu kurallarına göre oynamaya” zorlamaktan söz ediyoruz.

Nedir “burjuva demokrasisi oyununun” kuralları:

Her şeyden önce “her şey burjuva demokrasisinin sınırları içerisinde” olmalıdır. Yani anayasal parlamenter demokrasi, silahlı kuvvetler tarafından hiçbir gerekçeyle kesintiye uğratılmayacaktır. Yani ordu aklına estikçe darbe yapamayacak, muhtıra veremeyecek, seçilmişler üzerinde tahakküm kurmayacaktır.

Temel hak ve özgürlükler anayasal teminat altında olacak, toplumsal mutabakat çerçevesinde etnik, kültürel, cinsel, siyasal azınlıkların “kimliklerinden vazgeçmeksizin, yok edilme tehdidiyle karşılaşmaksızın, şiddete uğramak veya şiddete başvurmaksızın eşit haklı olarak bir arada yaşayabilmelerinin” zemini yaratılacaktır.

Cumhuriyet, bu temel kurallara hiçbir zaman saygı göstermedi. “Kurucu” olma iddiasının verdiği siyasal küstahlık, belirli bir kesimi “kuralları ben koydum, gerektiğinde dilediği gibi ben değiştiririm” anlayışına sürükledi.

Parlamentonun duvarına “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” yazıldı fakat halkın iradesinden hiçbir zaman hoşnutluk duyulmadı. O kadar ki, halk, statükonun “beğeni kriterlerine uygun olmayan” her kararında “cahil, kifayetsiz, nankör ve satılmış bir sürü olmakla” suçlandı.

Cumhuriyet rejiminin “ant içmiş” müritlerinin 2002’den beri sergiledikleri tutum ortadadır ve bunun, 87 yıllık Kemalist Cumhuriyet projesinin iflasını kendi ağızlarından tescil etmek anlamına geldiğini fark edemeyecek kadar budalaca bir tutum içerisindedirler…

1923’ten 1950’ye kadar tek partili ve onun üzerine 1950’den itibaren de Kemalizmin fetişleştirildiği bir rejimden söz ediyoruz. Evet Kemalizmin Kemalizm oluşu, özellikle 1946 sonrasında rejimin artık kurumlaştığı ve “varlığına meşruiyet sağlayacak kült bir ideolojiye gereksinim duyduğu” noktada ortaya çıktı. Ancak bir türlü içerik ve derinlik kazandırılamayan, pragmatik ve eklektik bir “kurmacayı” ideoloji olarak yutturmaya çalışmanın bile adabı vardır.

Eğer bu rejim ve bu rejimin savunucuları, 87 yılda “lâfzî olarak yücelttiği millet egemenliğinin” altını dolduracak hasletlere sahip bir “halk” yaratamamışsa, artık yenilgisini kabul etmesi ve ya “halk egemenliği” kavramını yeniden tarif etmesi ya da kendisinin halk iradesine rağmen var olduğunu itiraf etmesi gerekir.

Bir yandan “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” deyip, öbür yandan “millet egemenliğini” askeri vesayetle, darbe ve muhtıralarla yok saymak ahlaki değildir.

Bir yandan “demokratik hukuk devleti ” deyip, öbür yandan parlamento kararlarının ve siyasi partilerin kaderini bir avuç yargıcın iki dudağı arasına bırakmak ve “hukukun üstünlüğü” ile “hukukçuların üstünlüğünü” aynı anlama geliyormuş gibi sunmak ahlaki değildir.

Demokratik bir hukuk devletinde şiddete başvurmamış hiçbir siyasi partiyi, örgütü kapatamazsınız. Buna karşılık Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana, 57 siyasi parti kapatılmıştır. Halkın egemenliğinin temeli olan örgütlenme, siyasi parti kurma ve parlamentoda temsil edilme hakkı bizzat rejim tarafından gasp edilmiştir.

Statükocu muhalefetin problemi, böylesine ceberutlaşan ve artık çağdaş demokraside karşılığı olmayan bir rejimi inat ve kararlılıkla savunuyor olması ve doğal olarak bu kepazeliği mevcut iletişim çağında halk kitlelerine yutturmakta başarısız kalmasıdır…

Statükocu muhalefetin bu basiretsizliği ve inatçı başarısızlığıyla beslenen AKP, 2002 den bu yana gücüne güç katıyor. AKP alerjisi, körleşmeyi ve siyaseten zırvalamayı getiriyor. Körleşme ve zırvalama ise AKP’nin haksız biçimde daha da güçlenmesine yol açıyor.

Şimdi başa dönelim… AKP, dini hassasiyetler ortak paydasında bir araya gelmiş grupların koalisyonu olarak mevcut rejim içerisinde kısmi demokratikleşmeden yarar uman bir “burjuva partisidir”…

Statükocu muhalefet tarafından her türlü melanetin kaynağı olarak gösterilen AKP, bundan ne eksik ne de fazladır. Ve eğer statükocu muhalefet kendi paradigmalarını değiştirmezse AKP’nin gücüne güç katmaya devam edecektir.

Türkiye’nin derinlikli bir burjuva demokratik projeye ihtiyacı olduğu kadar demokratik-sol bir proje alternatifine de çok acil ihtiyacı var. Aynı anda her ikisine de ihtiyaç var…

Bir yandan burjuva demokrasisinin kurallarına saygılı, askeri vesayetten arındırılmış, küresel kapitalizme eklemlenmesini tamamlamış, tutarlı bir burjuva demokratik projeye… Diğer yandan da Kemalizmin ve jakobenizmden arınmış, şiddeti siyaset literatüründen çıkartmış; ezilenlerin en geniş anlamda tarifini ve mücadele parametrelerini yeniden tarif etmiş, demokratik bir sol projeye…

AKP’nin dayandığı yeni burjuvazi ve seçmen kitlesinin ufkuyla sınırlı olan vizyonu, Türkiye’de mevcut rejimin cidarlarını bir miktar genişletecek kısmi bir demokratikleşmenin ötesine geçemez.

Henüz organize olamamış demokratik-sol muhalefet, statükocu muhalefetin aksine, AKP’nin kısmi demokratikleşme mücadelesini elbette daha ileri adımları zorlayarak desteklemek ve kendi projelerini hayata geçirecek zemini yaratmak zorundadır.

“Yetmez” söylemi, her aşamada AKP’nin karşısına çıkartılmalı; AKP, demokratik bir anayasadan, toplumsal ilişkilerin demokratikleştirilmesine, kimliklerin özgürce ifadesinden parlamentoda adil biçimde temsiline, askeri vesayetin sonlandırılmasından lider vesayetinin kaldırılmasına kadar çok geniş bir alanda ileri adımlar atmaya zorlanmalıdır.

Referandum sonuçlarının özeti: Statüko ve savunucusu olan statükocu muhalefet tüm argümanlarıyla birlikte çökmüştür!

Şimdi bu enkazın üzerine inşa edilecek yeni bir demokratik cumhuriyetin harcı mutlaka ve mutlaka demokratik sol tarafından karılmalıdır...

Figen A.E, Nev bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

gerçekten gerçekten sorun statükocuların (ki onlara sol bile diyemiyorum içlerinde sosyal demokrat unsurlar kaldıysa da) burjuva demokrasisine direnmeleri aslında. bu ülkede burjuva demokrasisi bile inşa edilemedi ki. gecekondu demokrasisi denir ancak. askere sırtını yaslamış bir işbirlikçi sermaye şimdi anadoluda zenginleşen orta sınıfın iktidarına direniyor. bu statükocu sınıf gerçekten kaybetmeye mahkum zaten. keskin ulusalcılar chpyi marjinal tutmayı çok istiyorlar ama önümüzdeki süreçte zaten chp tabanı da ya değişimi kabullenecek ve ulusalcıları güçsüzleştirecek ya da taban başka arayışlara devam edip chpyi sırtından atıp yoluna öyle devam edecek. statükonun ekseni kayıyor zira. selamlar.

Başak ALTIN 
 15.09.2010 19:09
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 37
Toplam yorum
: 49
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 667
Kayıt tarihi
: 19.07.06
 
 

İÜ İletişim Fakültesi'nde lisans ve yüksek lisansımı tamamladım. Milliyet Gazetesi'nde "Varoşlar", "..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster