Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Şubat '17

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
84
 

Stephan Zweig'dan Macellan Biyografisi

Stephan Zweig'dan Macellan Biyografisi
 

Ocak ayının son günlerini Stephan Zweig’ın “Macellan” isimli biyografi kitabına ayırdım. Keyifli bir kitap!

Yeniçağın ilk yılları ve coğrafi keşiflerin alabildiğine yoğunlaştığı, Portekiz ve İspanyol denizcilerin yeni dünyayı ve yeni dünyanın zenginliklerini keşfe çıktığı yıllar. Stephan Zweig yeniçağın ilk yıllarında başlayan coğrafi keşiflere bir hayli ilgi duymuş olacak ki dünyanın yuvarlak olduğuna ilişkin iddiayı ispata yeltenen Macellan’ın hayat hikâyesini kaleme almış. Can Yayınlarından çıkan “Macellan” isimli kitabı Zehra Aksu Yılmazer Türkçeye çevirmiş. Başta da söylediğim gibi kitap bir hayli keyifli. Maceraseverler ve coğrafi keşiflere ilgi duyanlar için bir çırpıda okunacak muazzam bir kitap.

“Coğrafi Keşif” deyip geçmemek gerekiyor. Zira insanoğlunun yaşamına yön verme hususunda coğrafi keşiflerin önemi yadsınamaz. Bir tarafta yeni sömürge arayışları diğer yanda dünyayı tanıma çabası… Tabi kâşif olmak böyle bir durumda pek kolay bir şey olmasa gerek. Haz, tutku, inatçılık ve her daim yeni yerlerin peşinde koşma arzusu… Kâşiflerde böyle bir tutku söz konusuyken dönemin kralları daha fazla zenginlik, sömürge ve toprak peşinde koşar haldeler. Kâşiflerin arzu ve tutkuları ile kralların sömürge edinme anlayışları bir araya gelince ortaya insanlık tarihinde çığır açacak gelişmeler çıkıyor. Tabi kâşif için de zengin olmak ayrı bir beklenti. Üne ve soyluluk ünvanına sahip olmak, ailesinin daha iyi şartlarda yaşamasını sağlamak da yine her dönemin vazgeçilmezlerinden. Lakin kâşiflerin denizci olanları üzerinde durmak pek tabi ki diğer alanlardaki kâşiflere oranla daha ilgi uyandırıcı. Hele ki bizim İboyla denizler üzerine yaptığımız sohbetlerde, İbo’nun dilinden düşürmediği şaşkınlığı vardır. Bu şaşkınlığı tanımlarken ucu bucağı belirsiz denizin ortasında bir yerlere doğru gidiyorsun ve ne olacağı hususunda hiçbir somut fikre sahip değilsin. Hatta iklimsel koşulların seni nereye savuracağını dahi tahmin edemiyorsun. 16.Yüzyıl neresi 20.Yüzyıl neresi. Düşünseniz’e Titanic gemisinin nasıl battığını ve binlerce insanın 20. Yüzyılda yaşamını yitirdiğini… Buna karşın bakıyorsunuz birçok teknolojik imkândan yoksun 16.Yüzyıl gemileri hiç bilmedikleri sulara doğru yelken açıyorlar. Sebep budur ki bizim İbo vaziyete çok ayrı bir anlam yükler ve bu işin hakikaten ciddi bir tutku olduğunu düşünür. Bende aynı şeyi düşünüyorum. Portekiz’den, İspanya’dan çıkıp doğuya Baharat Adalarına doğru aylarca süren deniz yolculuğunu sadece yalın bir şekilde düşünmek olayın ne denli ulvi bir şey olduğuna bizi götürür! Ve bu yolculuk sırasında keşfedilen onlarca toprak ve birkaç abur cubur eşya karşılığında elde edilen ganimetler… Avrupalıyı bu arayışlara iten nedenler nelerdir tam olarak kestiremiyorum. Neden Batılı toplumlarda bu türden keşiflere dönük arayışlar söz konusuyken doğu toplumlarında bu türden arayışlar söz konusu olmamış? Hemen her türden bilimsel gelişmeler ve insanlığın yarasına melhem olacak buluşlar doğu toplumlarına oranla batı toplumlarından çıkmış? Aslında pek dile getirmek istemediğim ama insanı ister istemez düşünmeye sevkeden bir durum daha var ki o da zekâ düzeyi meselesi… Kuzeyden Güneye doğru indikçe toplumların yaşam kalitelerinin düşmesi buna bir işaret olabilir diye düşünüyorum. Neyse işin bu faslını bir kenara koyup Macellan’a döneyim.

Macellan aslen Portekizli… Lakin iddiası olan sürekli batıya gitmek suretiyle aynı noktaya döneceği zanını Portekiz krali V.Manuel’e kabul ettiremiyor. Tabi türlü türlü kulis faaliyetleri sonrasında baskın olan taraf bu durumun inandırıcılıktan uzak olduğunu kralın kulağına fısıldadığından Macellan’ın iddiası değerlendirmeye alınmıyor. Macellan ise şansını İspanya’da deniyor ve İspanya kralı Karl’ı ikna ediyor. Sefere İspanya bayrağı altında çıkıyor. Bu süreçte Portekiz kralı türlü çeşitli provakasyonlara girişiyor ama yolcuğu engelleyemiyor. Macellan’ın defalarca saldırıya uğradığına tanık oluyoruz.

Macellan’da her kâşif gibi ilginç özellikleri olan bir insan. Pek tabi ki maceracı birisi… İlle de Baharat Adalarına sürekli batıya giderek ulaşma hevesinde. Sürekli batıya giderek başladığı noktaya döneceğine inanıyor. Zira önceki astronomlar dünyanın yuvarlak olduğuna dair bir şeyler söylemişler. Güneş, Ay ve Yıldızların hareketlerini inceleyerek dünyanın yuvarlak olduğuna ilişkin görüşlerini açıklamışlar. Bu veriler ışığında Macellan batıdan yola çıkarak Baharat Adalarına gidebileceğini, Patagonya’da bulunan bir geçitten geçmek suretiyle büyük denizi bulacağını iddia ediyor. Bu iddiaya inanan ve Macellan’ın ardına takılan 234 tane denizci… İçlerinde her türden insan var. Papaza kadar! Zweig güzel bir iş çıkarmış. Macellan’ın bu seferine ne kadar bir sermayeyle başladığı ve bu sermayenin kimlerden temin edildiğinden tutunda, nakdi karşılık olarak gemilere alınan her türden ürünün envanterini de vermiş. Tabi ortada maceracı 234 insan… Sorumluluk Macellan’ın üzerinde. İspanya’nın Sevillasından yola çıkılır ve günlerce, aylarca yapılan yolculuk sonrasında mürettebatta hâl vaziyet sürünme şeklini alır. Kolay değil, kara yüzü görmüyorsun… Uçsuz bucaksız denizde yol alıyorsun, sonu meçhul… Yar yar çıkan isyanlar, yar yar başkaldırı hareketleri derken, en nihayetinde Patangonya denen bir yerlere ulaşılır ve büyük denize ulaşabilmek adına bir boğaz-geçit bulunur… Bu günkü adı Macellan Boğazı olan bu geçit epey bir sorunlu geçittir. Macellan dışında bu geçitten geçen olmamış ve adı da Macellan Boğazı olarak kalmış. Macellan Boğazı ilginç bir isim ve yeri de Patagonya’da. Çok insan Patagonya’nın neresi olduğunu bilmez. Hani halk arasında “Patagonya’dan mı geldin?” derler yaJ))) Latin Amerika’nın güneydeki en uç noktası… Şili ve Arjantin sınırları içerisinde kalan bölgenin adı Patagonya! Macellan aylarca süren bir yolculuk sonrasında bu boğazı bulmak suretiyle Patagonya üzerinden Pasifik Okyanusuna açılarak kestirmeden Baharat Adalarına ulaşıyor. Lakin basit bir savaş sonrasında hiç derdi yokken canından oluyor. Keşfedilmemiş bir adada yerlilerle girdikleri bu savaş sonrasında Macellan aldığı ok ve mızrak darbesiyle hakkın rahmetine kavuşmuş.

Zweig edinmiş olduğu bilgilerden aktardığı kadarı ile yerlilerin gemileri ve beyaz adamları gördüğünde ortaya çıkan şaşkınlıkları ve gemiye sandal ve kanolarla ulaşıp, içerisine çıkıp her şeyi ve herkesi incelemeleri kayda değer ve dikkat çekici bir ayrıntıyı oluşturuyor. Son derece naif olan yerlilerin, kimseyle bir derdi yok. Ama buralara gözünü diken beyaz adam bir şekilde her türden ahlâksızlığı da ada halklarına, taşıyor. Topraklarını işgal ediyor, kendi din ve inançlarını ada halklarına, yeni keşfedilmiş toprakların insanlarına dayatıyor…

Baharat Adalarına ulaşana kadar mürettebatın önemli bir bölümü yolda yaşamını yitirmiş… Baharat Adalarının civarında yeni keşfedilen bir adada çıkan savaşta Macellan’da yaşamını yitirir ve elde kalan, sayısı bir hayli azalmış olan mürettebatla yola devam edilir. Beş adet gemi ile İspanya’nın Sevilla limanından yola çıkanların elinde sadece bir adet gemi ve 18 mürettebat kalmıştır. 40 civarında mürettebat ise Baharat Adalarında huzuru buldukları zannıyla geriye dönmemişler… İspanya’ya döndükten sonra bir dizi tantana sonrasında hiç de haketmeyenlerin pek çok şeye sahip olması ise ayrı bir trajedi… Zira Macellan öldükten sonra ailesini kimse sahiplenmiyor. Aile yokluğa mahkûm ediliyor. Macellan ise bu yolculuğun sonunu görememiş dahi olsa dünyanın yuvarlak olduğunun ispatını dönemin yobazlarının zihnine çakmış oluyor.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1512
Toplam yorum
: 3024
Toplam mesaj
: 195
Ort. okunma sayısı
: 1101
Kayıt tarihi
: 07.08.07
 
 

Yazarım... Okurum... Öğrencilik yıllarımda çok yazdım... Kompozisyon derslerinde yazdım... Duvar ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster