Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Temmuz '18

 
Kategori
Bilgisayar
Okunma Sayısı
162
 

Steve Jobs – Sadelik Şeklin En Sofistike Halidir

Steve Jobs – Sadelik Şeklin En Sofistike Halidir
 

Milliyet Sizden Size’nin kapanmasıyla birlikte artık yayında olmayan ve çok emek vererek çevirdiğim aşağıdaki Der Spiegel makalesini, bir dönemi ve efsanesini çok güzel özetlemesi nedeniyle Milliyet Blog’da tekrar yayınlamak istedim.

(19/10/11)  

Steve Jobs’un vefatının ardından her zaman olduğu gibi Der Spiegel’in yorumunu merak ettim ve tahmin ettiğim gibi karşıma yine çok renkli ve ilginç ayrıntılarla dolu bir portre çıktı. Kapağa “Geleceği icat eden adam” başlığını uygun görmüşler, makalenin başına ise Apple’ı Apple yapan o meşhur ürünlerin “i”sını koymuşlar. Biliyorsunuz bu “i” aynı zamanda İngilizcedeki “I” yani “ben” anlamına geliyor. Bireyin bu kadar ön plana çıktığı çağımızda teknoloji ürünleri için herhalde bundan daha uygun bir kısaltma bulunamazdı.

Makale ilginç olduğu kadar uzun ve bilgilendirici, Steve Jobs’un kişiliğinde son otuz yılda teknolojinin nefes kesen gelişim sürecine ışık tutuyor. Bu sürecin Jobs, Gates, Zuckerberg gibi isimleri neden ve nasıl öne çıkardığına dair ipuçları vermeye çalışıyor. Ben de tüm bu ayrıntıları serbest çeviri şeklinde siz okurlarla paylaşıp bu ışıltılı olduğu kadar sert olan dünyayı tanıtmak istedim.

Tüm yazılanların içersinde ilgimi en çok çeken şu garajda üretilen bilgisayar efsanesi oldu. Efsane aslında doğru değilmiş. Gerçek olan, 1939 yılında Bill Hewlett ve David Packard’ın serüveninin Palo Alto’daki bir garajda başladığıdır. Diğerinde ise Steve Wozniak birkaç hacker’le beraber Steve Jobs’un üvey anne ve babasının yatak odasında ilk platinleri kaynak yaparak işe başlamış. Steve Jobs sadece arada sırada onlara göz atıp eleştirilerde bulunuyormuş. Ancak Jobs’un ortağının dediğine göre bu garaj efsanesiyle ilgili yanlışı işlerine geldiğinden bilerek düzeltmemişler.

Diğer çok ilgimi çeken konu ise Apple’ın baş tasarımcısı Jonathan Ive’ın açıklamaları oldu. Galiba Steve Jobs’u Steve Jobs yapan tüm yönlerini en iyi anlatan onun sözleri olmuş. Aktardıkları adeta endüstriyel tasarım dersi niteliğinde.

Sonuç: Steve Jobs’u beğenseniz de beğenmeseniz de hayat ve başarı hikâyesinden etkilenmemek mümkün değil.

Uzun ve biraz yorucu olmasına rağmen çeviriyi çok severek ve birçok yeni bilgi edinerek yaptım.  Umarım siz okurlar da aynı duyguları paylaşırsınız.

DER SPIEGEL  41/2011

STEVE JOBS – GELECEĞİ İCAT EDEN ADAM – “i”

(Serbest Çeviri)

O MODERN YAŞANTIYA SADELİĞİN GÜZELLİĞİNİ KATTI, ONUN DÜKKÂNLARI KAPİTALİST DÜNYANIN TAPINAKLARIDIR. KANSERDEN ÖLEN  APPLE’IN KURUCUSU STEVE JOBS ZAMANIMIZIN PEYGAMBERİYDİ VE EN GÜÇLÜLERDENDİ, VİZYON SAHİBİYDİ AMA SEVECEN BİR İNSAN DEĞİLDİ.

Kim bunu iddia edebilir: Bir kısım insanları, bir şehri, bir ülkeyi, dünyayı değiştirmiş olmayı? Ve böyle birisi ölürse, ona ne denilir? Tüm söylenecekler zaten yaşarken söylenmişken? “New York Magazine” bile onu dalgasına “iGood” olarak tanımlarken gerçekte ona tapıyordu. Barack Obama’ya göre o ete kemiğe bürünmüş bir Amerikan rüyasıydı, dünyaya olan bakış açımızı değiştirmişti. Bu yüzden de Cumhuriyetçi başkan adayı Michele Bachmann’a göre Amerikan dehasının bir bölümü ölmüştü.

Öldüğü hafta tüm dünyada 10 bin Twitter mesajı yazıldı – SANİYEDE. Bir anneye göre Apple ürünleri arasında seçim yapmak, hangi çocuğunu daha çok sevdiğine karar vermek gibi bir şeydi. Tüm bunlar 11 Eylül saldırıları sonrası oluşan ruh halini anımsatır gibiydi. Tüm Amerikalılar “FOS” olmuştu, yani “Friends of Steve”. Herkes onu Henry Ford, Walt Disney, Thomas Alva Edison veya Albert Einstein’la kıyaslıyordu – o derece coşkulu ve o derece yanlış.

1955 doğan ve 2011’de ölen Steve Jobs mucit veya yaratıcı değildi ve sadece en geniş anlamda araştırmacıydı. O SONUÇLANDIRANDI, MÜKEMMELEŞTİREN VE MÜKEMMELİYETÇİYDİ, TASARIMCI VE SATICIYDI.

Steve Jobs’dan önce teknoloji farklıydı, yabancı ve ürkütücüydü. Teknoloji insan tarafından yapılmıştı ama insana uzaktı. Sert metal, mekanik ve karmaşık olduğu için. ESKİDEN TEKNOLOJİ GÜRÜLTÜLÜ VE ÇİRKİNDİ. STEVE JOBS BUNA SON VERDİ.

Bugün insan ve teknoloji birbiriyle barıştılar ve birleştiler. Teknoloji dostumuz. Teknoloji biziz, benim. İngilizcede: “i”. “iMac”, “iPod”, “iPhone” veya “iPad” gibi. Çünkü Jobs’un teknoloji anlayışı hem sıcak hem cool’dur, hem ana akım hem de isyandır. O teknoloji bize yardım ediyor, bizi seviyor, bizimle oluyor - yürürken, sürerken, koltukta ve hatta yatakta. Aziz Steve’in öğretisine göre teknoloji kurtuluş ve iyilik demektir. Onun teknolojisi güzeldir.

Steve Jobs kendi havarilerini yetiştirdi; ne istediklerini bilmiyorlardı, çünkü ne istemeleri gerektiğini bilmiyorlardı. Steve Jobs’un altındaki Apple böyle çalıştı, her sene yeniden. Bu kot pantolonlu ve balıkçı kazaklı zayıf adam bir şey sunuyordu ve dünyanın yarısı ya da en azından batılı dünyanın çoğunluğu “işte budur” diyordu.

Jobs geleceği icat eden adamdı, insanların davranışlarını ve düşüncelerini değiştirdi. İnsanla teknolojiyi birbirinden ayıran mesafeyi dokunmatik ekranla ortadan kaldırdı. Büyük ihtimal bu sektördeki birçok insan bu geleceği gördü, çünkü sadece Apple bilgisayar üretmiyor, ama hiç biri Steve Jobs kadar geleceğe şekil vermedi.

Eskiden insan insanı okşardı, arada hayvanları, günümüzde ise makineleri okşuyor. iMac’le çalışıyor, iPod’la müzik dinliyor ve iPad’le yatmaya gidiyor, sabahleyin de üç yaşındaki kızı eliyle babasının bilgisayar ekranını siliyor, çünkü bunun böyle yapıldığını biliyor – DOKUNMALI İLİŞKİ TEKNOLOJİ KULLANIMINDA ÇOK TEMEL BİR YENİLİK.

Kendi icat ettiği bir gereksinimi karşılamak mükemmel kapitalizmin bir formülü değil, ta kendisi. Apple ürünleri zamanın ruhunu taşıyorlar; bu Steve Jobs’u sanatçılarla bağdaştıran yeteneğiydi – onun ürünlerinde sezilen, hissedilen, zamanın ruhunun yansıtan şeylerin şekil ve anlam bulması.

SEVECEN BİR İNSAN DEĞİLDİ. Eski kız arkadaşı Chris-Ann ve kızı Lisa devlet yardımıyla yaşamlarını sürdürüyorlardı, ta ki bir mahkeme onu ayda 386 dolar nafakaya mecbur edinceye kadar. O zamanlar milyoner olmuştu bile, en son ise 7 milyar doları vardı.

ACIMASIZDI. Jobs, Çin’deki binlerce piyade tarafından desteklenen,  46 bin kişilik bir Apple ordusunu yönetiyordu. Sadece birkaç dolar karşılığında orada çocuklar ve bazen anneleri Apple için çalışıyordu, daha iyi ücretler ve insani çalışma şartları Jobs’a çok pahalıya mal olmazdı.

DESPOTİK BİR PATRONDU, kaprisli ve hırçın. Kendince güzelleme yapıyordu: Sert olup insanları zorlaması gerekiyormuş, şirketin başarısı ortadaymış.  Ancak gerçekler tam tersiydi: APPLE ABES YÖNETİLİYORDU VE BUNA RAĞMEN BAŞARILIYDI. Şirketin tüm çalışanları onların neyin beklediğini bilmiyorlardı – övgü mü sövgü mü? Eski Apple çalışanı David Sobotta’ya göre bazen fazla sıcak duş aldığında, dün kutladığını ertesi gün lanetliyordu. Çalışanları onu “genius” ve “asshole” dışında nereye konumlandıracaklarını bilmiyorlardı. Eğer Apple iyi yönetilseydi, acaba daha ne kadar başarılı olurdu?

Ama buna rağmen General Jobs ve ordusu defalarca ve her defasında yeniden mevcut araştırma ve gelişmeleri arzu edilir bir nesneye dönüştürmeyi başardılar. 1984’te piyasa sürülen Macintosh ekranlı ve fareli ilk bilgisayar değildi, ama gri ve hantal olmayan ilk bej ve ince üründü. iPod ilk dijital müzik çalar değildi, ama sadeliğiyle sanki en iyisi gibi duruyordu. Çok asildi. iPhone dünyanın ilk smartphone’u değildi, ancak rakiplerin güçlü yanlarını toparlayıp zayıf yönlerini elemişti – modern çağın güzelliğini yansıtıyordu, klasik ve sade.

TANIDIK? Ürünler daha saniyeler sonra, hemen ilk kullanımda tanıdık geliyor. Ve tüm bunlar o kadar heyecan verici oluyor ki, çok az müşteri - eskisi henüz çalışırken - her iki senede bir yeni bir ürün alarak, akülerin değişimini ve rakip hizmetlerin kullanımını önleyen bir şirketi zengin etmenin ahmaklığını sorguluyor. Ama Jobs’un başarısının bir açıklaması var: Apple Store’daki ürünler 21’nci yüzyılın bireyci, yüksek seviyede global ve estetik bağımlısı insanı için adeta yaratılmış gibiler.

Steve Jobs’un hayatına 5 Ekim 2011’den geriye doğru bakılacak olunursa, çok benzersiz bir akışı olduğu açık: Amerikalı bir üniversite öğrencisi olan annesiyle Suriyeli bir siyaset bilimcisi olan babası onu daha doğmadan evlatlık vermişler. Ancak annesi, lise mezunu olmayan Clara Jobs ve üniversite mezunu olmayan Paul Jobs’dan üniversite eğitimi sözü almış.

Steve Jobs gerçekten de üniversiteye gitmiş, ama yarıda bırakmış. Arkadaşlarında kalmış, uyuşturucu kullanmış. Yetmişli yılların tipik Kaliforniyalısı; uzun saçlı, özgür, amaçsız.

Peki, bu deha nereden geliyor o zaman? Bill Gates (Microsoft), Bill Joy (Sun Microsystems) ve tüm diğerlerinin ki de? Bu bilgisayar devriminin kahramanlarını birleştiren ne? BÜYÜKLÜĞÜN BİR FORMÜLÜ VAR MI? 

Hepsi doğuştan, klasik cevap budur. MERİTOKRASİLERDE, yani en zengin ebeveynlilerin değil de en iyi olanların galip geldiği bu yeni dünyada, Jobs gibi kimsenin desteklemediği üstün zekâlılar hedefe varabiliyor.

Ama genç Bill Gates’e, Seattle High Society’e dahil olan, bankacı kızı annesi ve avukat babası yardım etti. Doğal olarak özel okula gitti, ama doğal olmayan bu okulun veli katkılarıyla 1968’de bilgisayar satın alması oldu. Sekizinci sınıftaki Bill Gates “anneler fonu”yla alınan makineyi kullandı. Gates sadece dahi değil, aynı zamanda çok şanslıydı da: Kendi şirketini kurmadan önce yedi sene boyunca program geliştirdi. Gece ve gündüz.

Başarının kitabını yazan Malcolm Gladwell’e göre starları yaratan yetenek, fırsat ve şansın çılgın kombinasyonudur: DOĞRU ZAMANDA, DOĞRU YETENEKLE, DOĞRU YERDE BULUNMAK = BAŞARI. (Bizde buna kısaca kısmet diyorlar. ZN) Gladwell aynı zamanda “10 000 saat formülü”nün de mucidi. Ona göre 10 000 saat temel çalışma gerçek ustayı belirliyor.

Steve Jobs, Bill Gates gibi zengin bir aileden gelmiyordu, Mountain View’de büyüdü, Silicon Valley’in merkezinde. Ergen olarak elektronik çılgınlarının bitpazarlarını dolaşıyordu. Hewlett-Packard’ın kurucusu olan Bill Hewlett’le olan telefon konuşması da efsaneleşmiş durumda: Birkaç elektronik aksama ihtiyacı vardı. Sadece onlara değil tatildeki işine de kavuştu. Gladwell’e göre bu, modayla ilgilenen birinin tesadüfen Giorgio Armani’yle komşu olması gibi bir şey.

İşte bu Steve Jobs onlarca yıl bilgisayar dünyasını iki kampa böldü. Birileri için filozof diğerleri içinse diktatördü. Bu teknoloji tarihinin benzersiz bölümü aşağı yukarı 40 yıl önce HİPPİ HAREKETİNİN iç yolculuğu olan “ben”i keşfetmesiyle başladı – “Me Decade”. Steve Jobs bu keşifden iPod ve iPhonu geliştirdi, yani kendi “i”deolojisini.

Steve Jobs’la arkadaşı ve adaşı  Steve Wozniak SU VE ATEŞ gibiydiler; Wozniak araştırmacı, Jobs ateşleyiciydi - parasal açıdan çok sıkıştığında arkadaşının payını iç ederdi. Steve Wozniak birkaç hacker’le birlikte Steve Jobs’un üvey annesi ve babasının yatak odasında ilk platin parçaları kaynak ederken, o sadece arada sırada oraya uğruyordu. “Birçok insan 1975’de Apple bilgisayarını bir garajda geliştirdiğimiz sanıyorlar. Ama herhalde Apple’in hikâyesini, gerçektende 1939’da Palı Alto’daki bir garajda işe başlayan,  Bill Hewlett ve David Packard’ınkiyle karıştırıyorlar. Herhalde bizim bu yanlış anlaşılmada payımız var, çünkü çok işimize geliyordu” diyor Steve Wozniak. (Bu durumda Ertuğrul Özkök’ün duygusal yazısı yanlış başlıkla çıkmış anlaşılan. ZN)

1 Nisan 1976’da Apple I piyasaya sürüldü, 666,66 dolara. Bu bir provokasyondu, çünkü ısırılmış elma Hıristiyan Amerika’da günahın, 666 sayısı da şeytanın sembolü. (Kuran 6666 ayetten oluşur. Ne tesadüf. ZN) Gerçekten de Apple I ile bilgisayar kullanıcılarının masum reşit olmama haline son verilmek isteniyordu. Ancak o çok basit bir makineydi. Apple II’den sonra Apple III tam bir fiyasko oldu. Ancak bu Jobs’un ne ilk ne de son başarısızlığıydı, çünkü onun en önemli özelliği KORKUSUZLUĞUYDU.   

Sıradaki ürün LİSA, grafik kullanım yüzeyi ve kullanım kolaylığı sağlayan pencere ve dosyalama sistemiyle tam bir başarıydı. Steve 1979’da çalışanlarıyla beraber ziyaret ettiği Xerox laboratuarından ilham almıştı, fare fikrini de. Ancak çok pahalı bir aşamaydı, ürün tutmadı.

Ama Jobs öğrenmeye devam ediyordu, 1984’de Macintosh’un ilk defa klavyeli ve fareli olarak piyasaya sürülmesiyle beklenen başarı geldi. Ancak seksenli yılların ortalarında Apple ürünlerinde sorun çıktı ve yeni işe alınan John Sculley ile frekansları tutmayınca, Jobs gitti. Sonradan, “Yetişkin olarak hayatımda yer alan her şey gitmişti, aylarca ne yapacağımı bilemedim” diye anlatıyordu o süreci.

Apple senetlerinin satışından elde ettiği 100 milyon dolarla işe yeniden başladı. Next şirketini kurdu ve filmler için özel efektler oluşturan George Lucas’ın Graphic Groups’una 10 milyon dolar yatırdı. Jobs bilgisayar tekniğinin film yapımları için taşıdığı özel potansiyeli ilk keşfedendi. Sert bir pazardı, sert yıllardı, ama Jobs da sertti. 1991’de Disney’le anlaşmaya vardı ve Pixar adlı şirket film uzunluğunda ANİMASYONLAR hazırladı. Pixar filmlerinde - karmaşık ve de aynı zamanda akıllı bir şekilde - tek başına çocuk büyüten balıklar ve âşık robotların hikâyeleri var. Steve Jobs Pixar hisseleri sayesinde milyarder oldu.

1991’de Laurence Powell’le evlendi, üç çocukları oldu ve Steve Jobs’un hayatı da değişti. 1996’de Apple Next’i satın aldı ve Jobs kurduğu şirkete danışman olarak oraya geri döndü. Apple’ın durumu kötüydü. Geniş ürün yelpazesi seçici yatırım yapmak için uygun değildi; 1997’de 1 milyar zarar uğradılar ve Jobs böylece tekrar şirketin başına geçti. Yine kot pantolonu ve balıkçı kazağıyla. 

Kurucu yıllarındaki mucizeyi tekrarlamayı başardı. Ürün yelpazesini küçülttü. “Odaklanmak evet değil, hayır demektir” dedi. “O zamanlar bir baba gibiydim ve çok zordu” diyordu. Daddy No şirketi ayağa kaldırdı, önce Amerika, sonra Avrupa ve Asya’da ünlü Apple Store’ları kurdu.  Ve sonunda Apple müritlerinin beklediği ürünleri piyasaya sürdü: iPod, iPhone, iPad.

iPhone günümüz karma kültürünün radikal dışa vurumudur, o dünyayla olan ilişkimizde devrim yarattı, çünkü bir anda her şey erişilir oldu: Haberler, müzik, insanlar, doğal gerçeklik, suni gerçeklik, oyunlar, filmler, hepsi. Hepsi hemen ve her zaman. Bu alet duruşumuzu da değiştirdi, örneğin e-mail veya başka bir şey beklerken sokakta dolaşan kambur elitler gibi - günümüzün ikon resmi. Bu şey adeta vücudumuzun ve ruhumuzun uzantısı oldu, çünkü çok kolay kullanılıyor, elin içinde başparmağınla basarak.

iPhone KAPİTALİST BİR SİLAH, KAMUFLAJI DA COOL OLMASI. Unutmuyor, kaydediyor ve bağlantı kuruyor – SEN SATIN ALDIĞIN ŞEYSİN, ÇÜNKÜ ALET SENİ SENDEN DAHA İYİ TANIYOR. Bu yüzden Apple şirket, iPhone alet ve Steve Jobs da kişi olarak dünyanın açıldığı ve tekrar içine kapandığı yılların sembolleridir.

Steve Jobs’un yolculuğu onu bilgisayar manyağından büyücüye dönüştürdü, aynen Microsoft’ta Bill Gates ve Facebook’da Mark Zuckerberg’e olduğu gibi. Aynı zamanda içine dönük biriyken ünlü bir otokrat oldu.

Jobs’un ölümünden bir gün önce tanıtılan iPhone 4S bir gelişim sürecinin sonunu ve aynı zamanda aletlerle konuşma hayalinin başlangıcını simgeliyor. Artık onlara emir verebileceğiz ve onlar da bunu anlayıp yerine getirecekler. Uzun zamandır bilgisayar konusundaki zorluk, onların bir şeyi yapamaması değildir, zor olan onlara bunu aktarabilmektir. 

Steve Jobs ilk günden ölümüne kadar İNSAN VE MAKİNE ARASINDAKİ İLETİŞİMİ KOLAYLAŞTIRMANIN peşindeydi. iPad’in yayımcıların gözlerini parlatmasının bir nedeni de gazete veya dergilerin dijital ortamda gerçekmişçesine parmaklarla yönlendirilebilmesidir.

Şirket ve ürünlerine ne olursa olsun, Steve Jobs ve Apple’den geriye kalan, teknolojinin anlaşılabilir ve arzu edilir olmasıdır. Artık gerçek oldu. GELECEK NESİLLER İÇİN DİJİTAL NESNELERE ELLEYEBİLMEK ÇOK DOĞAL OLACAKTIR.  

Apple bilgisayarları çelişki barındıran narsizm ürünleridir: Bizi dünyadan koparırken onu ayağımıza getirmektedirler. Bundan sonraki gelişmelerin hangi yönde olacağı belirsizdir. Dört dev internetteki ticari egemenlik için savaşmaktadırlar: Apple, Google, Amazon ve Facebook. Facebook ve Google çoktandır Jobs’un ilkelerini kopyalayıp müşterilerinin yaşamlarına ortak olmaktadırlar. E-mail, chat, sosyal ağ, müzik borsası, haber toplama ve arkadaş yönetimiyle kullanıcı için yaşamlarının bir parçası haline gelmektedirler. Tüm hayatlarını kayıt altına alınmaya çalışıyorlar; bu para demektir, çok para. Kullanıcıların satın alma tavırları, istekleri, yaşama duygusu.

Apple teknoloji olarak rakiplerinin önünde değil, ama imajı konusunda onunla yarışamıyorlar. Bu daha ne kadar sürdürülebilir? Kartelleşme suçlamaları, veri gizliliği ve patent savaşları Apple’ı zorluyor. Google’ın android yazılımlarının pazar payı büyüyor. Apple olay yaratmaya mahkûm.

Ne olacağı belirsiz: Yaratıcılık patlaması, korkunun sonu ve etkin bir yönetim firmayı daha güçlü hale getirebilir. Solgun Tim Cook Apple’ı sönük bir markaya indirgeyebilir. Doygun piyasa Apple’ı sıradan bir şirkete dönüştürebilir. Daha başka neler beklenebilir, insanın başka neye ihtiyacı kaldı? APPLE GELECEKTE DE ŞAŞIRTABİLİR Mİ?

Steve Jobs tekrar en tepedeyken 2004’te pankreas kanseri oldu. 2008’in sonunda komplikasyonlar başladı. 2009’da karaciğer nakli oldu. Parasıyla bu işi daha çabuk hallettiğini düşündüğünden, Kaliforniya’daki organ bağışı azlığı karşısında, Arnold Schwarzenegger’le beraber altı ay içersinde yeni bir yasanın çıkmasını sağladı. Artık her Kaliforniyalı yeni aldığı sürücü belgesinde organ bağışında bulunup bulunmayacağını belirtmek zorunda. Schwarzenegger yasayı Ekim 2010’da imzalarken, Jobs yanındaydı. İyi görünmüyordu, kuvvetten düşmüştü, kısa konuştu. İlk hastalık teşhisinden sonra yedi yıl daha hayatta kalabildi.

2005’deki meşhur Stanford konuşmasında “Kimse ölmek istemiyor. Cennete girmek isteyen insanlar bile, bunun için ölmek istemiyorlar” dedi. Buna rağmen ölümü hayatın açık ara en iyi buluşu olarak niteledi. Jobs’a göre ölüm eskisini alıp, yenisine yer açıyor. (Herhalde ölüme bundan daha ticari bir yaklaşım olamazdı. ZN)

----

Ana makale burada bitiyor. Bundan sonra dergi “Jobs ve Ive” adı altında Walter Isaacson’un hazırladığı Steve Jobs biyografisinden bir bölüm veriyor. Steve Jobs’un dehasını görünür kılan tasarımcısı Jonathan Ive’ın gözünden anlatılanlar çok ilginç. ADETA ENDÜSTRİYEL TASARIM DERSİ GİBİ. En can alıcı bölümlerini aşağıda veriyorum:

Eylül 1997’de Jobs iCEO görevine geldikten kısa süre sonra idari takımı motivasyon konuşması için bir araya topluyor. Onların arasında tasarım bölümünün hassas olduğu kadar tutkulu 30 yaşındaki İngiliz yöneticisi de yer alıyor. Adı Jonathan Ive ve istifasını vermek üzere. Şirketin ürün tasarımı yerine kar odaklı yönetim şeklinden bıkmış durumda. Ancak Jobs’un konuşması planlarını değiştiriyor. Çünkü Steve amaçlarının SADECE PARA KAZANMAK DEĞİL aynı zamanda HARİKA ÜRÜNLER DE TASARLAMAK olduğunu söylüyor. Ve bu temel üzerinde alınan kararların, Apple’ın o güne kadar aldıklarından çok farklı olacağını ifade ediyor. Böylece Ive ve Jobs arasında endüstri tasarımı konusunda zamanın en önemli işbirliklerinden biri doğuyor.

Londra’nın kuzeydoğusundaki Chingford’da büyüyen Ive’ın babası gümüş tasarımcısı ve aynı zamanda kolejde öğretim görevlisiymiş. Ive tasarım dünyasına onunla adım atıyor. Yüksek öğrenimini sırasında boş zamanlarında ve tatillerde tasarım danışmanlık şirketinde çalışıyor. Diğer tasarımcılardan farklı olarak sadece güzel resimler üretmiyor, ağırlığı devamındaki üretim sürecine ve iç parçaların işlevine veriyor. Öğrenci olarak bir Macintosh’un üzerinde çalışabilme fırsatını yakalıyor ve sonuçta Apple’da işe başlıyor

Ancak Jobs tekrar şirketin başına dönene kadarki dönemde işinden memnun değil.  Gil Amelio’nın tasarımla fazla işi yok, onun için önemli olan çok para kazanmak. Bundan ötürü mühendislerden mümkün olduğunca ucuz ürünler isteniyor. Ive istifa etmek üzereyken Jobs’un motivasyon konuşması her şeyi değiştiriyor. İkisinin de frekansı uyuşuyor ve Jobs’la aralarında direkt ve çok güçlü bir ilişki kuruluyor. Öğlen yemeklerini sıkça beraber yiyorlar ve akşam iş çıkışında Jobs  mutlaka Ive’ın tasarım atölyesine uğruyor.  Beğendiği maket ve resimleri havaya kaldırıyor, diğerlerini ise kenara atıyor. Ive bu uyarıları dikkate alıp Jobs’un beğendiği konseptleri geliştiriyor.

Jobs ve Ive her yeni aşamada tasarımı daha da basit hale getirmeye çalışıyorlar. Jobs’a göre basit bir şeyi ortaya çıkarmak, bütünü kavramak ve şık bir çözüm üretmek çok zor bir çalışma gerektiriyor. Ive ve Jobs yüzeysel değil de gerçek anlamda sadelik arayışı konusunda ruh ikizi gibiler. Onlara göre tasarım sadece ürünün dış görünüşü değil, onun doğasını da yansıtmalı.

Bundan ötürü Apple’da bir TASARIM süreci tümüyle sonraki YAPIM ve ÜRETİM aşamasıyla bağlantılı. Ive bunu Apple PowerMac modelinde şöyle anlatıyor: “Gerçekten gerekli olmayan her şeyden kurtulmak istiyorduk. Bunu başarmak içinse tasarımcılar, ürün geliştiricileri, mühendisler ve imalat ekibiyle mükemmel bir işbirliği gerekliydi. Tekrar ve tekrar baştan başlıyorduk. Bu parçaya gerçekten ihtiyacımız var mı? Diğer dört parçanın işlevini almasını sağlayabilir miyiz?”

Bir ürünün tasarımıyla doğasının ve imalatının ne kadar birbirleriyle ilişkili olduğunu, Ive ve Jobs bir Fransa gezisinde keşfettiler. Bir mutfak aletleri dükkânında Ive’ın çok beğendiği bir bıçağın sapında biraz yapıştırıcı kaldığını gördüler. İmalat sırasındaki bu hata yüzünden bıçağın o güzel tasarımının mahvedildiği sonucuna vardılar. Bıçakların yapıştırılmış olduğu fikrinden hiç hoşlanmadılar. Ürünlerin TEMİZ ve KAYNAKSIZ gözükmek için nasıl yapılmaları gerektiği konusunda fikir birliğine vardılar.

Şirketlerin çoğunda teknik planlama tasarımı belirliyor. Ürün geliştiriciler özellikleri ve gereksinimleri bildiriyor, tasarımcılar da buna uygun yuva ve kılıf yapıyor. Jobs’a göre ise bu süreç tam tersine işlemeli. Çünkü böyle olmayınca garabet ürünler oluşuyor. Jobs ve Ive işbirliğiyle Apple’daki ağırlık yine tasarıma döndü ve ŞEKİL TEKNİK PLANLAMAYI BELİRLEDİ, tersi değil.

Apple’in tasarım stüdyosu tasarımcıların tüm ihtiyaçları göz önünde bulundurarak oluşturulmuş, arka planda çalan müziğe kadar. Bu devasa mekânda bir bakışta şirketin hangi çalışma aşamasında olduğunu anlamak mümkün. Jobs tüm modelleri eline alarak tek tek kontrol ediyordu. Aynı zamanda oradaki huzuru ve sakinliği de seviyordu. Görsel odaklı bir insan için orası adeta cennet. Tasarım sürecinin büyük bölümü masalar arasında dolaşmak ve modellerle oynamakla geçiyor. Aptal sunumlar ve katı zaman planlaması olmadığından süreç doğal akışıyla gelişiyor ve böylece büyük fikir ayrılıkları da oluşmuyor.

Ive ve Jobs çeşitli ürünlerinin paketlenmesiyle de yakından ilgilenip patentleştirmişler. YÜKSEK KALİTEDEKİ AMBALAJLARI tüm Apple müşterileri tanıyor. Ive göre Jobs’la beraber bu ambalajlar için çok zaman harcamışlar, çünkü onlar ürüne farklılık katıyor, paketi açmayı bir adeta bir ayin haline getiriyor.

Ive’da bir sanatçının duyarlı doğası var. Ama zaman zaman Jobs’un ünden gereğinden fazla pay sahibi olmasına kızıyordu. Bu alışkanlığını başka çalışma arkadaşları da itici buluyordu. “Seyirciler arasında oturup her şeyi kendisinin fikriymiş gibi tanıtmasını seyrediyordum. Benim tasarımlarımla ünlü olması acı veriyordu” diyor Ive. Dışarıdan bakanların Jobs’u Apple’ın fikir üreticisi olarak tanımlamalarına kızıyor. “Bu şirketimizi saldırılara açık hale getiriyor” diye ekliyor kısık sesle.

Ancak kısa bir aradan sonra Jobs’un gerçek rolünü överek anlatıyor. “Birçok başka şirkette fikirler ve büyük tasarımlar süreç içersinde kaybolup gidiyor.  Benim ve ekibimin sunduğu fikirler ise Steve olmasaydı,  bizi teşvik edip bizimle çalışmasıydı, tüm dirençleri aşıp ürün haline gelmelerini sağlamasaydı, değersiz olup hiçbir işe yaramazlardı.”

Kaynak: Der Spiegel 41/2001 – Titel: Steve Jobs. Der Mann, der die Zukunft erfand / Jobs und Ive

Çeviri:  Zuhal Nakay / Y. Mimar

 

 

 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 103
Toplam yorum
: 92
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 549
Kayıt tarihi
: 24.08.13
 
 

Mimar / Blog Yazarı ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster