Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Haziran '07

 
Kategori
Gezi - Tatil
Okunma Sayısı
4927
 

Stockholm ve doğanın neşeli yorumları

Stockholm ve doğanın neşeli yorumları
 

Norveç’ ten sabah erkenden İşveç Krallığı’ nın başkenti Stockholm’ e uçuyoruz. Şehir birbirine köprülerle bağlanmış 14 adacıktan oluşmuş. Otelimizden yürüyerek ulaştığımız eski şehir Gamla Stan Adası’nda dar sokakların içinde minik, birbirinden güzel hediyelik eşya ve antika dükkânları var. Barok stilde yapılmış binaların çevrelediği küçük meydan çok hareketli. Nobel Müzesi’nin merdivenlerinde gençler dinleniyorlar. Turistik geziler yapan tekne turuna katılıyoruz. Stockholm’ün en büyük parkı Djurgarden’in çevresinden geçiyoruz. Su şehrinde İstanbul Boğaz’ı havası var. Hiç yabancılık çekmeyeceğimiz kesin. Viking torunlarının denize olan tutkuları her yere sinmiş. Ertesi gün şehir turunda Nobel Ödülleri’nin verildiği Belediye Sarayı’nı geziyoruz.

Nobel Ödülleri’nin en prestijlisi olan Nobel Edebiyat Ödülü’nün 2006’da yazarımız Orhan Pamuk’a verildiğini bilmeyenimiz yoktur. Sonra Vasa Müzesi’ni ziyaret ediyoruz. Heybetli gemi için özel tasarlanmış müzenin içi oldukça karanlık ve hikâyesi büyük trajedi: 17. yüzyılda İşveç Kralı, düşmanlarla savaşabilmek için yeni şavaş gemileri inşa edilmesini istemiş. Bunun üzerine yapılan gemilerden biri Vasa. Yapımı üç yıl süren Vasa, 1628’de büyük gösteriler eşliğinde uğurlanmış.

Daha açık denize açılamadan batmış. Güvertede bulunan 150 kişinin 30’u bu olayda yaşamını kaybetmiş…Ve yaklaşık üç yüzyıl denizin altında kalan gemiyi nasıl su üstüne çıkardıklarını anlatan bölümler var. Üzerinde yoğun süslemelerin bulunduğu ahşabın günümüze hiç bozulmadan kalması şaşırtıcı. Sadece bir bölümü orijinaline uygun renklendirilmiş. Müzeden ayrılıyoruz. Artık elimizde şehir planı var, görmek istediğimiz müzeler işaretli. Önce National Müze’ye, oradan da Moderna Museet’e (Modern Müze) gidiyoruz. Avrupa’nın en iyi 20. yüzyıl koleksiyonuna sahip. Müzenin bahçesinde Alexandra Calder’in ve Niki de Saint Phalle’nin ünlü heykelleri. Soyut biçimleri, renkleri ve şiirsel görünümleri doğadaki hareketlilik kavramının neşeli yorumları. Calder’in her biri ayrı yöne dönen renk plakaları ve Saint Phalle’nin havuza balıklama atlayan tombul kadınları... 2002’de ölen ünlü heykel ve ressam Saint Phalle’nin “Nana” adını verdiği kadınlar serisinin yanında Jean Tinguely’nin heykelleri de var.

Müzenin girişinde asırlık ağaçların aralarından gelen kuş sesleri ve minik bir kuş evi. Zevkle dolaştığımız müzede ayrı bir bölüm gözümüze çarpıyor: 17 Haziran-3 Eylül 2006 tarihleri arasında açık olan “Head Shop-Shop Head” başlıklı sergi. Amerikalı sanatçı Paul McCarthy’in performans, video ve enstalasyon çalışmalarından oluşan oldukça geniş retrospektif sergisi. Yüzümüze çarpan sert imgelerin arasında dolaşırken, beyaz odanın içinde yatan adam, sanki biraz sonra uykudan uyanıp kalkacak kadar gerçekçi. “Dreaming” sanatçının eserleri arasında önemli bir yere sahip. New York’tan gelen “The Garden” geniş bir alanda, yine gerçek boyutlarda kurduğu bahçenin içindeki hareketli heykelleri çok komik. Bu gerçekçi çalışmaların yanı sıra hayal gücünün ötesine geçen çalışmalar da var. Bazıları ise bakılamayacak kadar rahatsız edici. Özellikle video performansları.

O bölüm müzenin girişinde ayrı bir binada. Arkadaşlarım Esma ile Reyhan girdiler. Ben ise giremedim.Bir Calder hayranı olarak bahçedeki heykellerin karşısında dinlendim. Zaten kapısına, “Duygusal olanlar ve çocukların girmesi tavsiye edilmez!” diye uyarı koymuşlar. Bizimkiler de allak bullak olup çıktılar. Müzenin çıkışında salaş bir cafede mola verdik. Çimenlerin üzerinde neredeyse uyuyakalacaktık. Epeyce yorulmuştuk. Bu akşam son gecemiz. Otelde grubumuzla veda yemeğinden sonra hep birlikte eski şehirde caz dinlemeye gidiyoruz. Ertesi gün kahvaltıdan sonra İstanbul’a hareket edeceğiz. Daha sonra rehberimiz Hakan’ın tavsiyesi üzerine “Absolut-Buz Bar”a gidiyoruz. Eski şehirden Buz Bar’a gitmek için bindiğimiz taksinin şoförü Diyarbakırlı; yıllar önce yerleşmiş buraya. Stockholm’e gelip de uğramadan gitmeyelim dediğimiz yer -5 derece. Dışarısı ise 36 derece. İçeriye giriş ücretli. Bir içki bedava. Her şey buzdan. Üzerimizde özel giysiler, elimizde buzdan bardaklar… İçinde mavi Absolut votkalarımız... -5 derecede fazla kalamadık, ama Kuzey’in dondurucu soğuğunu yapay da olsa biraz yaşamak bizim için farklı bir deneyim oldu…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 18
Toplam yorum
: 16
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 3799
Kayıt tarihi
: 07.11.06
 
 

İstanbul doğumluyum. Güzel Sanatlar'ın Grafik bölümünden mezunum. Sanatın bütün alanlarını seviyorum..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster