Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Mayıs '07

 
Kategori
Sağlıklı Yaşam
Okunma Sayısı
2369
 

Stres (korkunun bir diğer adı)

Stres  (korkunun bir diğer adı)
 

Zihnimizle kontrol edilemeyen şeyleri kontrol etmeye kalkıştığımızda stresle karşılaşırız. Kontrol edebileceğimiz tek şey vardır o da biziz. Tepkisel olduğumuzda olaylar ve kişiler bizi kontrol eder, duyguları yaratan “ben”imdir. Ben kimim dediğimde benim kim olduğumu anlamam gerekir.

Bir buzdağı’nın onda biri su üstünde görülür. İnsanın da onda biri fiziksel görüntüsüdür. Diğerleri sosyal yönü, duygusal yönü, ruhsal yönüdür. Ben bir ruhum ve bu vücudun içinde yaşarım.Düşünceler, hayaller, duygular, hepsi bu yaşayan ruhun yarattıklarıdır. Fiziksel bedenimizi aslında ruhumuzun evi olarak da kabul edebiliriz.

Balığı sudan çıkardığınızda suya dönmek ister.Çünkü doğal çevresi sudur. Aynı şekilde ruhun doğasında huzur vardır. Huzurdan uzaklaştığımızda ruh huzura geri dönmek ister. Kişinin sürekli stres altında yaşaması mümkün değildir.

Stres dediğimiz şey aslında ruhumuzun çöplüğü gibidir. Kim bir çöplükle yan yana yaşamak ister. Çöplüğe atılan şeyler iyi bile olsalar zamanla onlar da çöplükteki diğer çöpler gibi insana zarar veren şeyler haline dönüşürler. Halbuki insanların mutlu ve huzurlu olmaları en doğal haklarıdır. Bu huzur ortamını hiçbirşey bozmamalıdır. Bazen bizler içimizde bulunan iyi değerleri de yanlış uygulama ve anlamalarımız sonunda tam tersine çevirebiliriz.

Bizlerin düşünce mekanizmalarını iyi anlamamız gerekiyor. İnsanlardaki korku onların en büyük düşmanıdır. Daha sonra süphecilik, öfke, kin ve nefret ya da yalan söylemek işte bütün bunların bir insanda varlığı o insanın doğal olarak strese girmesine neden olur. Bunlar insanlardaki ego dediğimiz sistemin açık kapılarıdır. Bu açık kapılardan, nasıl ki evinizdeki işi biten çopleri atarsanız içinizdeki birikimleri atmanız için vardırlar. Yoksa sizin dışarıdan yeni çöpleri evinizin içine almanız için değildirler. Oysaki insanlar tam tersini yapıyorlar. Kendileri için faydalı olabilecek mekanizmaları tam tersine çevirebiliyorlar.

Varoluşumuzun asıl nedeni bir arada yaşayabilmek, yardımlaşma ve birlik bilincimizi kuvvetlendirebilmektir. Aslında hepimiz bir’iz, ama bunu anlamakta çok zorlanıyoruz. Hastalık dediğimiz şey de zaten bu anlama zorluğundan ortaya çıkmaktadır. Stres yani içimizdeki çöpler çoğaldığında bu beden bu çöpleri taşıyamaz hale gelir ve bir çöp birikince nasıl dayanılmaz bir koku yayıyorsa, insan bedeni de bu birikmeye dayanamıyor. Doğal olarak diğer insanlar ya kendi çöplerini böyle kişilere yüklüyorlar ya da uzak durmaya çalışıyorlar. Tabi bu çöpleri temizlemenin daha kolay ve diğer insanlara zarar vermeyen bir yolu da vardır. O da inanç sisteminizi genişletip kuvvetlendirmenizdir. Eğer yardım isterseniz tıpkı bir vidanjörün hortumu gibi bu çöpler sizden çekilirler. Ama önce çağırmanız ve yardım istemeniz gerekiyor. İnsanoğlu bu kainattaki yaratılmış olan varlıkların içinde en mükemmelidir. Bu mükemmel varlığın kendisini böyle çöplerle içiçe yaşamaya mahkum etmesini anlamakta çok zordur. Halbuki bu çöplerle uğraşacak yerde bu fiziksel bedenini içindeki ruhunun gücüyle çok daha anlamlı ve faydalı işlerde kullanabilse yada farkına varabilse ne iyi olurdu.

Yaşamda sevginin en büyük düşmanı korkudur. Korkunun bir diğer adı da strestir. Herhangi bir stres deneyimliyorsanız bunun duygusal hayattaki anlamı korkudur.

Korku, kızgınlık, endişe, zevk yada acının bize birazının iyi olduğu öğretildi. Bizlerin bunlardan zevk almamızın nedeni adrenalin salgılaması ve bizim buna bağımlı olmamızdır. Fakat bu gün geçtikçe büyümektedir. Stres fiziksel bedene hasar vermektedir. Bedensel hastalıklar zihinsel problemlerden dolayı oluşurlar. Şüphe ve korku çoğunlukla birarada olurlar. Bazı kişiler endişe etme alışkanlığındadırlar. Korku ve endişelerinizin artması durumunda güven duygusunu da yitirirsiniz. İnsanların çoğunun günümüzde güvenle ilgili sorunları vardır. Bu durum da şüpheyi doğurur. Şüphe, korku ve endişe stresi yaratır

Korku neden ortaya çıkıyor insanoğlunun en derin yanlışı bağımlılıklarıdır. Herhangi bir şeye bağlı hale geldiğinizde korku yaratırsınız. Korkuyu korursunuz. Depresyon dedigimiz şey de aslında mutsuzluk anlarımızın ve korkularımızın çokluğudur.

Bir şeye sahip olabileceğiniz için onu kaybedersiniz. Gerçek ise bunlar illüzyondur. Biz hiçbir şeyin sahibi değilizdir. Bir şeye sahip olabileceğinizi düşündüğünüzde ona bağımlı hale gelirsiniz. Engeller daima korkulardan oluşur. Enerjinin doğal alışverişi uyumdur. Biz alıp vermiyoruz. Biz alıp kendimize saklıyoruz. Hiçbirşeye tutunmayın. Yaşam bütün öğrenmiş olduğunuz şeylerin tersidir. Farkına vardığınızda değişime başlarsınız.

Herbirimiz bir sevgi kaynağıyız. Biz yaydığımız enerjilerle binlerce km uzağa ulaşabiliriz. Yaydığımız dalgalarla eğer istersek tüm toplumu ve dünyayı etkileyebiliriz. Sevginin akmasına izin vermek için kendimizi dışarıda tutmak ve bağımlılığı bırakmayı düşünmek gerekiyor.

İnsanlar herhangi bir şeyi bıraktıklarında onu kaybedeceklerini zannediyorlar. Ben kullanıcıyım sahip olan kişi değilim, o şey bana emanet edilmiştir. Eğer daima ona tutunursam yerine hiçbirşey gelemez.

Düşündüğümüz herşey bilincimizde bir kayıt yaratıyor. Acıyı yok etmek için sevginin ve huzurun bulunduğu esas varoluş şekline dönmemiz gerek.

Ben sonsuz bir varlığım. Beni kesemezsiniz. Benim bedenime eziyet yapabilirsiniz ama bana yapamazsınız bunları düşündüğünüzde duygular çözülür, içinizden çok büyük bir güç yükselir. Siz bir sevgi kaynağısınız. Sevgi pekçok değişik yüzü olan bir enerjidir. Gerçek anlamda ruh bilincinde olduğunuzda sizin izniniz olmadan hiçbirşey sizi etkileyemez.

Gördüğünüz gibi herşey sizde gizli çünkü sizler o kadar mükemmelsiniz ki, stres içinde boğulmak sizlere hiç yakışmıyor. Bununla başedebilir ve başarabilirsiniz, ne dersiniz ?

Sevgiyle kalın

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Alahatti Bey gene çok güzel yazmışsınız. Stresin aslında kaybetme korkusu olduğunu çok iyi bilen batı toplumu halkın üzerine sürekli işini, eşini, aşını kaybetme korkusu pompalayarak toplumları yönlendiriyor. Gazetelere beş dakika bakınca ülkemizde durumun daha da vahim olduğu görülüyor. Hoşça kalınız..

Buka 
 16.05.2007 9:48
 

Sanırım ayni şekilde düşünüyor,hayatı sizinle ayni şekilde algılıyoruz. Sizi blog habercime kaydettim.Tüm yazılarınızla bu güzel ve yüksek bilinç boyutunda buluşmak üzere teşekkürler. Mine Kavalalı

Mine Kavalalı 
 15.05.2007 18:11
Cevap :
Yazılarınızı inceledim, evet dünyaya aynı pencereden bakıyoruz ve aynı aynanın içindeyiz. Sizi bende kaydettim. Yorumunuz için çok teşekkür ediyorum  16.05.2007 8:38
 

Sevgi aşkın en yüksek halidir. Sevgi sadece anlayış ve farkındalıkla mümkündür. Diğer kişileri anlayıp saygı duymakla başlar. Aşkı sadece hayatımızda olan kişiye olan duygu olarak kabul edip sınırlarını belirliyoruz sonrada sevgisiz kalmaktan kaybetmekten korkuyoruz halbuki sevgi hep orda sadece farketmemizi bekliyor.

Bilgen ÖZGER 
 15.05.2007 9:54
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 101
Toplam yorum
: 157
Toplam mesaj
: 25
Ort. okunma sayısı
: 5065
Kayıt tarihi
: 01.03.07
 
 

Ege Üniv. İşletme Fakultesi'ni, daha sonra da Harward Üniversitesi'nin Master programını Türkiye'de ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster