Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Aralık '16

 
Kategori
Sağlıklı Yaşam
Okunma Sayısı
3340
 

Şu çiğ köfte dedikleri...

Şu çiğ köfte dedikleri...
 

Harika bir çocukluk geçirdim. Bunda vakur Anadolu’mun payı büyük. Rahmetli babam çok maharetli bir adamdı. Damağına da pek düşkündü. Evimizin sucuğunu, pastırmasını ustalıkla kendi yapardı. Ben de -çırağı olarak- sucuk içini bağırsaklara doldururdum. Hem yırtmayacaktım hem de hava kalmayacaktı. Pastırmanın çemenini de ben sürerdim. Ve sonra da balkona asılırlardı kurumaları için. Annem de evimizin peynirini, tarhanasını, salçasını, sebze kurusunu yapardı. Gerekli malzemelerin alınmasında, sebzelerin ipe dizilme aşamasında da annemin çırağıydım. Büyük iş yaparmışçasına batırırdım yorgan iğnesini bamyalara, biberlere, patlıcanlara. Onlar da yerini alırdı balkonda.

Hafta sonu akşamları -yemekli- komşu, arkadaş ziyaretleri olurdu. Çiğ köfte ustası babamdı ve ben de soğan-maydanoz doğranmasından, baharatlardan ve terinin silinmesinden sorumlu çırağı tabii.

Vesselam, anne ve babam -huzur içinde uyusunlar- bana el verdiler. Elbette onlardan öğrendiklerimle alaylı kalmadım, eğitimlerini de aldım mutfak sevdamın. Peki, bu sevdanın biz otobur çifte bir faydası var mı, yok; ama dostlarımızı iyi beslediğimiz kesin:)

Son 15 yıldır sucuk-pastırma-sosis ve benzeri ürünleri tüketmiyorum. En doğal ve sağlıklılarını yiyebildiğim kadar yedim zaten, kırklı yaşlarda uzaklaşılmalı yavaş yavaş. Kırmızı eti ayda bir ya da iki kez tüketiyoruz; beslenmemiz sebze, tavuk ve balık dönüşümlü ve -her öğünde farklı- salata.

1977’de İstanbul’a döndükten sonra bir daha sucuk, pastırma yapmadı babam. Annem de peynir, tarhana, salça yapmadı, sebze kurutmadı. Büyükşehir bizi de kendine benzetmişti.

2006’da annem ve -yedi ay sonra- 2007’de de babam veda etti hayata. Doksanlı yıllara kadar ben yoğurdum çiğ köfteyi dostlara. İzlerdi babam da çırağını gururla. Bugünkü gibi etsiz değildi tabii; yağından ve sinirlerinden arındırılmış, üç kez çekilmiş dana but eti kullanırdım.

Dün zincir marketlerden birinde etsiz çiğ köfte paketini aldım elime. İçindekileri okudukça nabzım yükseldi.

Acılı ketçap suyu, glikoz-fruktoz şurubu, modifiye mısır nişastası, sirke, tuz, ksantan gum, domates salçası, biber salçası, bulgur, potasyum sorbat, sodyum benzoat, acı biber ekstraktı, nar aromalı sos, sitrik asit, nar suyu konsantresi, renklendirici karamel, soğan, ayçiçeği yağı, ceviz, pul biber, sarımsak, maya ekstraktı, sebze aroması, et aroması.

Tamam, et yerine ceviz kullanılsın da bunca katkı maddesinin işi ne! Tabii ki cevap: Uzun raf ömrü ve ürün görünümünün değişmemesi. Elimdeki paketin SKT’si 13 Ocak’tı, yani -ÜT için bir hafta da geri gidersek- üç hafta tazeliğini (!) koruyor(muş.) Oysa evde yapılan çiğ köfte ertesi gün dahi yenmez; şişer, acılaşır.

Yukarıdaki içeriğin çiğ köfte olduğunu iddia eden varsa beri gelsin! Bakın neler tıkıyorlar midemize:(

Glikoz-Fruktoz Şurubu

Tatlandırıcı olarak kullanılır. Glikoz şekeriyle fruktoz şekeri karıştırılarak elde edilir. Yüksek fruktozlu mısır şurubu sağlığımız için çok tehlikelidir. Peki üreticiler neden glikozun yerine tercih eder: Tamamen duygusal. Fruktoz şurubu glikoz şurubundan iki kat daha tatlıdır, bu da maliyet avantajı sağlar.

- Vücutta şeker oranını yükseltir, hormon dengesini bozar. Şeker hastalığı oluşmasında büyük etkendir.
- Kanserli hücreleri besler.
- Karaciğer büyümesine neden olur.
- Doyma hissi yaratmaz; vücutta yağ olarak depolanır, kilo alımına neden olur.

Modifiye Mısır Nişastası

Aracın modifiyelisini duymuşsunuzdur da nişastanın modifiyelisini duymuş muydunuz? İçine girmediği ürün yok. Kıvam artırıcı, stabilizör veya emülgatör olarak kullanılır. Donma, çözülme ve ısınma sırasında ürün niteliğinin bozulmaması hedeflenir:) Sıkı durun, bu masum nişasta aynı zamanda pulların arkasında ve zarfların arka kapağında yaladığımız yapışkan yüzey! Kilo alımına, yüksek tansiyona neden olur ve kanserojendir.

Ksantan gum-zamkı (E415)

Kıvam artırıcıdır. Midede şişkinlik ve bağırsak gazlarına neden olur.

Potasyum Sorbat (E202)

Küflenmeye ve bakteri üremesine karşı kullanılır. Gastrite, sinir bozukluğuna, karaciğer yıkımına, göz rahatsızlıklarına, gut hastalığına neden olur.

Sodyum Benzoat (E211)

Ürünün raf ömrünü artırmak için kullanılan koruyucu bir tuz türevidir. Doğada tabii olarak bulunmayan bir sentetik kimyasaldır. Kozmetik endüstrisinde de kullanılır ve Parkinson’a, Siroz’a, astıma, kansere, alerjiye neden olur.

Renklendirici Karamel (E150)

Kolada da kullanılan renklendirici. Kanserden başlayarak birçok hastalığın nedeni. Kullanımının tüm dünyada yasaklanmasına çalışılıyor.

Maya Ekstraktı (E621)

Ne kadar masum duruyor, değil mi; aslında o MSG (Monosodyum Glutamat), yani -lezzet artırıcı- namıdiğer Çin Tuzu. Bilinen zararları: Göz hasarı, yorgunluk, baş ağrıları, depresyon, kalp rahatsızlıkları, karaciğer ve böbrek tahribatı, vücutta uyuşukluk ve karıncalanma.

Et ve Sebze Aromaları

Köpek mamalarında da kullanılan lezzet artırıcıdır. Hormonal bozukluklara, Alzheimer’a, Parkinson’a, diyabete, göz ve böbrek rahatsızlıklarına, obeziteye neden olur.

İçerikteki biber ve domates salçası, ketçap suyu ve konsantreler de kocaman birer soru işareti. Kim bilir onların içinde de ne katkılar vardır!

Canınız çiğ köfte mi çekti; hazır paket alarak intihar da edebilirsiniz, internetteki tariflere göre -en sağlıklısını- kendiniz de yapabilirsiniz.

Elbette -sadece çiğ köfte değil- hazır gıdaların hemen hepsi bizi tez elden öte tarafa postalama derdinde de mümkün olduğunca dirensek fena mı olur?

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ne kadar duru, bilgilendirici ve kaygısı olmayan yazı! Diğer taraftan bundan sonra nasıl normal yaşayabileceğiz biz? Selam ve sevgi ile

ERIC VAN BUYTEN 
 07.01.2017 8:29
Cevap :
Yazı öyle de yazanın kaygısı çok! Kafada huni, elde tef; tırlatmanın bir tık öncesi yani:( Bir dahaki sefere de nohutlu işkembe yahnisini anlatacağım. Bundan öncesi vardı, sonrası meçhul:( Allah ülkemizin, milletimizin yardımcısı olsun. Teşekkürler, sevgiler.  07.01.2017 13:24
 

Çocukluğunuz ne güzelmiş ama öğrenmek istemişsiniz, babanız bu yönünüzü de keşfetmiş demek ki, siz de öğrettikleriyle mutlu olmuşsunuz. Nur içinde yatsınlar... Çiğ köftenin zararlı olduğunu tahmin ediyordum ama anlattıklarınızdan sonra durumun bu kadar vahim olduğunu bilmediğimi düşündüm. O kadar da çok satılıyor ki! Biz etlisini bile yemiyoruz, çocukken yemediğimden midir alışık değilim bu tada..:) Hazır olanlarını da almayız ama ilk çıktığı yıllar oğlum çok yerdi, uyarırdım ama dinlemezdi.Tadardım bu nasıl bir şey diyerek, tuhaf gelirdi. Tüketildikçe üretecekleri için çevremizi de uyarmamız gerekir. Her şeyin doğalı güzel elbette, bilgilenmek ve bilinçli olmak çok önemli. Keyifle okudum güzel yazınızı, emeğinize sağlık Ata Bey. Sevgi ve selamlarımla.

Nermin Ayduran 
 03.01.2017 0:32
Cevap :
Haklısınız, ilgisiz bir çocuk da olabilirdim; ama mutfağı hep sevmişimdir. Yaptığım yurt dışı seyahatlerden sonra farklı mutfakların yemeklerini evde de denemişimdir. Asıl mesleklerimizin dışında Elçin de ben de diplomalı aşçı ve pasta-börek ustasıyız; lakin kendi beslenmemiz öyle basit ve yeşil ki hafta sonları dostlara şov yapıp mutlu oluyoruz:) Yılbaşı akşamı yaptığım etli çiğ köfte çok beğenildi. Sanırım -büyük talep nedeniyle- ara sıra yapmaya devam edeceğim:) Elbette ki paket çiğ köftenin lezzeti (!) kendine münhasır. Normal çiğ köfteyle alakası yok. İçerik okuma alışkanlığı edineceğiz. Ve hep de bakmak gerekmiyor, bir kere belirledikten sonra hep aynı marka alınır. Teşekkürler Nermin Hn; mutlu yıllar, sevgiler.  03.01.2017 12:14
 

Ben de direniyorum Ata kemal Bey sağlıklı kalabilmek için. Çiğ köfteyi sevsem de uzak duruyorum bir çok besin gibi... Teröre kurban gitmezsek, sağlıklı olarak belki yaşayabiliriz daha bir müddet... Bu arada 16 kilo vermişim...:) Selamlar, mutlu kalın.

Ayşegül HAYVAR 
 02.01.2017 22:56
Cevap :
Haberciler sağlıklı çalışmıyor, uzun zamandır da yoktunuz galiba Ayşegül Hn. Marketler adeta zehir deposu! İşlenip paketlenmiş et ürünlerinden, soslardan, çorbalardan uzak durmak gerek! Biz otoburlar da sürekli diyetteyiz zaten:) Elçin boyunun 13 kilo altında; ama hep dikkatli. Ben de boyumun 13 kilo üstündeyim ki -karbonhidratı hayatımızdan tamamen çıkararak (günde 2 dilim ekmek, hafta sonu simit, börek)- iki haftada 5 kilo verdim ve şubat ayında ideal kiloma ulaşmış olacağım:) Un ve şeker insan hayatında olmamalı. Sizi de kutlarım. Boy-kilo farkı kadınlarda 8-10 idealdir, yani 1.65 boya 55-57 kg olmalı. Teşekkürler, sevgiler.  03.01.2017 8:29
 

İtiraf etmeliyim ki hem ben hem çevremdekiler bu intihar yöntemini denemişlerdeniz, orijinal yöntemi bildiğimiz halde kolayımıza geldiğinden, yazınızı okuduktan sonra tekrarı olmayacak elbette, "Altın suya batsa değerin kaybeder mi? Tenekeyi parlatsan hiç çeyrek altın eder mi?" ne güzel söylemiş rahmetli Barış Manço, emeğinize sağlık Ata Kemal bey, çiğ köfte falan bahane sofraların etrafını dolduranlar şahane aslında, iyi seneler diliyoruz ailece ailenizle beraber selam saygıyla

Cemile Torun 
 01.01.2017 13:09
Cevap :
Çünkü paketlerin içeriği çoğunlukla okunmuyor, okunsa da kimyasal terimler ve E numaraları kişiye bir anlam ifade etmiyor; oysa o katkılar ömrümüzden yiyor:( Teşekkür ederim Cemile Hn, size ve ailenize sağlıklı ve huzurlu bir yeni yıl dilerim. Sevgiler.  02.01.2017 13:32
 
Toplam blog
: 462
Toplam yorum
: 8316
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1136
Kayıt tarihi
: 07.03.09
 
 

Ne güzel bloglar yazdık, ne muhteşem dostluklar kurduk; onlar kaldı baki... ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster