Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Ağustos '09

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
3066
 

Şu Çılgın Türkler: Ne oldu da çıldırdın bebeğim?

Şu Çılgın Türkler: Ne oldu da çıldırdın bebeğim?
 

Çok bilinen bir atasözümüz der ki, “bir insana kırk defa deli dersen delirir”… İşte “Çılgın Türkler” diye diye bu milleti gerçekten çıldırttılar. Bu toplumun genişçe bir kesimi, akıl hastanelerinde “ben Napolyon’um”, “ben Allah’ım” diye gezinen deliler gibi “ben bir Çılgın Türküm” diye geziniyor sokaklarda… Öyle 15-20 yaşlarında delikanlı çocuklar da değil bunlar… Yaşını başını almış profesörler, yazarlar, kendilerine “Cumhuriyet Kadını” demeyi seven, kırkını geçmiş çoğu memur emeklisi kadınlar… Şu "çılgın" lafının sözlük anlamı üzerinde bir saniye düşünmeden (bkz TDK Sözlüğü: Çılgın: <ı>Aşırı davranışlarda bulunan, deli, mecnun) göğüslerini gere gere, suratlarında sakil bir sırıtışla “ben Çılgın Türküm” diye ortalarda dolaşıyorlar. Yani “deli”, “mecnun” olmakla övünebiliyorlar.

Bu Devlet ve onun ideolojik aygıtları o insanları bu ruh haline getirmek için senelerdir sistematik bir çalışma yürütüyor. Devlet, bu memleketin vatandaşları aklını kullanıp çevrelerinde olan biteni anlamasın diye onları sürekli bir savaş psikolojisi içinde tutuyor. Onlara sürekli, etraflarının düşmanla çevrili, bütün dünyanın Türklere düşman olduğunu empoze ediyor. Sanki zaman Osmanlının birinci dünya savaşını kaybedip teslim olduğu 1918 yılında donup kalmış. Sanki İstiklal Savaşı kazanılmamış, sanki 1922’de İzmir’de yenilen işgalci Yunan ordusu değil de Türk ordusu olmuş! Dillerde bitip tükenmez bir Sevr, Mondros… Sürekli dehşetengiz yenilgi ve felaket senaryolarıyla korkutulan bir toplum…

“Çılgın Türkler” deyimi son yıllarda bu propagandanın sloganlarından biri haline geldi. Turgut Özakman’ın bestseller ” pop romanımsı-ortaöğrenim tarih kitabı karışımı eserinin adı olan “Şu Çılgın Türkler” aradan geçen sürede bu kitabın okurları tarafından gönüllü olarak benimsenen bir sıfat/unvan halini aldı.

En genci orta yaş çağına gelmiş, çoğunluğu yaşlı başlı, görmüş geçirmiş insanlar aslında bir hakaret olan bu sıfatı haplanmış gibi kolayca benimseyiverdiler. Çünkü bir anlamda cidden “haplandılar”. “Çılgın Türk” reklamcıları, gençlere esrarlı sigara ikram edip onları yavaş yavaş uyuşturucuya alıştıran satıcılar gibiler… Bu uyuşturucunun adı “esrar” “eroin” “kokain” falan değil “Çılgın Türk”… Ama neticede aynı işi görüyor. İnsanlara sürekli “siz çılgınsınız” diyerek onları çıldırtıyorlar. Nasıl uyuşturucu kullanan kişi normal düşünme ve hareket etme yetilerini kaybediyorsa bir “Çılgın Türk” haline getirilmiş kişi de aynı şekilde davranıyor. Aklını mantığını kullanmadan bir yerlerden pompalanan komplo teorilerine, sözde kumpaslara kolaylıkla inanır hale geliyorlar. Mesela biri çıkıyor ortaya “laiklik elden gidiyor, ordu göreve” diye bir şey atıyor. Çılgın Türk afyonu yutturulmuş kurban bu durumda “laiklik nedir”, “Türkiye gerçek anlamda laik midir”, “laiklik nasıl tehlikededir”, “bunun kanıtları nerededir” gibi sorulara hiç kafa yormadan işini gücünü bırakıp yollara dökülüyor. Bu kişinin artık şeyhinin kerametlerine inanan bir müritten farkı kalmamıştır.

Onu çıldırtan güçler kendilerine bir piyasa yaratmış, bir gönüllüler ordusu meydana getirmişlerdir. Bir gün “Şu Çılgın Türkler” kitabı yayınlayıp onların sırtından milyonlar kazanırlar; ertesi gün “Beyaz Türklerin sırrı”nı açıkayıp bu kitleyi Türkiye’de herkesin, (bu arada Atatürk’ün de) Yahudi olduğuna ikna etmeye çalışırlar; sonrasında bu ülkenin seçilmiş Başbakanını, Cumhurbaşkanını İsrail devletinin ajanı olduğuna inandırırlar; bir başka gün “bizkaçkişiyiz” diye kelle saymaya başlarlar. Zaten gerçekte asıl maksat budur. Sırtından para, şöhret ve iktidar kazanılacak, sağlıklı düşünme yetisi törpülenmiş bir kitle yaratmak…

Mesela bu hale getirilmiş insanlar “çılgın” sıfatının, “çıldırma” fiilinin anlamı üzerinde hiç düşünmezler. Mesela Kurtuluş Savaşı’nı “Çılgın Türkler”in kazandığı savını hiç sorgulamazlar. Gerçekten bir savaş çılgınlıkla mı kazanılır yoksa serin kanlı planlamayla, zekâyla, stratejik ustalıkla, askeri başarıyla mı? Uzun bir çalışma, fedakârlık, savaş tecrübesi, askeri beceri ve bunların yanında cesaretin eseri olan bir zaferi “çılgın” Türklerin marifeti olarak nitelemek bu zafere ve kazanan insanlara hakaret değil midir? “Çılgın” insanlar oturup bir savaş stratejisi oluşturabilir mi? Çılgınlıkla yapılan plan hüsranla sonuçlanmaya mahkûm değil midir?

Çılgın/çıldırmış insan çevresine ve en çok da kendine zarar verir. O yüzden gideceği yer de ya akıl hastanesi, ya hapisane ya da mezarlıktır. Tarihin kötü şöhretli diktatörleri, sadist kan dökücüleri aynı zamanda birer çılgındır. Neron bir çılgındır; hem de imparatorluğunun başkentini yakıp seyredecek kadar çılgındır. Atını senatör seçtiren Caligula bir çılgındır; İkinci Dünya Savaşını çıkarıp 6 milyon Yahudiyle birlikte 60 milyon insanın ölümüne sebep olan Hitler bir çılgındır; iç savaşta milyonlarca vatandaşını katleden Kamboçya diktatörü Pol Pot bir çılgındır. Makineli tüfekle okulunu basıp sınıf arkadaşlarını öldüren Amerikalı depresif gençler birer çılgındır.

Ülkeyi katakulliyle Birinci Dünya Savaşına sokup mahvolmasına sebep olan İttihat ve Terakki çetesi birer çılgınlar çetesidir. Çılgınlık, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının Kurtuluş Savaşı değil, onun öncesindeki Enver paşa’nın savaşıdır.

Hadi çılgınlığı, “beklenmedik anlarda umulmayan davranışlar sergileyip başarıya ulaşmak” diye olumlu biçimde yorumlayıp şu "Çılgın Türkler" meselesine bir de öyle bakalım. Peki, dünyada tek kurtuluş savaşı veren millet Türkler midir? Ondan yüz yıl önce Yunan milleti Osmanlı’ya karşı kurtuluş savaşı verip kazanmamış mıdır? Bir zamanlar birer Osmanlı tebaası olan Sırplar Bulgarlar, Romenler kendi kurtuluş savaşlarını verip bağımsızlığını kazanmamış mıdır? Beğenmediğimiz Araplar Cezayir’de kendisinden kat kat güçlü Fransızlara karşı 8 yıl savaşıp 250 bin şehit verdikten sonra bağımsızlıklarını kazanmamış mıdır? (Türkiye bu savaşta diplomatik alanda Fransa’nın yanında yer aldı!)

Hadi bunları da bir yana bırakıp Kurtuluş Savaşı’nı “akıllı ve cesur” değil “çılgın” Türklerin kazandığını, şu anda kullanılan Çılgın Türk sıfatının da oradan tevarüs ettiğini kabul edelim. O savaşta hepimizin dedeleri savaştı (mesela benim de), o halde şimdi nasıl oluyor da bazıları “çılgın Türk” olma imtiyazını elde ediyor da biz dışarıda kalıyoruz? Nedir size “çılgın Türk” olma hakkını veren?

Yoksa bizim farkında olmadığımız bir savaş daha oldu da onu mu kazandınız? Yoksa savaş dışında başka başarılarınız mı var? Ne yaptınız mesela? Fezada mekik mi yarıştırıyorsunuz? Türkiye’yi dünyanın en zengin ülkesi haline mi getirdiniz? Olimpiyatlarda bütün madalyaları siz mi topluyorsunuz? Şehirlerimizi mimarlık şaheserleriyle mi donattınız? Gördüğüm kadarıyla "Çılgın Türk" müteahhitlerin döktüğü betonlar depremlerde irmik helvası kıvamına geliyor! Yoksa büyük buluşlar mı gerçekleştirdiniz? Kansere çare mi buldunuz mesela? Yakıtsız giden otomobil mi yaptınız? (bir türlü dönemeyen “Erke Dönergeci"ni hatırladım şimdi) Benim bildiğim iki büyük icadımız var; biri alafranga tuvalette taharet musluğu, öteki de kaptıkaçtı (dolmuşla yolcu taşımak)... Bir de "Akbil" var ama onu AKP'li belediye icat etti diye Türk icadı saymazsınız siz.

Evet; ne yaptınız da bu unvanı hak ettiniz? Hangi başarınız için kasım kasım kasılıp hindi gibi şişiniyorsunuz? Balkona bayrak asmak mı çılgın Türklük? Komplo teorisi yazarlarını zengin etmek mi çılgın Türklük? Aklı, izanı, vicdanı unutmak mı Çılgın Türklük? Yoksa kelimenin tam anlamıyla “delirmek” mi Çılgın Türklük?

A güzelim, a bebeğim, a yiğidim, a civanım, söyle bana bi yol; hangisi Çılgın Türklük? Ne yaptın da çıldırdın sen?
....


Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

TDK sözlüğüne bakma zahmetine katlanarak emek sarf edildiği anlaşılan sürrealist tablonuza, keşke “yağlıboyacılık hüneri” kadar olmasa da bir nebze mantıksal tutarlılık, tarihsel gerçeklik ve hakim güçden bağımsız yazabilme özgünlüğü katabilseydiniz. Yinede, etkisi okuyan kişinin mantıksal tutarsızlığı ve bilgisizliği ile doğru orantılı bir makale olmuş. Tekrar tebrikler ve Saygılar.

Cezmi Saday 
 02.01.2010 1:31
Cevap :
Sayın Saday, neredeyse benim yazımın uzunluğunda yorum yazmışsınız ama ne yazık ki yorumlarınızın bu yazıyla hiç alakası yok. Zihindaşınız olan öteki bazı yorumcuların yaptığı gibi yazıda işlenen fikre değil kullandığım resme ve Özakman'ın kitabına odaklanmışsınız. Oysa bu yazı "Şu Çılgın Türkler" kitabını konu almıyor. O kitaba sadece bir noktada, o da "Çılgın Türkler" deyiminin kaynağı olarak atıf yapılıyor. Yazıda kitabın içeriğiyle ilgili hiçbir değerlendirme yok. Kitapla ilgili yaptığım tanımı da o kitabı eline alıp şöyle beş dakika inceleyen herkes yapabilir. Bu yazı sözünü ettiğim insanların ruh halini ve "Çılgın Türklük" deyiminin saçmalığını anlatmaya çalışıyor. Bunu gayet iyi yaptığı için de doğrudan yazının işlediği fikre cevap veremeyip konuyu sürekli o kitaba, kullandığım resme getiriyorsunuz. Bu yazıda bir tek tutarsız cümle yok. Zaten sizleri asıl rahatsız eden de bu. İddia ettiğiniz gibi olsa oturup bu yorumları yazmaya zahmet etmezdiniz.  04.01.2010 10:54
 

Ama yine de hakkınızı yemek istemem. Siz en azından makalenizi yazmadan ve yargınıza varmadan önce TDK Sözlüğüne bakmışsınız. Çılgın: Aşırı davranışlarda bulunan, deli, mecnun.. Yazara, okuma gereği duymadığınız romanımsı kitaba, kitapta geçen olaylara, ve o kitabı okuyanlara, hatta okuma potansiyeli olanlara tam anlamıyla bir suçüstü durumu yapmışsınız, sağlam kanıtlara Atatürk’ün kurduğu TDK ya dayanarak… Tebrik ederim. Yazınızda sayılamayacak kadar çarpıcı durum var. Ben hepsine çarpıldım, ama saymaya yer yetmez. Sadece birini örnekleyeceğim. Şu kendilerine “cumhuriyet kadını diyen memur emeklisi kadınlar”, sizin gibi TDK sözlüğüne bir göz atmış olsalardı, neyi okuyacakları veya okumayacakları konusunda Celal Çelik gibi önceden bir fikir sahibi olabilselerdi böyle haplanmış, kendini bimez şekilde sırıta sırıta ortalıkta dolaşmazlardı..

Cezmi Saday 
 02.01.2010 1:30
Cevap :
Şu iki yorumda bile düştüğünüz çelişkinin farkında mısınız bilmem? İlk yorumda yazının "Şu Çılgın Türkler" kitabıyla ilgili olmadığını belirttiğiniz halde bu yorumda Turgut Özakman'a suç üstü yaptığımdan bahsediyorsunuz.  04.01.2010 11:00
 

Başlığı ve seçtiğiniz blog fotoğrafı itibarı ile makaleniz ilk anda “Turgut Özakman’ın kitabı üzerine kişisel değerlendirme, eleştiri” beklentisi oluşturuyor. Fakat makalenin hiçbir yerinde kitabın içeriği ile ilgili yorum, saptama, yalanlama ya da doğrulama yok.. Anlaşılan siz bu kitabı hiç okumamışsınız; okusaydınız kitabın içindekiler ile ilgili pozitif veya negatif bir değerlendirme yazınıza yansırdı. Her şeye rağmen önsezilerinize müthiş bir güveniniz var: Kitabın başlığında geçen tek bir kelimeden “çılgın” kelimesinden yola çıkarak kitap, Turgut Özakman ve kitabın okuyucu kitlesi ile ilgili nihayi yargılara varabiliyorsunuz. Uğur Mumcu “bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmaktan” bahsederdi. Ama yine de..

Cezmi Saday 
 02.01.2010 1:29
Cevap :
Cevabım son yorumda.  04.01.2010 11:00
 

Benim bu yazıda yorumum olacaktı. Yoksa ben mi yanlış hatırlıyorum?

Ümit Culduz  
 01.11.2009 2:10
Cevap :
Herhalde internete giremediğin günlere denk geldi. Olsa yayınlamaz mıydım? Gelmedi yorumun.  01.11.2009 11:29
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 431
Toplam yorum
: 4967
Toplam mesaj
: 287
Ort. okunma sayısı
: 3585
Kayıt tarihi
: 30.06.06
 
 

Anahtar kelimeler: Antep, İstanbul, Haziran, İkizler, Beşiktaş, MÜ İletişim Fakültesi, Gazetecilik. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster