Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Mart '11

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
3214
 

Su damlasının hikayesi

“ Benim de bir hikayem var elbette! Dünyadaki tüm varlıklar gibi.  

... Ben dünya ya geldiğimde, çok ama çok kalabalık bir ailem vardı...  

Biraz daha kalabilmem için izin verirseniz, tüm ailemi ve yaşadıklarımızı anlatabilirim size... Önce büyükannemden söz etmek isterim. Sevgili ve çok değerli büyükannem. Benim büyükannemin ismi tabiat ana. Evet evet! Tabiat ana...Büyükannem çok yaşlı ve bilgili...Neler neler yaşamış. Çok hem de çok tecrübeli...Üzülüp kederlendiğimizde, başımız sıkıştığında hemen büyükannemiz tabiat ananın etekleri etrafına toplanırız...  

Babam okyanus. Annem yağmur bulutu...Benim ismim su damlası. Tüm yağmur damlacıkları da benim kardeşlerim...Ve rehberimiz sevgili rüzgar da; biz yağmur damlacıklarının yolunu belirler. Nereye gitmemiz nerede yağmamız gerekir hep rüzgar yol gösterir bize...  

Tüm akarsular, göller, denizler, ormanlar, dağlar bizim büyük akrabalarımız. Kuşlar, kelebekler, böcekler, çiçekler, balıklar da; büyükannemin torunu olurlar...  

... Biz yüzyıllar boyu hep birlikte yaşadık durduk; dünya denen bu gezegende... Sağlıklı, mutlu, huzurlu ve güvenli bir ihtiyar olan büyükannem, bir gün sizlerle tanıştırdı bizi... Sizin “insan” olduğunuzu söyledi hepimize. Ve kulağımıza yavaşça “ Aman ha!...Dikkatli olun. Çok çok dikkatli olun!...Bunlar diğer akrabalarımıza benzemezler. Aman ha!...” diye fısıldadı...  

Başlangıçta, hiç de korktuğumuz gibi değildiniz. Öylesine sevgi doluydu ki yüreğiniz...Kendine yetebilen, saygılı, akıllı, güvenilir; sımsıcak ve sevgi yüklü canlılardınız her biriniz... Ve el ele verip tüm dünyanın çevresini sarmıştınız sevgiyle...Kendi yaptığınız ekmeği paylaşıp, suyunuzu birlikte yudumlardınız kardeşçe... Sınırlarınızı kollarınızla çizerdiniz ama; hep sevgiyle sarardı kollarınız bir birinizi...Sonra bir gün ne olduysa sınır bildiğiniz kollarınızı kapatıverdiniz kendinize doğru. Ardından, ne olduğunu anlayamadığınız bir güç oluştu; karışıverdi aranıza, kalleşçe!... O da ne öyle! Yavaş yavaş, el ele sevgiyle tutuşmuş tüm insanların arasında bir itiş kakış başladı. Bir kavga, bir kıyamet! Herkes sadece kendi karnını doyurmaya başladı; bölüşmedi ekmeğini, suyunu. Komşusunun elindeki ekmeğe, içtiği suya ve soluduğu havaya göz dikti. Onu kandırıp, elindekileri alıp gitti...Bu kandırmaca oyununu oynamak pek çoklarının hoşuna gitti; onlar da aynısını yaptılar kendisinden küçük olanlara... Kapışmalar sürdükçe, korunmak amacıyla; sadece korunmak amacıyla! silahı buldular, sevindiler. Ama bir süre sonra karşılıklı büyük savaşlar yaşadılar uzun uzun. Buldukları silahlarla savaşırken, büyükannem tabiat ananın canını acıttılar, hem de çoook!...Savaşlara ara verdiklerinde, rahatlarını düşündüler yalnızca. Keyif düşkünü ve bencil oldular. Tek parmaklarını oynatarak, yorulmadan çabuk ve çok iş yapmak istediler makinelerle... Ve başardılar da. Kimi “teknoloji” kimi “çağdaşlık” dediler bunun adına...  

Silahlarla savaş bir yandan; teknolojiyi olumsuz kullanmanın zararları diğer yandan, zavallı büyükannemin canını çok acıttılar çoook! Hırpaladılar hoyratça ve acımasızca. Sabrını taşırdılar, o sevgi yüklü, sabırlı, olgun ve güven yüklü büyükannemin...Bu arada, elbette ki bizler de çok hırpalandık, yıprandık, incindik, üzüldük. Bencil, sorumsuz, hoyratça davranıp bizleri ve tüm akrabalarımızı yavaş yavaş bitirip tüketmeye çalıştılar. Bizler de, tabiat ananın etrafında toplanarak dertlerimizi, acılarımızı anlatıp; üzüntümüzü paylaştık.  

...Ve artık kendimizi korumaya karar verdik. Denizler; var gücüyle kendini temizlemek için uğraştı ama siz insanlar , bıkıp usanmadan en pis sularınızı, yağlarınızı, çöplerinizi attınız masmavi koynuna... Ormanlar; sımsıkı sarıldı toprağın bedenine ama siz insanlar, betonların altına gömdünüz her bir ağacını, fidanını, yeşilini onca ormanın... Ciğerlerinize çektiğiniz havayı solunamaz hale getirdiniz. Zehirli gazlar ürettiniz. Dünyayı saran atmosferi kirletip ozon tabakasını delmeyi başardınız! Çocuklarınız nasıl nefes alacak hiç düşünmediniz hiç!... Bencil, sorumsuz, hoyratça davranıp bizleri ve tüm akrabalarımızı tüketmeye başladınız. Hepimiz çaresizdik. Büyükannem zaman zaman öfkeyle kükreyip gücünü göstermeye çalıştı; ama hiç duymadınız sesini. Anlamadınız haykırışlarını; sadece ve sadece kendinizi düşünüp durdunuz...  

Ve bu gün, evet bu gün hala farkına varamadınız tabiat anaya yaptıklarınızın yazık!...Yazık!...  

Siz önce sevgileri tükettiniz!... Hoşgörüyü bitirdiniz!... Saygıyı kaldırdınız!... Rüzgarları dindirdiniz!... Kardeşlerimi küstürüp yağmurları dindirdiniz!...Ve tabiat anayı çoook öfkelendirdiniz!... Siz, çocuklarınızın, torunlarınızın, insanlığın geleceğini; kendi çabalarınızla, gayretinizle yok ettiniz!... Yarınları düşünmediniz!... Çareleri tükettiniz!... Siz insanlar, kendinize en büyük kötülüğü kendiniz ettiniz...  

 

Küskün su damlası...”  

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 162
Toplam yorum
: 91
Toplam mesaj
: 25
Ort. okunma sayısı
: 612
Kayıt tarihi
: 26.01.08
 
 

1955 yılının, aydınlık Nisan sabahlarından birinde; 22 Nisan sabahı duyulmuş ilk avazlarım… Üsküdar ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster