Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Eylül '11

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
1748
 

Şu hayatta, "suya benzer insan" da…

Şu hayatta, "suya benzer insan" da…
 

Görsel:www.guncelmekan.net


Yine “ su" ya, denize gittim ve geldim. Hem de bir kaç kez... Bir de baktım ki belleğimde bu konuda hoş ve ilginç çağrışımlar biriktirmişim.

Su deyip geçmemeli. Su hayattır. Onsuz gezegenimizde yaşam mümkün olmazdı. İnsansız yaşamsa çok tatsız tuzsuz ve anlamsız olurdu!

Sezinledim ki, insanoğlunun/İnsankızının su ile özel ve derin macerası öyle kolaylıkla geçiştiremeyecek derinlikler ve benzerlikler içermekte. Bu çerçevede Freud ve izleyicilerinin “ ana rahmine dönüş özlemi “ açıklamaları gibi bilimsel teorilerle ya da hem bedenimizin (micro cosmos) hem de yaşadığımız gezegen olan dünyamızın (macro comos) yaklaşık dörtte üçünün su ile dolu oluşunun mistik, metafizik tesadüfü ile de yetinemeyiz sanırım.

Aslında fark ettim ki; kendisine su ikram edilen büyüklerin küçüklere söylediği " Su gibi aziz olasın evladım!" deyişiyle, su-insan benzerliğinin varlığı örtülü bir şekilde günümüzde de yaşatılmaktadır.

Su filiz, su bereketli göze, insan da...

Su da bir kaynaktan doğar. Geçtiği bütün güzelliklerin sevinçlerine ve hüzünlerine tanık olduktan kilometreler sonra belki de ait olduğu yere, denizlere ve okyanuslara karışarak akışını bitirir… Ve insan da; doğar sonra zamanın akışıyla yol almaya başlar. Büyüdükçe görmesi gereken bütün güzellikleri, sevinçleri ve hüzünleri yaşar. Sonra nehrin kaynağına karıştığı gibi insan da en sonunda kaynağına yani toprağa karışır.

Onun evi dere yatakları, göller, denizler ve okyanuslar. Doğa ile sakin, huzurlu bir birliktelik içinde…. İnsan da -bir kısmı kendi içinden gelen, bir kısmı da teknoloji ve sistemlerle kendisine dayatılan- bir yönelişle, yabancılaşmış, "politik insan" olmadan önce, bağımsızlık ve karşılıklı şeffaflık temeline dayanan bir asli masumiyet durumunda yaşadığı, doğanın insanı"ydı! Evi de doğaydı. Zamanla giderek doğanın verilerine aykırı yapay ihtiyaçlar yelpazesine yeni yeni “katkılar” ekleyen ve bu yüzden değişip bozulan doğanın insanı, insanın insanıvepolitik insan haline gelmiştir. Tıpkı çeşitli atık katkılarla artık önemli bir bölümü kirlenen ama vazgeçilmez varlığını bu şekilde de olsa sürdüren sular gibi…

Nitekim, yoğun ve stresli kent koşuşturmalarından bıkıp ilk tatil fırsatında, içimizdeki -o geçmiş zamanlara ait- hiç dinmeyen sesi dinleyerek sığındığımız yer yine doğadır. Tercihen de su kenarıdır, su kıyısıdır!

Su tükenmeyen rüya, su kurtuluş, insan da...

Tek amacı yatağında huzur içinde akıp özüne ulaşmak olan suya bazen betonlarla önü tutulmuş duvarlar reva görülür. Rızası alınmadan tutsak edilip akışı durdurulur. İnsan da nasıl kendi gerçeğinin peşinde yol alıyor ve ona ulaşmak için bütün engebeli yolları kat ediyorsa, su da –her şeye, tüm kirliliklere rağmen- kendi gerçeğinin peşinde kendi özüne ulaşmak, kendi yolunu belirlemek için akar durur... (*)

Doğanın diğer unsurlarıyla, ağaç ve ormanlarla desteklenmeyen, yalnız bırakılan su ise azar, sel olur ya da tsunami... Her yeri yıkıp geçirebilir. Tıpkı yalnız, eğitimsiz ve çaresiz bırakılan insan güruhları gibi... Haklı ya da haksız isyanlarıyla...

İnsana katılan -ya da onun kendi kendine kattığı- her şey özünü, sözünü değiştirir. Örneğin; olumlu anlamda eğitim, olumsuz anlamda ise kötü alışkanlıklar gibi... Suya da bir şeyler katarsanız özü ve görünüşü değişir. Suyun da, insanın da içinde eritilen bazı değişimlerse ilk başta kolay farkedilmez, tattıkça, yudumladıkça, tanıdıkça anlaşılır. Suya katılıp karıştırılan şeker gibi! Bu bazen kirletici görünmezlikler hatta zehir de olabilir...

Su, girdiği kabın, insan da çoğunlukla yetiştiği çevrenin, yaşadığı çağın, kültürün şeklini alır. Su, doğal koşullarda akışı sever, kendinden asıl bekleneni verir. Soğukta ise donar, sıcakta buharlaşır. Bu koşullar altında da işlevseldir fakat kendinden beklenenden farklı ihtiyaçlara yanıt verir. Farklı şartlara tabi tutulduğunda farklı işlevler üstlenebilen fakat doğal koşulları öncelikli olarak tercih eden insaoğu/insankızı gibi...

Diğer bir benzerlik konusu ise; Bir insan yetiştirmenin bir çok açıdan su yolu inşa etmeye benzemesidir. Temiz bir kanal, temiz bir hayat yolu gibidir, ona yataklık eden zemin akışına yön verir. Suyun yolu yoksa yaşamını boş yere tüketen insanlar gibi o da boş yere akar durur...

İşi daha da genelleştirip kozmik boyuta taşıyacak olursak; küçük gezegenlerin üstünde atmosferi, büyüklerinse içinde suyu tutamadıkları görülür. İnsanlar da küçükse üzerinde her kişiye karşı onuru, büyükse içinde bir kişiye karşı olan duyguyu tutamaz. Herkese karşı olan onurumuz atmosferimiz, duygularımız da suyumuz gibidir.

Su ferahlamak, su korunmak, su kavuşmak, insan da...

Gerçek sevgililer, canlar, dostlar arasında gördüğümüz en makbul diyalog sular gibi karşılıklı akanıdır. O yüzden belki de ruhumuzu ferahlatan su sesini çok severiz.

Aslında su, şu ya da bu şekilde ya kaynağına varır ya da varamaz. Ama buharlaşır. Yok olmaz. Yeniden yağmurlarla hayata döner. Tekrar doğaya karışıp ona katkı sağlayacak olan bedenlerimiz, sürekli yaşayacak olan ruhlarımız gibi...

Su ve insan hayattır. Diğer yardımcılarıyla birlikte hayatı yaparlar. (**)

Hayat da, insan da, su da bulanmadıkça durulmamalı! (***)

İ.Ersin KABAOĞLU,

6 Eylül 2011, Ankara

Notlar:

(*) Haydi, sen simdi, su olduğunu düşün ve kendini su gibi hisset. Su gibi özel, su gibi berrak, su gibi yararlı, su gibi yaşam kaynağı ve su gibi bitmez, tükenmez olduğunu anımsa... Ama yine su gibi küçük bir bardağın içine sığdır ki kendini, insanların damarlarına girebilmeyi öğren, yaşam ver, vazgeçilmez ol..." (Mevlana)

(**) Su ile ilgili diğer bir bloğum için ilgilenenelere bkz. http://blog.milliyet.com.tr/Su_ile_ozel_ve_derin_iliskimiz_/Blog/?BlogNo=121125

(***) Bu bloğumu çok yeni ve güzel bir haber üzerine astrolog bilimadamlarına armağan ediyorum. http://dunya.milliyet.com.tr/bilim-adamlarindan-yeni-dunya-kesfi/dunya/dunyadetay/06.09.2011/1435238/default.htm

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kadim uygarlıkların keşfettiği dört ana elementten biri. Artık Hava, TOPRAK ve Ateş'i de yazmak size düştü Ersin Beyciğim. Bu SU, Toprak'ı da sular geçer mutlaka... Adından HAVA'ya uzanan bir de Ateş yakarsınız, olur biter. Emeğinize sağlık. Su gibi aziz olun. Selamla, saygıyla... MS

Mehmet Sağlam 
 10.09.2011 19:04
Cevap :
Teşekkürler üretken, bilge ve onur veren yazarım. Haklısınız. Eski teolojik ve felsefi inançlara göre, maddenin dört unsuru mevcut olup bunlardan "hava", us'u, aklı, "ateş" iradeyi, "Su" duyguyu ve "toprak" da ahlak'ı temsil eder. Antik-kutsal söylem aslında insan ait dört temel özelliği dört ana elemente dağıtmış! Bunlara ayrıca yaratıcı ilkelerin duygusal güçleri ifade eden bir üçlüsünü de (faal akıl, pasif bilinçaltı ve iş birliğinin düzenleyici gücü) ekleyerek "yedi" temel özelliğe vurgu yapmıştır. Hatta "7" sayısının kutsallığına da bu şekilde ulaşıldığı ifade edilmekte... Dileğiniz doğrultusunda böyle bir dörtlüyü oluşturmak gerçekten hoş olurdu. Umarım gerçekleşebilir. Özgün katkınıza sonsuz teşekkürler, içtenlikli saygım ve dost selamlarımla...  10.09.2011 19:37
 

Her yorum yazışta sızlanıyorum ama anlaşılan teknik ekip yorumları okumuyor ya da beni yormaya ant içmişler:)) Haberci haber vermeyi hep atlıyor da... "Su-insan ilişlkisi üzerine" hoş bir yazı. Hele benim gibi olanak olsa denizden çıkmak istemeyenler için. İnsanlaşma sürecini deki sıralamanızı çok sevdim. Daha önce yazan düşünür var mı bilmiyorum ama felsefi bir yaklaşım. Saygı ve selamlar... (Yazarımız yorumunu yanlışlıkla başka bir yazıma göndermiş olduğundan ben de buraya taşıdım)

Ersin Kabaoglu 
 10.09.2011 13:53
Cevap :
Adresini önce biraz şaşırsa da (sonunda koluna girerek :) ait olduğu yere getirdiğim bu değerli yorumunuz için çok teşekkürler. Bu yoğun yazı-yorum-mesaj okyanusunda benzeri türden sorunlar maalesef hep olmakta. Bence -eğer varsa- kabahat trafiğin yoğunluğunda, başka yerde değil... Siz sudan çıkmıyorsunuz demek ki, insan da inasndan ayrı kalamaz tezini doğrularcasına... "Felsefi" tanımlamanız için de teşekkürler. Yazı öncesi yaptığım ön araştırmada bu konuda yazan-çizen bir kaç siteye ve kişiye rastladım. Benzeri metaforlar ve ilişkiler oralarda da kısmen var. Fakat dini anlamda ve bire bir Tanrıya göndermeler şeklinde. Ben -yaşam karşısında duruşum gereği- çağdaş ve felsefi bir çerçeveyi tercih ettim. Sevgi, saygı, esenlik dileklerim ve dost selamlarımla...  10.09.2011 14:04
 

Su gibi aziz olmuş Uslardan böylesi güzel satırlar akar değil mi?Yüreğinizin Suları hep aydınlık olsun:))

GÜNEŞİNSULARI 
 09.09.2011 11:27
Cevap :
Teşekkürler efendim. Sizin de o muhteşem dizeleriniz sular seller gibi her daim aksın, okuyalım, arınalım. İçten teşekkürler ve selamlarımla...  09.09.2011 15:13
 

Sazlıkların aralarında havalanan kuşların her kanat çırpışında, başıma birer damla düşüyor; doğanın melodisi eşliğinde, ucu bucağı görünmeyen, ama müthiş bir güven veren dingin ırmakta, sandalımızın ilerlerken bıraktığı izleri büyük bir hayranlıkla izliyordum, kaptanımız küreğe her asıldığında... Kaptan, bizi yine hoş bir yolcuğa çıkarmıştı... Selam olsun ona...

Eray Ergün 
 09.09.2011 11:25
Cevap :
Kaybedilenlerin yerine yenileri gelir mi bilinmez ama bereketimizin kaynağı olan su (veya susuzluk) aslında kendi diliyle bizlere çok şey anlatıyor sevgili Eray Bey. O berrak, pür ve akışkan diliyle... Biz satırlarımız ve dizelerimizle sadece vesile oluyoruz, dingin sularda seyreden antik bir tekneyle... "Kaptanlı"k payesini lütfetmişsiniz. Sağ olun, var olun. Ben de sağıma-soluma bakınca sizler gibi değerli kaptanları görüyor, zaman zaman da burada oluşan bu hoş filonun izini sürüyorum. İçten sevgiler ve dostça selamlarımla...  09.09.2011 15:27
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 340
Toplam yorum
: 3218
Toplam mesaj
: 251
Ort. okunma sayısı
: 2355
Kayıt tarihi
: 05.10.07
 
 

Samsun/Ladik doğumluyum. Çocukluğum ve ilk gençlik yıllarım babamın görevi gereği ülkemizin Orta ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster