Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Şubat '09

 
Kategori
Sevgililer Günü
Okunma Sayısı
842
 

Şu kadarcık bir şey…

Şu kadarcık bir şey…
 

http://belexpresse.com/



Bin umutla gitmişti yurtdışına…
Belçika'da işçi olan nişanlısı, nikahını yapmış, gerekli işlemleri tamamlamış ve yanına aldırmıştı onu. Taze gelindi, baharda yeşeren kır çiçekleri misali…
İçinde merak, heyecan ve adlandıramadığı korkularla dolu gelmişti yeni evine.
Düşleri büyüktü…
Çok değil birkaç ay sonra, amcası geri getirdi Onu Türkiye'ye, baba ocağına…
Karnında bir bebek, vücudunda morluklar dolu…
Sadece kalbi değildi kırılan, eşinin dövmesinden dolayı kolu da kırıktı…
Bir daha arayıp sormadı kocası.
Bir gün bir kağıt geldi anlamadığı bir lisanda…boşanma ile ilgiliymiş…
Bebeği doğmuştu ama babasını hiç bilmeyecek, görmeyecekti.
Sımsıkı sarıldı yavrusuna.
Bebeği tek ışığı, kıymetlisiydi.
Bir daha kimseye kafasını çevirip bakamadı.

Yıllar yılları kovaladı durdu…
O, kaderine boyun eğen niceleri gibiydi…
Yoklukla mücadele ederken, babasız bir evlat büyütürken ve baba ekmeğinden kopardığı her lokma boğazına dizilirken…
Hiç "şu kadarcık bir şey" düşü kuramadı…

***

Baharda göçerlerdi yeşil tarlaların olduğu yerlere.
Bir çadır kurarlardı.
Aynı çadırda balık istifi yatarlardı on beş kişi.
Sabah gün doğarken başlardı diken ayıklamaya, yabani ot yolmaya.
Akşam olana dek iki büklüm, çalışırlardı.
Yaz bitimlerinde dönerlerdi kendi evlerine.
Kararmış bir ten, yarılmış eller, nasır tutmuş ayaklar ve bin yorgunlukla…
Para mı?
Onu hiç görmezdi. O sadece çalışırdı, çocuklarıyla birlikte…
Çavuş kocasına verirdi yevmiyesini.
Televizyona baktığında gördüğü süslü kadınların düşünü kurardı ara ara.

Özgürce çarşıya çıkmak, istediğini beğenip almak ve çantasından çıkardığı para cüzdanından gıcır gıcır paralardan çekip alarak, borcunu kendi ödeyebilme hayalleri kurardı.
Şu kadarcık bir şey düşü kuramazdı ama…

***

O, şehrin kadınıydı…
Orada doğmuş, büyümüş, okumuş ve çalışmış…
Sevmiş, evlenmiş, çocukları olmuş.
Hatta çalışıp, didinip sonunda emekli bile olmuş.
Devlet emekli maaşını bankaya yatırırdı.
Banka bir de kart vermişti…maaşını kolayca çekebilsin diye.
Ama kadın o kartı çantasına koyamamıştı bile.
Kocasının cebince gezerdi kart.
Maaş zamanı adam gider , onun maaşını da çekerdi.
Kendi maaşına katar, alışverişi yapar, kadınına bir hak tanımazdı.
Televizyonlar günler öncesinden deliler gibi reklam yarışına girerdi her sene…
14 Şubat sevgililer gününde sevdiğinize verebileceğiniz şu da var, bu da var diye.

Bir kadın sevdiğine sorardı,
Bir çocuk babasına sorardı …
- Şu kadarcık bi'şi alacak mısın diye…

O hiç sormazdı..soramazdı…

***

Bu kısa örneklerin nicelerini uzun uzun yazmak mümkün.

Sadece kadınlar örnek verilmiş diye erkekler gücenmesin.
"Şu kadarcık bişi" reklamında kadınlara hediye edilecek tek taş pırlanta yüzükten yola çıkarak yazdım bu yazıyı.

"Sevgililer günü " çılgınlığı her yıl artarak devam ederken, televizyonlarda tüketime yönelik reklamlar diz boyu iken yazmamak olmazdı.

Kredi kartına bilmem kaç taksitle…
Bilmem ne firmasının yüzde bilmem kaç indirimiyle…
Sevdiğinize, sevgililer gününde "Şu kadarcık bişiyi" çok mu görüyorsunuz?
Ne ayıp…

Asgari ücretle çalışılan, emekli maaşlarının da asgari ücretle hemen hemen bir olduğu, teğet geçeceği bildirilse de o sivri ucu hep bize dokunan ekonomik krizde, onu fırsat bilerek yüzlerce insanın kapı önüne konulduğu, işin, aşın zar zor kazanıldığı, kredi kartı borçlularının da çığ gibi büyüdüğü ülkemizde bir eksiğimiz "şu kadarcık bişi" idi…
Yılbaşında kırmızı don, sevgililer gününde tek taş pırlanta…
Giymesen olmaz, takmazsan olmaz…

Yakında kafasına kırmızı don geçirmiş, anadan üryan olan ama parmaklarına tek taş pırlanta yüzük takmış pek çok insan sokaklarda oynamaya başlarsa çok şaşırmayın.
Çıldırmaya az kaldı…

***

Hayat denilen süreçte;
Göstermelik olmayan, duru, gerçek sevginin yüceliğine inanan,
Yalansız, dürüst sevgilerle bezeli, özverili ama keşkeleri de barındırmayan ,
Geriye dönüp bakıldığında vicdanı sızlatmayan hatıraların olduğu ,
Hakkı üstün tutarak, hak yemeden, kul hakkı yüklenmeden yaşayan,
Erdemli, çalışkan, inançlarına, değerlerine önem veren,
Kendine gösterilmesi gereken saygının tüm insanlara da gösterilmesine özen gösteren,
Tüm bunların ve benzeri güzelliklerin hayat dediğimiz o sürecin olmazsa olmazları olduğunu düşünen herkesin,
Sadece bir günü değil, her günü kutlu olsun.

Selam ile, saygı ile…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 79
Toplam yorum
: 180
Toplam mesaj
: 65
Ort. okunma sayısı
: 1943
Kayıt tarihi
: 17.07.06
 
 

Salyangozları bilirsiniz... Onları görmeseniz bile geçtikleri yerde bıraktıkları izlerden anlarsı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster