Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Mart '11

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
688
 

Şu Sınavlar...

Şu Sınavlar...
 

Biz kim oluyoruz da, kişisel özelliklerini dikkate almadan çocukları yargılıyoruz?


Uzun yıllar önce Erzurum’da, ortaokulu dışarıdan bitirme sınavları yapılıyormuş.  

Adaylara şöyle bir soru sorulmuş; “Atatürk Kurtuluş Savaşı’nı hangi parola ile başlattı?” 

Bizim Postacı Fikret’in verdiği cevap gerçekten ilginç; “İnceldiği yerden kopsun!” 

Klasik ölçme yöntemleriyle baktığınızda, Postacı Fikret’in verdiği cevap yanlıştır, Fikret çuvallamış ve hatta koca bir sıfırı hak etmiştir. Siyah-Beyaz gözlüklerinizle ve doğrusal bir mantıkla görebileceğiniz tek şey, bilgisiz ve hatta aptal bir insanla karşı karşıya olduğunuz gerçeğidir. “Efendim ne demek, nasıl olur da bilemez?” diyebilir ve hatta bu büyük ayıp karşısında Fikret’i dövebilirsiniz. Ancak meseleye farklı bir perspektiften ve özellikle “puslu bir mantıkla” bakarsanız, aslında bu cevabın ezber dışı, belki bir parça içselleştirilmiş, orijinal bir bakış olduğunu görebilirsiniz.. Üstelik, bütün birikimsizliğine rağmen yeni bir kavram ve söylem geliştirebilecek kadar yaratıcı, ileri düzeyde mizah yeteneğine sahip ve son derece zeki bir insanla karşı karşıyayız..  

“İnceldiği yerden kopsun!” sözü, on üzerinden on alabilecek tek cevaptır aslında.  

Postacı Fikret, okullarında okumadığı bu ülkenin ezberci sistematiğinden uzak durabilmeyi bir şekilde başarmış ve tam da o nedenle orijinal bir adam olabilmiş, lakin yine aynı nedenlerden dolayı harcanmış bir figürdür. Postacı Fikret deseydi ki, “Ya İstiklal Ya Ölüm!” işte o zaman, “eyvah ezber!” demeliydik..  

Maksadımız ezberleri ölçmekse, evet on yıllardır doğru yoldayız, yok eğer çocuklarımızın yaratıcılık düzeyini ve yeteneklerini anlamak istiyorsak, o zaman bilmeliyiz ki her bireyi farklı ölçütlerle değerlendirmek gerekir.  

Bugün okullarımızda, doğuştan getirilen eksi ve artılar ötelenerek yapılan ölçme işlemlerinin tamamı adil olmaktan uzaktır. İnsana ait binlerce parametrenin yarattığı o puslu resim üzerindeki ayrıntıları görebilecek feraset ve birikime ne yazık ki şimdilik sahip değiliz. Bilim ve teknolojinin sağladığı olanaklara bakınca, bu durumun çok da uzak olmayan bir gelecekte değişebileceğini ve nitekim son on yıllardır, gelişmiş ülkelerde insana bakışın bu anlamda değişmekte olduğunu görebiliyoruz.  

Her bir insana ait söylenebilecek ne varsa hemen tamamının, “peki ama, öyle değil de ya şöyle olsaydı?” denilebilecek sonsuz sayıda parametre ile biçimlendiğini söyleyebiliriz. Psikanalizin, “hadi çocukluğunuza dönelim” yaklaşımının insanı tanımlamakta ne kadar yetersiz ve hatta şimdilik komik kaçtığını da.. İnsan derken, henüz ana rahmine düşmeden binlerce yıl önce başlayan sonsuz sayıda değişkenin etkilediği ve hatta ölümle kapanmak bir yana hiç bitmeden devam edecek sınırsız bir belirsizlikten bahsediyoruz, yoksa dar kalıplarla izah etmeye çalıştığımız doğrusal bir gerçeklikten değil..  

Öyleyse biz kim oluyoruz da, çocukları kişisel özelliklerini dikkate almadan yargılıyoruz?  

Her bireyin aslında farklı alanlarda zeki olabileceğini ve insanlığa o alanda katkılar sağlayabileceğini nasıl görmezden gelebiliyoruz?  

Eğitimle ilgili en temel sorunlarımızdan birisidir, ölçme ve değerlendirme. Çocukların yetenek ve zekâ özelliklerini dikkate almadan yaptığımız tüm ölçme girişimlerinde onlara zarar verdiğimizi, geleceklerini kararttığımızı henüz fark etmişe benzemiyoruz.  

Doğruların bulunmasına odaklı sınav sistemleri aslında, bütün ara çözümleri reddetmiş olanların çaresizliğinden başka nedir ki?. Sahi, ezberci eğitim sisteminin testten başka seçenek üretme ihtimali olabilir mi? Başvurduğumuz ölçme yöntemleri ile başarıyı gerçekten belirleyebilir miyiz? Yoksa, bu bir anlamsız s… yarışı mıdır?.  

Çocukların doğuştan getirdiği zekâ ve yetenek özelliklerini önemsemeden yaptığımız sınavlarla, tahripkâr bir tutum sergilemekteyiz. Ezberci sistem içerisindeki “sınav başarıcısı” çocukların, şans oyunlarını kazanan kumarbazlardan hiçbir farkı yoktur. Oysa yaşamın kendisini taklit edilebilseydik eğer, çok daha gerçekçi sonuçlara ulaşabilirdik.  

Sahi, şu sınavlarda başarılı gibi gözüken çocuklar, gerçek hayatta karşılaştıkları sorunların ne kadarını çözebiliyorlar hiç düşündük mü? Çünkü esas yarış ve sınavlar hayatın içerisinde gerçekleşiyor.  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

blog.milliyet.com.tr/Blogum.aspx?BlogNo=15587 Buna benzeyen ezberimizi bozan bir olay gelmişti başıma. Ne yapsak kabahat zaten. Postacı Fikret de en kabahatlimiz!

Nonethelessh 
 04.04.2011 14:10
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 19
Toplam yorum
: 7
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 657
Kayıt tarihi
: 01.03.11
 
 

1957 yılında Erzurum ilinin Şenkaya ilçesine bağlı Evbakan Köyünde dünyaya geldim. İlkokulu doğduğum..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster