Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Mayıs '21

 
Kategori
Kent Yaşamı
Okunma Sayısı
45
 

SU...

SU…
( Didim su havzası, jeotermal, sağlıklı içme ve kullanma suyu sorunu)
Su gibi aziz olun…
Su hayattır, hayatın kendisidir…
Susuz bir yaşam düşünülemez…
Düşünün ki vücudumuzun yüzde 60’ı sudur…
Uygarlıklar hep suyun kenarlarına, suyun bol olduğu yerlerde kurulmuştur.
Kuraklıklar ve çölleşme sonucundan insanlar suyun olduğu yerlere doğru göçmek zorunda kalmışlardır…
İçme ve kullanma suyuna kavuşabilme ve paylaşabilme bir insan hakkı olarak evrensel bir insan hakkıdır…
Ne yazık ki günümüzde sudan para kazanma hırsı büyük su şirketlerinin doğmasına neden olmuştur… Su, para bulabilirseniz ulaşabileceğiniz bir tüketim maddesi haline gelmiştir…
***
Evrensel Dünya Kültürümüzün, yedi bilgesinden biri olarak kabul gören; felsefe tarihçilerince de; Felsefi düşüncenin onunla başladığı kabul edilen Didimli – Miletli- hemşerimiz THALES (M.Ö 624–547) her şeyin doğası, ana unsuru-maddesi- sudur, herşey sudan meydana gelmiştir… Kendisinden meydana gelen ilk neden –töz – arkhe-. Su’dur demiştir.
Elbette, hemşerimiz Thales’in 2500 yıl önce yaşadığı ve bizim de bugün yaşadığımız coğrafyanın doğal yapısı aşırı kirlenme, doğal yapılara insanoğlunun acımasızca müdahalesi nedeniyle sorunlu bir hale gelmiştir. 2500 yıl önce, Milet, Priene, Heraklia deniz kenarında birer liman kentiydiler. Şimdiki Söke Ovası denizdi. Bafa gölü diye bir göl yoktu, Bafa Gölü’nün bulunduğu Heraklia, Egenin bir denizkulağıydı…
Süreç içinde B. Menderes’in getirdiği Alüvyonlar Söke’yi doldurarak bir ova, Bafa’yı da Ege’den ayırarak bir göl haline getirmiş… Milet ve Priene kentleri denizden kilometrelerce uzaklaşmışlar…
Günümüzde; B. Menderes doğduğu Afyon’un Dinar ilçesinden Ege Deniziyle kucaklaşana kadar yaklaşık 170 yerleşim yerinden geçerek o yerleşim yerlerinin evsel ve sanayi atıklarıyla birlikte Milet bölgesinden denize dökülüyor… Dökülüyor diyorum ya; şimdi artık dökülmüyor çünkü basına yandığı gibi kurudu… Bu ve benzerleriyle çeşitli büyük bir çevre sorunları bizi bekliyor…
Tüm bunlar yaşanırken mevcut iktidar çevre sorunu yaratacak konuları dikkate almadan, çevre sorunu yaratacak yeni yatırımlara hız veriyor…
Konumuz Didim olduğu için; Didim ilçemizin geleceğini karartacak, çevre sorunu yaratacak birçok girişim ve yatırımlar var… Basına yansıdığı gibi, Didimliler’in büyük tepkilerine neden olan kent içindeki hazine arazileri Didim’in geleceği, toplanma alanları, parklar bahçeler düşünülmeden Özelleştirme Dairesince satılarak; vahşi betonlaşma planlarıyla beton yığınına dönüştürdü. Didim’e şimdi de: Manastır Koyu, Altınkum Vakıflar ve daha birçok deniz kenarındaki koylara betondan kuleler dikmek için aynı kurum tarafından satışa çıkarılıyor… Denizler, plansız avlanmalar, deniz patlıcanı talanı gibi, balık çiftlikleri gibi ve çeşitli kirlilikler nedeniyle hızla kirleniyor bölgemizde…Marmara Denizi, bu kirliliğe dayanamadı ve salya saçak kusarak küstü insanlığa…
Sağlıklı ve temiz bir çevrede yaşama, sağlıklı su bulabilme isteği insanoğlu kadar tüm canlılar için çok önemlidir. Bunu savunmak ise en erdemli ve vicdani bir duygudur…
***
Yazı uzadı asıl konumuza gelemedik…
Su dedik, Didim dedik ve bir de buna jeotermal’i ekledik…
Didimliler’in mevcut kullandıkları suyu, Büyükşehir Belediyemiz Didim’in su havzası olarak belirlenen alanlarından kuyu suyu olarak çıkarıyor ve kullanıma sunuyor…(Bu suyun içilebilirliği konusu ayrı bir sorun ve bu yönde araştırmalı bir yazı yazmayı gerektiriyor. Zaten Didimliler ne yazık ki piyasada satılan ve kalitesi şüpheli damacana sularına yönelmiş durumda bu durum da bütçelerine önemli bir yük getiriyor…)
Şimdi sıkı durun; Didim’in sularının çıkarıldığı su havzası yakınlarına Jeotermal kuyular açılmak isteniyor ve bu yöndeki çalışmalar devam ediyor, Başta DİDİM DERNEĞİ olmak üzere STK’lar bu girişime karşı çıkarak, konuyu yargıya taşıdılar…
Su havzası yakınlarında jeotermal kuyuları açmak, kullanacağımız suya bu kaynaklardan çıkarılacak ve ağır metaller içeren ve kullanıldıktan sonra nereye salınacağı belli olmayan, kendi kaynağına geri gönderilmeyen -reenjekte edilmeyecek- atıkların sularımızı ve çevremizi olumsuz etkilemesi zehirlemesi tehlikesiyle karşı karşıyayız. Kaldı ki; bu jeotermal kuyuların Aydın ilimizi ne duruma soktuğu ortadayken…
Bu konudaki mahkeme sürecinde mahkemenin belirlediği bilirkişi heyeti 31 Mayıs Pazartesi günü öğleden sonra Didim Su havzasının bulunduğu alanda raporlarını yazacaklar…
Didim’e özellikle de su havzasının bulunduğu bir alanda jeotermal kuyular açmak; sanırım akıl tutulması gibi bir şey olmalı… Çevre sorunlarına yeni bir çevre sorunu daha eklenmesini istemiyoruz…
Suyu kirletmek, yaşamı kirletmektir…
Erdoğan Şahin
Cemile Torun bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Her satırına hak verdiğim bir yazı ve de geleceğimiz adına utanç, acı aslında, Didim çok arzu ettiğim halde görmediğim bir yer, fakat işte Marmara denizi, uzmanlar yapılabilecek bir şey kalmadığını söylüyor. İstanbul'da yaşayan biri olarak sahile gidemez denize bakamaz durumdayım. Emeğinize sağlık saygılar

Cemile Torun 
 03.06.2021 9:30
Cevap :
Teşekkür ederim.  06.06.2021 22:13
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1408
Toplam yorum
: 1907
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1040
Kayıt tarihi
: 04.11.06
 
 

Emekli öğretmenim ve  emeklemeye devam ediyorum.  Emeklilik yaşamın sonu değil, yaşama yeni amaçl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster