Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Kasım '16

 
Kategori
Blog yazarları tartışıyor!
Okunma Sayısı
399
 

Suç ve ceza

Suç ve ceza
 

Çocukların cinsel istismarı suçuna yönelik teklif ortalığı ayağa kaldırdı. Teklife ilişkin çok büyük bir tepki oluştu kamuoyunda.

Ben de bu tepkiyi gösteren ve teklifin yasalaşmasına engel olunması için var gücüyle mücadele edilmesi gerektiğini düşünenlerden biriyim. 

Her konu siyasi bir kutuplaşma ve kavga meselesi yapıldığı için, tartışma, uzlaşma ve ortaya iyi ve faydalı bir iş çıkarma kültüründen ve becerisinden uzaklaşalı çok oldu.

En büyük sorun ve tıkanıklık burada başlıyor zaten. 

Bu konuya; hukuk, adalet, aile kavramı, çocuk hakları, toplum ve çocuk psikolojisi üzerinden tarafsız gözlüklerle değil de siyasi gözlüklerle bakmayı yeğlemek son derece sığ bir yaklaşımdır ve aynı zamanda gayrı ahlakidir. 

Ben de bu blogda meseleye hukuk zemininden bakan ceza hukukçularının konuya ilişkin tespitlerini de dahil ederek, okuyucuya daha objektif ve vicdani bir bakış açısı sunmayı hedefliyorum. 

Öncelikle cinsel istismar tanımının ne olduğuna bakalım.

Türk Ceza Kanunu 18 yaşından küçük herkesi " çocuk " olarak kabul ediyor ve çocuklara yönelik cinsel içerikli eylemleri cinsel istismar olarak tanımlıyor. 

Kanun bu ayrımı yaptıktan sonra çocukları yaş gruplarına göre ikiye ayırıyor. 15 yaşından büyük 18 yaşından küçük çocukların rızası ile gerçekleşen, cebir, tehdit ve iradeyi etkileyen başka bir neden olmadan cinsel içerikli temaslar cinsel ilişki boyutuna varmadıkça suç teşkil etmiyor. 

15 yaşından büyük bir çocuk, rızası ile, cebir, tehdit veya iradeyi etkileyen başka bir neden olmadan cinsel ilişkiye girerse, eylem şikayete bağlı bir suç teşkil edip, cezası 2 yıl hapis olarak takdir edilmiş. 

Bu durumdaki çocuk, ilişkiye girdiği kişi ile evlendiğinde, artık eşi olan faili şikayet etmeyeceği veya şikayetini geri alacağı için eylemin cezası ortadan kalkıyor.

Çocuk 15 yaşından büyük ancak akıl hastalığı gibi nedenlerle maruz kaldığı cinsel eylemin hukuki anlam ve sonuçlarını anlayamayacak durumda ise 15 yaşından küçük çocuklar için kabul edilen kurallar uygulanıyor.

Çocuk 15 yaşından küçük ise, maruz kalacağı cinsel eylemlerin hukuki anlam ve sonuçlarını anlayamayacaği kanun tarafından kabul edilmiş. Bu sebeple bu yaştaki bir çocuğun " cinsel ilişkiye rızasından " bahsedilemez.

Teklifi savunanlar, 15 yaşından küçük çocuklara tecavüz edenlerin bu yasadan yararlanamayacaklarını söylüyorlar. Ancak ceza kanunun 15 yaşından küçük çocuğa yapılan cinsel eylemin " rıza" olsa da olmasa da istismar/ tecavüz olarak tanımlandığını görmezden geliyorlar. Halbuki kanun 15 yaşından küçük çocuğa yapılan cinsel eylemi, cebir, tehdit, veya iradeyi etkileyen başka bir neden olmasa da istismar/ tecavüz olarak tanımlıyor. 

Kanun; mağdurun 15 yaşından küçük olması halinde eylem, cebir, tehdit veya iradeyi etkileyen başka bir neden olmasa da istismar/ tecavüz olarak tanımlıyor ve cezası 8 yıldan başlayarak olayın gelişimine ve vardığı sonuca göre artıyor. Teklifi savunanlar, 15 yaşından küçük çocuğa zorla yapılmayan eylemi tecavüz olarak tanımlamayarak, kavramları olduğundan farklı göstererek çok tehlikeli ve bir o kadar da gayri ahlaki bir kapının aralanmasına vesile oluyorlar. 

Cinsel istismar fiilinde mağdurun da, failin de çocuk olması durumunda konuya ceza hukuku açısından değil, her iki çocuğun da korunması ve onarıcı adalet ilkelerinin uygulanmasının daha önemli ve öncelikli olduğu düşünülmelidir. 

Ancak failin de çocuk olması durumu için ileri sürülen bu görüşlerin, failin yetişkin olması halinde uyarlanması kabul edilemez. 

Teklif şu an geçici bir madde şeklinde.

Düzenleme yasalaşırsa 16 Kasım 2016 tarihinden sonra işlenen suçlara uygulanmayacaktır. Bu haliyle bir defalık olduğu doğru olmakla birlikte, konunun toplumsal temelleri değişmediğine göre, tıpkı bedelli askerlikte olduğu gibi bir süre sonra yine toplumsal ihtiyaç var denip, yeni bir hüküm, yeni bir af daha gelebilir. Ceza hukukçılarının dikkat çektikleri ve çoğunluğu da rahatsız eden tehlike , olası bir başvuruda Anayasa Mahkemesi maddede yer alan 16 Kasım 2016 tarihini iptal ettiğinde düzenlemenin sürekli hale gelebilme ihtimalidir. Üstelik yeni yasa çıkana kadar ceza çekenler bahsedilen " mağdur olma" durumunda kalacaktır. 

Teklif , bu şekilde gerçekleşen evlenmenin istismar eden kişinin kusuru ile sona ermesi durumunda hükmün açıklanacağını kabul ediyor. Boşanmaya, istismar eden kişi olan eş sebep olursa veya taraflar anlaşmalı olarak boşanırlarsa, bu durumda cezadan tümü ile kurtuluyor. Bu durum, danışıklı şekilde mağduru kusurlu gösteren boşanma davalarına veya maddi menfaat karşılığı anlaşmalı boşanmalara yol açacaktır.

Bu tür boşanmaların, boşanma olmasa bile yaşadığı olaylar nedeniyle evlenmek zorunda kalan çocuğun kuracağı ailenin, o ailede dünyaya gelecek çocuklara ve toplumsal yaşama vereceği zararları öngörebilmek zor olmasa gerek!

Konunun daha önemli ve vahim yönü, bu düzenleme evlenme yaşının yeniden düşürülmesine, evlenme yaşının 15' e ve belki daha da altına indirilmesine yol açacak, böylece çocuk gelinler ve çocuk evlilikleri daha da artacaktır. Erken yaşta evlendirilen kız çocukları için eğitim iyice imkansız hale gelecektir. 

Çocuk, çocuktur. Devletin ve toplumun çocukları koruma görevi ve zorunluluğu bulunmaktadır. 

Teklife karşı çıkanların hangi konularda endişe duyduklarını hukukçuların da değerlendirmelerinin ışığında kısaca anlatmaya çalıştım.

Bu toplumun bir vatandaşı, bir kadın, bir eğitimci ve bir anne olarak teklife siyasi bakış açımla değil, akli ve vicdani yönümle karşı çıkıyorum. 

Çocuklarımızı ve genel toplum yapımızı korumak adına hiç değilse bu konuda siyasi kutuplaşmadan uzak, aklı selim davranmamızı umuyorum. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sanirim aydin beyin ile orient beynin aralarindaki kirmizi ince cizgi . Batida kadin, erkek ve cocuk bireydir. Orient toplumlarda henuz kabullenme tamamlanmamis. Bu konuda herkesin dik durusu ve birey olma yolundaki buyuk adim takdiren sayan. Bu konuda Ataturk'un times dergisine kapak olan bir balodaki giydigi frak , bir hanimefendi ile dansini gosteren resim o yillara ait bu gunu gulumseyerek seyretmesi bakimindan iyi bir ornek. Selamla

Newyorker 
 23.11.2016 21:39
Cevap :
Bilmiyorum bu konuya ilişkin haberleri ve görüntüleri tv de izleyebildiniz mi? Önergeye şiddetle karşı çıkan kadınların isyanları ile, önerge kabul edilsin de kocaları cezaevinden çıksın diye yanlarına üçer, beşer çocuklarını da alıp, canhıraş bağıran kadınların düşünce tarzları arasında çok kalın bir çizgi var maalesef! Dediğinize katılıyorum. Erkek, kadın, çocuk her birinin birey olarak var olabilme ve kabul edilme mücadelesi orient kültürün egemen olduğu kafalarla dik bir yokuşa tırmanmak gibi...Durmadan ve yılmadan yola devam etmek gerek. Teşekkürler, selamlar...  24.11.2016 11:29
 

Güzel ve hassas bir konu. Arkasında toplumsal temelli istekler olduğu gibi, ideolojik hassasiyetler var. Türk kadını karşılarına dikildikleri zaman doğrusunu yapmak zorunda kalacaklar. Aksi takdirde zayıf gördükleri Türk kadınını dini gerekçelerle hapsetmeye karar vermişler ve çağlardır kARAR VERMİŞLER. Türkiye bir medeniyete ulaşmak istiyorsa kadınını yücelterek ulaşacak... Selamlar

ERIC VAN BUYTEN 
 22.11.2016 16:24
Cevap :
Aslında esas mesele, birilerinin kadını yüceltmesi değil de, kadının birey olarak varlığını yüceltme çabasında olması. Kadının bir kimlik sahibi olmasına destek değil, köstek olanlar zaten çokken, kadınların bizzat kendilerinin böyle bir farkındalık ve mücadele içinde olmamaları, hatta bu tür konulardan haberdar bile olmamaları işi kolaylaştırıyor. Neyse ki cesur, tehlikenin farkında ve geleceğin sorumluluğunu yüklenmiş kadınlarımız da var ve onlar her konuda bazen erkeklerden çok daha gözüpek olabiliyor. Teşekkürler, selamlar...   22.11.2016 17:27
 

En gelişmiş milletlerden en ilkel kabilelere kadar her toplumun kendisinden sonra gelen kuşaklara kültürel bir aktarım sağladığı doğrudur ve sorunda buradan kaynaklanmakta, her toplumda armut daima dibine düşmektedir. Çocuk evliliği bizim yüzlerce yıllık bir geleneğimizdir ve bu geleneği biz bazı yörelerde hala gelecek nesillere aktarıyoruz. Bunun tek çaresi de % 100 sormaya, sorgulamaya yönelik bilimsel eğitim vermektir. Atatürk'ü, onun NUTUK'unu ünlü sözlerini, cumhuriyetin faziletlerini değil salt, % 100 bilimsel, objektif, hamasetsiz eğitim. Bilindik ezberleri övmek yüceltmek yerine her türlü ezberi SORGULAMAYI şiar edinen bir eğitim. Bırakalım çocuk Allah'ı da, dini de ama Atatürk'ü de sorgulayabilsin. Sevgi ve selamlarımla

Matilla 
 22.11.2016 15:06
Cevap :
İlk yorumunuza verdiğim cevapta, altını çizdiğiniz kültürel istismarı engellemek için nasıl bir eğitim modeli öneriyorsunuz diye sormuştum. Bu yorumunuzla bana verdiğiniz cevapta, Atatürk' ün öğretilmesi, sevdirilmesi ve sorgulanmamasından rahatsızlığınızı ifade etmişsiniz! Atatürk'ü kimse sevmek zorunda değildir, ancak şu anda çok daha iyi fark etmelidir ki, Atatürk'ten bu millete zarar gelmez. Bilimsel düşüncenin ve sorgulamanın eğitimdeki yerini ortaya koyan ve tavsiye eden de O dur. Bakın siz sorgulayabiliyor ve fikrinizi rahatlıkla yazabiliyorsunuz. Siz bilimselliği ve hukukun üstünlüğünü sözde değil, özde savunuyor, dikkate alıyorsanız, gözünüzü bugüne ve yarınlara çevirin. Kültürel istismarın ne yollardan, nasıl gerçekleştiğini, ne yöne gidilmekte olduğunu, kimin kime neyi sorabildiğini sorgulayın derim. Selamlar...  22.11.2016 18:48
 

Demek ki hamaset yapmadan, konuyu istismar etmeden de sorunlar objektif bir şekilde tartışılabiliyormuş ve bu nedenle sizi kutluyorum. Ancak benim asıl meselem 18 yaşından küçük çocukların sadece cinsel istismarı değil aksine çok daha vahim ve yaygın olan KÜLTÜREL istismarıdır. 18 yaş altı çocuklara din eğitimi, vatanı, milleti, hatta Atatürk'ü sevme, varlığını Türk varlığına armağan etme dersleri veriyoruz. Bunlarda o çocukların bilinçleri üzerinde kalıcı ve tamir edilemez etkiler bırakmıyor mu? Çocukların bilinçlerine yapılan istismarı önleyemediğimiz müddetçe bedenlerine yapılan istismarında önlenemeyeceğini düşünüyorum. Çünkü biz aklı hür vicdanı hür nesiller değil sormayı sorgulamayı bilmeyen ruh hastaları, sapıklar yetiştiriyoruz. Onlarda haliyle yapacaklarını yapıyorlar. Sevgi ve selamlarımla

Matilla 
 21.11.2016 10:36
Cevap :
Değerli Atilla, yorumunuz için teşekkür ederim. Milli ve manevi benliği eğitim yoluyla kazandırmakla, kültürel istismar arasında ince bir çizgi var.Ezberci ve dayatılan bir sistemin olduğu konusunda sizinle hemfikirim. Ancak sizin de hep altını çizdiğiniz hukuk ve bilimsellik kavramlarına çok önem veren en gelişmiş milletlerden, Afrika'nın en ilkel kabilesine kadar her toplum kendisinden sonra gelen kuşaklara kültürel bir aktarımı sağlar. 18 yaş altı çocukların kültürel istismarını önleyecek bir eğitim modeli sizce nasıl olmalıdır ? Bu konudaki fikirlerinizi paylaşan bir blog yazarsanız, ilgiyle okuyacağım. Selamlar, saygılar...  21.11.2016 12:07
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 111
Toplam yorum
: 468
Toplam mesaj
: 10
Ort. okunma sayısı
: 779
Kayıt tarihi
: 18.11.12
 
 

1967 yılında İstanbul'da doğdum.Hacettepe Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesinden 1988 yılınd..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster