Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

sufi-su /Emel Yeşilkayalı

http://blog.milliyet.com.tr/sufi-su

31 Mayıs '10

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
1373
 

Suça Sürüklenen ve Mağdur Çocuklar: Öteki Çocuklar

Suça Sürüklenen ve Mağdur Çocuklar: Öteki Çocuklar
 

netten alıntı


Dün Diyarbakır’dan geldim. Gidiş nedenim ise, Suça Sürüklenen ve Mağdur Çocuklar Uluslar Arası Sempozyumuna katılmaktı. Sempozyum konusu en güncel başlıklarıyla, evden kaçan, terör olaylarına karışan, taş atan, suça sürüklenen, madde bağımlısı olan, cinsel istismara maruz kalan çocuklardı.

Sempozyumu organize eden kurumlar olarak, Diyarbakır Valiliği ve Dicle Üniversitesi, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü ve Diyarbakır Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü görülmekteydi. Ancak sempozyumun akademik programına şöyle bir bakan ya da sempozyumu izleyen herkes açık bir şekilde anladı ki bu sempozyum, aslında Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’nün “bakın biz bunları da yapıyoruz”u yani diğer yüzlerini gösterme çabası ile organize edilmiş, bu heyecanla sunulacak çalışmaların belirlendiği bir sempozyum olmuştu. Her ne kadar kurumlar arası çok fonksiyonlu işbirliği çalışmalarının tesis edilmesi amaçlanmış ise de, Emniyetin çalışmalarının gösterilmesi sempozyumun birincil amacıydı.

Öte yandan, konuyla doğrudan ilgili, her türlü kurum ve kişinin ihbar ve taleplerinin değerlendirildiği ve çeşitli imkansızlıklar içinde bu çocuklara hizmet vermeye çalışan SHÇEK en son gün, en son oturuma ve herkesin gittiği bir saate ve 4 İl Müdürünün hepsi bir araya sıkıştırılarak bırakılmıştı. Oysa, tıpkı Emniyet Müdürlüğü’nün olduğu gibi bu kurumun temsilceleri de her oturuma serpiştirilebilirdi. Daha doğrusu her oturumda bir akademisyen, bir hukukçu ve ilgili kurum temsilcilerinden ikişer üçer kişi olabilirdi.

Bu sempozyumda mutlaka olması gereken ama hiç olmayan ve çok az sözü geçen konuyla ilgililerden birisi de yerel yönetim temsilcileri idi. Diyarbakır Belediye Başkanlığı’nın yapısını ve terör olaylarında aldığı tutumu gözönünde bulundurunca özellikle yerel yönetimlerin işin içine alınmamış olabileceğini düşünmedim değil.

Dikkatimi Çekenler

Televizyonun çocukları ailelerinden daha çok etkilediği, çeşitli araştırmalarla kanıtlanmış durumda artık. Bunu kısa süre önce katıldığım Aile kurultayı’nda da, sunum yapan Milli Eğitim yetkilisi anlatmıştı. O zaman bu araştırma bulgusunun sonuçlarını not almamıştım. Ama burada buna ilişkin yurt dışından ve yurt içinden çok çarpıcı araştırma sonuçlarına yer vermek istiyorum.

ABD’de yapılan bir araştırmada, birçocuğun lise öğrenimini yani 18 yaşını bitirene kadar, ikiyüzbin şiddet içeren görüntüye, onaltıbin cinayet sahnesine maruz kaldığı tespit edilmiş. Daha çarpıcı olanı ise: bir çocuk haftada 18 saatini okulda, 23 saatini televizyon karşısında geçirmekte iken, sadece 39 dakikasını ebeveynleri ile geçirdiği tespit edilmiş. Muhtemelen onlarda SBS, LYS, ÖSS benzeri sınavlar olmadığı için dershanede geçirdikleri zamanlar buna dahil değil. Bir de bu zamanları dahil etselerdi sonuç ne olurdu çok merak ediyorum doğrusu.

*********

Ülkemizden bir araştırma bulgusu ise şöyle: Milli eğitime bağlı Rehberlik ve Araştırma Merkezi’nde çalışan bir öğretmen iş edinmiş ve çok izlenen bir televizyon dizisinin 55 bölümünü izleyerek kayıt tutmuş. Bu kayıtların sonuçları ise çocukların maruz kaldığı şiddet görüntülerinin vehametini açıkca gözler önüne seriyor. Sözkonusu dizinin 55 bölmünde: 411 cinayet, 152 yaralama, 147 dayak, 145 silahlı çatışma, 110 işkence, 3 tecavüz sahnesi yer almaktaymış.

**********

Diyarbakır’da yapılan bir araştırmada, suça yönelen çocukların büyük bir bölümünün 15-18 yaş grubu olduğu ve daha da önemlisi, suç olarak değerlendirilen davranışların çok büyük bir bölümünün 12.00-18.00 saatleri arasında yani okula devam etmeleri gereken saatlerde işlendiği tespit edilmiş. Bu çocukların %77’sinin annesinin okur yazar olmadığı, lisede öğrenim görenlerinin büyük bir çoğunluğunun 6 kardeş olduğu ve %70’nin aile gelirinin 1000 liranın altında olduğu tespit edilmiş.

*********

Yurt dışından katılımcılardan birisinin sunumunda çok dikkatimi çeken bir bilgi verildi. Buna göre, bizde yaklaşık 10 yıl önce kurulan ve Emniyet Müdürlüklerine bağlı olarak çalışan Çocuk Şube Müdürlükleri onlarda 20-30 yıl kadar önce var iken, daha sonra bu birim kaldırılmış. Kaldırılma nedeni ise, benim de bir süredir “acaba böyle bir şey olabilir mi?” diye düşündüğüm bir konu. Çocuk Şube Müdürlüklerini kaldırmışlar, çünkü işimizi iyi yapalım derken aslında çocuklara suç isnat ettiklerini ve çocuk suçluluğu oranını arttırdıklarını tespit etmişler. Son zamanlarda SHÇEK’e suça yönelen çocuk olarak bildirilen çocukların sosyal incelemelerinde de benzer kaygılar yaşanmakta. Çok önemli olan bu konunun çeşitli yönleriyle ele alınmasının, çocuk yararına olan ve olmayan yanlarının belirlenmesinin gerektiğini düşünüyorum.

İz Bırakanlar

Bu sempozyumda iki kişi vardı ki, başkalarını bilemem ama bende iz bıraktılar. Bunlardan birisi, Şanlıurfa Emniyet Müdürlüğü’nde görevli İl Müdür Yardımcısı Hasan Yılmaz’dı. Burada Onun anlattıklarını Onun kadar etkileyici bir şekilde anlatabilmem mümkün değil. Ama sanırım çoğu kişinin yüreğine dokundu. Hasan Bey, Gaziantep’te 10 çocuklu bir ailenin çocuklarından biri olarak dünyaya gelmiş. Ailesi hayvancılıkla geçinirmiş. Çok sayıda koyunları varmış. Bu koyunlar otlaktan döndüklerinde kuzuları emmek için annelerine koşarlarmış. Ama birkaçının annesi ya kesilmiş ya ölmüş olurmuş ve onlar ürkek ürkek nereye gideceklerini bilemeden dolanırlamış. İşte o kuzuları da diğerlerinden sağdıkları sütlerle Hasan Bey ve kardeşleri beslermiş. Birkaç sonra da, diğerleri annelerine koşarken, annesiz kuzular da Hasan Bey ve kardeşlerine koşarmış. Hasan Bey, kısaca çarpıcı öykülerini anlattığı; babasının yanında sahip olduğu ineği kadar değeri olmayan Aziz, “seni seviyorum” sözcüğünü ilk kez kendisini fuhuşa sürükleyen adamdan duyan 15 yaşındaki Kader, Esvet, Erol ve diğer pek çok çocuğa yaklaşırken bu kuzuları hiç unutmadığını etkileyici bir şekilde anlattı.

Beni etkileyen diğer bir konuşmacı ise Hakim Murat Aydın’dı. Aslında “Çocuk Koruma Kanunu”nun büyük oranda Çocuk Korumama Kanunu olduğunu, çoğu zaman büyüklerin dahi yaptığı davranışın (işlediği suçun) anlam ve sonuçlarını kavrayamazken çocukların bu davranışlarının sonuçlarını anlayabilme kapasitesinin belirlenmesinin güçlüğünü çok çarpıcı bir örnekle açıkladı. Onüç yaşında, ilköğretim öğrencisi bir çocuk Türk bayrağını yaktıktan sonra okul müdür yardımcısının kaldığı lojmanın balkonuna atmaktan dolayı mahkemeye çıkar. Sosyal çalışma görevlileri yaptıkları incelemede, çocuğun hem okulda hem de aile içinde çok sakin, herhangi problemli bir davranışa sahip olmayan, saldırgan olmayan bir yapıya sahip olduğunu öğrenirler. Yaptığı davranış arkadaşları ve aile çevresinde çocukla bağdaştırılamamış ve şaşkınlıkla karşılanmıştır. Olumlu yaklaşımla çocuğun kendine ifade etmesine olanak verildiğinde ortaya çıkan davranış nedeni oldukça ilgi çekicidir. Sözkonusu çocuğun sınıfında başka bir arkadaşıyla arasında geçen ve aslında mağdur olduğu olayda, okul müdür yardımcısı çocuğu dinlemeden çocuğu azarlamış ve “Bir daha seni bu okulda görmeyeyim” demiştir. Çocuk korkuyla ailesine bu duruma söyleyememiş ancak okula da devam etmeyi istemiştir. Birkaç gün sonra o müdür yardımcısına görünmeden okula girmek isterken bunu başaramamış ve yine aynı sözlere muhatap olmuştur. Çocuk şöyle bir plan yapmıştır: müdür yardımcısının o okuldan uzaklaştırılmasını sağlarsa okula dönebilecektir. O müdür yardımcısı ise, okuldaki bayrağın korunmasından sorumludur. Bayrak zarar görürse O da gidecektir. İşte bu nedenle Türk bayrağını yakmıştır…

Bir sempozyumdan bende kalanlar, dikkatimi çekenler, iz bırakanları sizlerle de paylaşmak istedim. Dikkatimi çekenler başlığı altında aktardığım araştırma bulguları ve iz bırakanlar başlığı altında aktardığım öykülerin her biri şüphesiz ayrıca tartışma konusu olabilir. Ben çoğunu yorumsuz aktararak yorumu sizlere bıraktım.

Sevgi, sağlık ve huzurla kalınız.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

İyi ki paylaştınız. Teşekkürler, sevgiler..

Ata Kemal Şahin 
 03.06.2010 8:11
Cevap :
Ata Bey, rahatsızlığım nedeni ile geciken yanıtım için özür dilerken; ilgi ve desteğiniz için çok teşekkür ediyorum. Sevgi, sağlık ve huzurla kalınız...  04.06.2010 18:18
 

Sevgili Sufi su, gene eğitici, yol gösterici ve düşündürücü bir konuyu duyarlılık göstererek yazmışsınız. Teşekkür ederim. İnsan yetiştirmek dünyanın en zor işlerinden biri ve toplumun bütün kesimlerinin katılımıyla oluyor. Aile, çevre, sivil toplum kuruluşları, Devletin sosyal kurum ve kuruluşlarına kadar komplike bir şey bu. Çocukların işlediği suçlara baktığımızda, kapkaçtan taş atmaya kadar onları bu tür suçlara teşvik edenler malesef yetişkinler diye düşünüyorum. Bu nedenle tespitlerin iyi yapılarak, buna yönelik çözüm yolları geliştirmek gerekiyor. Tekrar teşekkürler. Saygılar....

Beyazgolge 
 01.06.2010 23:53
Cevap :
Sevgili blogdaşım, geciken yanıtım nedeniyle özür diliyor ve ilginiz, katkınız ve desteğiniz için çok teşekkür ediyorum. Bu konu toplumun tüm kesimlerini ilgilendiren ve herkesin sorumluluk hissetmesi gereken bir konu. Ülkenin ekonomik yapısıyla olduğu kadar genel eğitim düzeyinin düşük olmasından da kaynaklanan çok boyutlu bir sorun. Ama her zamanki gibi eğitim şart diyerek bitirmek istiyorum sözümü. tekrar teşekkür ediyorum. Sevgi, sağlık ve huzurla kalınız...  04.06.2010 18:13
 

Hasan Bey'in anlattıgı olay benim de içimi yaktı.. kimsesiz çocuklar en can alıcı, en zayif noktamızdır hepimizin.. herkes şanslı olarak gelmiyor bu dünyaya. Güzel şeyler anlatmışsın yine bu konuda.. her biri ayrı tartışma konusu. teşekkürler paylaşımın için, sevgi ve saygımla..

sema öztürk 
 01.06.2010 13:42
Cevap :
Sevgili Yağmur, çok teşekkür ederim ilgin, beğenin ve önermeye değer görerek beni desteklediğin için. Çok mutlu oldum. Sevgilerimle...  01.06.2010 19:56
 

Ne kadar güzel bir yazı olmuş. İçim acıyarak okudum, eline sağlık dostum. Sosyal çevre, eğitim, gelir düzeyi ilk anda aklıma gelen en ciddi sorunlarımız. Devletle birlikte sivil toplum örgütlerine de çok iş düşüyor bu çocuklarımızı kurtarmak için... Tabiki bireysel olarak da yapılacak çok şey var diye düşünüyorum. Eğitmenlerimize, diğer örnek olabilecek yada fayda sağlayabilecek çalışanlarımıza da çoookkk iş düşüyor. Böyle kötü bir günde Türkiye ve dünya için barış dolu yarınlar istiyorum. Sevgilerimle canım...

Mavi tuna: 
 31.05.2010 23:19
Cevap :
Görüşlerin ve güzel dileklerin için çok teşekkür ediyorum can dostum. Çok mutlu oldum. Ve, dileğin dileğimdir. Ancak bir taraftan da, problem çocuk İsrail'in iyi bir dayağa ihtiyacı var diye düşünmüyor değilim. Haddi bildirilmesi gereken bir devlet. Katkı ve görüşlerin için teşekkürler. Sevgilerimle....:))))  01.06.2010 12:13
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 76
Toplam yorum
: 299
Toplam mesaj
: 40
Ort. okunma sayısı
: 1512
Kayıt tarihi
: 28.03.09
 
 

Merhaba, ben sufi-su. Sosyal hizmet uzmanıyım. Yıllarca korunmaya muhtaç çocuk çocuklar, koruyucu..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster