Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Ekim '15

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
1132
 

Suçlu AŞK mı?

Suçlu AŞK mı?
 

Gece ve ay isteksizce yerine çekiliyordu...

Dingin, serin, gölgeli koyda, güneşin ateşten renkleri kırılıyor, yansıyor, ilk sabahı haber veriyordu.

Biraz ilerideki küçük adacığın hemen kenarında uçan martılardan biri, hızla suya hamle yaptı.

Su devindi, halkalar halinde ayaklarının dibine kadar yol aldı.

Dupduru, mavi, lekesiz deniz...Huzur...

İskelenin ucunda oturup, aşağı sarkıttığı bacaklarının arasından suya baktı…

Gümüş çerçeveli kristal bir aynadan yansıyormuşcasına net görünüyordu yüzü; gözleri, çizgileri, hattâ ruhu…

Artık her şey yolunda, her şey tamam, her şey yerli yerindeydi...

Bir de gelgitleriyle başa çıkabilseydi..(!)

...

Bütün küçük parçalardan-ayrıntılardan oluşuyorsa, hayat anlık duygulardan mı ibaretti?

Dolayısıyla hayatmutlu ve mutsuz anların bir toplamı mıydı?
Çocukluk masalları, gençlik düşleri, gerçekler..(!)

Bugünün gerçekleri, eskinin masalları ve düşleriyle beslenmemiş miydi?

Bugünü şekillendirmek için, bir yandan o düş-masal bahçelerinde umutla koşarken bir yandan acılara rest çekmekten yorgun düşmemiş miydi?

Yoksa hayat, yaşanan gerçeklerle, gerçekleşemeyen hayallerin bütünü müydü?

...

Şu sonsuz evrende, varlığıyla kapladığı alanın ne kadar küçük olduğunu ve hayat denen karmaşanın içinde kendi sıradan varlığının ne kadar önemsiz olduğunu düşündü.

Yaşadıklarını, gerçeklerini, hayallerini  ve en çok hatalarını sorguladı.

Çoğu kez yanlış zaman, yanlış insan ve yanlış tercihler yüzünden üzülmüştü, incinmiş-örselenmişti.

En güvendiği dağlara Temmuz sıcağında karlar yağmıştı da, düşleri  suya düşüvermişti hani...Bir yanı "Olmaz!" derken, diğer yanı tutkular büyütmüştü sıradan sözcüklerin-eğreti aşkların peşinde hani...

Ama sonunda bir gün, yüreğine söz geçirmeyi öğrenmişti. Yaşanmışlıkları yok saymayı, dahası onu acıtan pek çok şeyi anahtarı kaybolmuş çekmecelere hapsetmeyi öğrenmişti.

Yine bir gün, kendisinin kendisine yaptığı haksızlıkları ve artık kendisini suçlamaktan vazgeçmesi gerektiğini fark etmişti, rahatlamıştı...

!

Ama...

Suçlu olan kendisi miydi yoksa?

?

Emin olamadı, ayrımsıyamadı; suçlu belki hayat, belki diğer insanlar, belki de aşktı...

Eğildi, sudaki yansımasını izledi...

!

"Hayat denen bilinmezlikte, onun sıradan acılarının, hüzünlerinin, aşklarının; Tüm bu duyumsadıklarının kendinden başka kimde izi kalabilirdi?"

                                               

 

                                                                    ***

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bugünün gerçekleri eskinin masalları ve düşleriyle mi beslenir gerçekten? Düşünüyorum da günlük yaşamın sıradanlığına geçmişimizin sevimli hayaletleri sayesinde katlanıyor olabiliriz. Ve düşler gerçekleri çekici bir tatlılıkla örtüyor sanki. Geçmişle bugün arasındsa yaşadığımız gelgitlerin başka bir açıklaması olabilir mi? Bana göre suçlu yok. Yaşam kendi akışında, aşk zaten bir mucize. Biz zavallı ölümlüler öğrenme ve uyum sağlama çabasında...Derken... ve sonra... Sonrasını kendi pencrenizden anlatmışsınız zaten. :-) Selamlar.

Güz Özlemi 
 01.11.2015 14:12
Cevap :
Ne güzel söylemişsiniz; yaşamın gelgitlerine ve tüm tatsızlıklarına rağmen "AŞK" gerçekten bir mucize...Bunu biliyor olmam ve yine de bir "suçlu"aramam ne tuhaf değil mi..:)Teşekkürler, selamlar...  02.11.2015 13:59
 

Suçlu her zaman biziz sevgili Fatma.Hayatı ve aşkı bir türlü yaşamasını beceremediğimizden bu acılar...Ancak yaşayarak öğreniyoruz, bu kez de çok geç oluyor... Sevgiyle.

Melek Koç 
 18.10.2015 11:55
Cevap :
Aşkı tanımak, yaşamış yada yaşıyor olmak bile bir ayrıcalık iken, her defasında kendimizi böyle suçlu bulmamız ne çelişki değil mi Melekciğim?..Oysa kendimizi hoş görmek-affetmek ve de(hayata her şeye rağmen AŞKla devam etmek)için hiçte geç deĞil, ne dersin..:)   18.10.2015 23:12
 

Aşk nerde-suya düştü...su nerde-zaman içti...zaman nerde-suda duruyor,derinde...*yani suçlu 'su'...haa katil tabii ki 'uşak'...*...günaydın...

nedim üstün 
 18.10.2015 7:50
Cevap :
Kafam iyice karıştı ama hiç değilse katilin kim olduğunu öğrendim...Oh beee..:) Teşekkürlerrr...  19.10.2015 22:56
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 247
Toplam yorum
: 2172
Toplam mesaj
: 113
Ort. okunma sayısı
: 1447
Kayıt tarihi
: 29.01.08
 
 

Antalya ve Akdeniz aşığı bir öğretmenim. Feci duygusal, iflâh olmaz bir romantiğim..:) Bol bol ok..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster