Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Ağustos '12

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
151
 

Suçlu kim?

Suçlu kim?
 

24.08.2012

Bayramlar geçiyor, takvim yaprakları eskiyor, tıpkı harcadığımız kıymetini bilmediğimiz her gün gibi… Doğuyoruz, yaş alırken hayatı öğreniyoruz. Kimi el bebek büyüyor, kimi daha küçücük bir çocukken hayattan alacağı dersleri alıyor acımasızca. Bir suçlu arıyoruz hayatımızda. “Sen bunu yapmasaydın. Böyle yapmazdım” desek de sadece kendimizi kandırıyoruz. Suçlu aramak, hayatı ceza ve ödül sistemine endekslemek kolay bir yol olsa gerek. Karşımızdakileri suçlu kefesine koyunca, biz bu pencereden baktığımız sürece karşı tarafta da bir savunma mekanizması gelişir ister istemez.

Çevremize bakınca herkes kendi dünyasında ya günü kurtarmaya çalışıyor. Ya da girdiği çıkmazdan kurtulmanın yollarını arıyor.

İnsan bu tabi, başına ne geleceği belli olmaz. Karşılaştığımız sorun/sorunlar karşısında onunla mücadele şeklimiz kişiliğimizi yansıtıyor. Kişi bazen içine düştüğü durumdan kurtulamaz. Aynı çemberde döner durur. Yaşadığı şok; ruhunu yorup bedenini yorgun düşürebilir. İşte tam da bu noktada kendisine sorması gereken soru nedir? Bu noktaya gelmekte benim bu duruma katkım nedir? İyi bir soru olabilir. Ego kendini burada savunarak ben ellimden geleni yaptım. “Olmadı, başaramadım, karşı tarafın suçu” der ve işin içinden bir çırpıda çıkıverir.

Peki, sen elinden geleni yaptın. Acaba karşı tarafın beklentileri nelerdi? Bu her türlü sorunda uygulanan bir yöntemdir. İşinizle, eşinizle, çocuklarınızla ilgili istenmeyen durumlarda size yardımcı olabilir. Biz elimizden gelen şeyleri yaparız yapmasına da karşı tarafın istediği bazen farklı şeylerdir.

Herkesin beklentisi ve davranış tarzı kendi yarattığı kafasındaki o haritadan ibaret. İş yerinde çok yorulan birine küçücük bir uyarıda bulunursunuz ve son damla siz olduğunuz için size patlayabilir.

Hayatta her şeyin çözümü vardır. Sorun varsa ortada mutlaka çözümü de vardır. Önemli olan etrafımızı telef etmeden, asaletimizi koruyarak, ucuz olmadan bunun alternatiflerine bakmamız. Kinle, nefretle, acımasız ve insani olmayan duygu ve düşüncelerle hareket edersek, istemediğimiz bir akışa kendimizi atar, karşımızdaki kişiler kadar, kendimize de zarar veririz. Kaldı ki, öç alma duygusu bizi hiçbir yere getiremez. Kaybedilen şeyleri geriye getirmenin yolu yıkmak olmamalı.

Reklamlara konu olan şu sözün içeriğine bir bakın “kontrolsüz güç, güç değildir” Sadece boş yere gücümüzü harcarız. Yaptıklarımız da geriye baktığımızda hoş bir tablo değildir. Bir insan nasıl olurda kendi hayatını düşünmez bir hale gelir. Bu gözü dönmüşlüğe bir dur demeli, hiçbir şey yoksa bari iman gücümüz. Mutlaka sana kucak açacak, dertlerini dinleyecek birileri çıkar karşına sen yeter ki, uzlaşmadan yana ol.

***

Bir lise öğretmeni bir gün derste öğrencilerine bir teklife bulunur:

“Bir hayat deneyimine katılmak ister misiniz?’

Öğrenciler çok sevdikleri hocalarının bu teklifini tereddütsüz kabul ederler.

"O zaman" der öğretmen : "Bundan sonra ne dersem yapacağınıza da söz verin"

Öğrenciler bunu da yaparlar.

"Şimdi yarınki ödevlerinize hazır olun. Yarın hepiniz birer plastik torba ve beşer kilo patates getireceksiniz!"

Öğrenciler, bu işten pek bir şey anlamışlardır. Ama ertesi sabah hepsinin sıralarının üzerinde patatesler ve torbalar hazırdı.

Kendisine meraklı gözlerle bakan öğrencilerine şöyle der öğretmen:

"Şimdi, bugüne dek affetmeyi reddettiniz her kişi için bir patates alın, o kişinin adını patatesin üzerine yazıp torbaya koyun."

Bazı öğrenciler üçer-beşer tane patates koyarken, bazılarının torbası neredeyse ağzını kadar dolmuştur. Öğretmen, kendisine:

"Peki şimdi ne olacak?" der gibi bakan öğrencilerine ikinci açıklamasını yapar:

"Bir hafta boyunca nereye giderseniz gidin, bu torbaları yanınızda taşıyacaksınız. Yattığınız yatakta, bindiğiniz otobüste, okuldayken sıranızın üstünde hep yanınızda olacaktır.'

Aradan bir hafta geçmiştir. Hocaları sınıfa girer girmez, denileni yapmış olan öğrenciler şikayete başlarlar: "Hocam, bu kadar ağır torbayı her yere taşımak çok zor."

"Hocam, patatesler kokmaya başladı. Vallahi, insanlar tuhaf bakıyorlar bana artık. Hem sıkıldık, hem yorulduk."

Öğretmen gülümseyerek öğrencilerine şu dersi verir:

"Görüyorsunuz ki, affetmeyerek asıl kendimizi cezalandırıyoruz. Kendimizi ruhumuzda ağır yükler taşımaya mahkûm ediyoruz. Affetmeyi karşımızdaki kişiye bir iyilik olarak düşünüyoruz. Halbuki affetmek en başta kendimize yaptığımız bir iyiliktir.'

e-mail:belginturan@gmail.com

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 419
Toplam yorum
: 64
Toplam mesaj
: 24
Ort. okunma sayısı
: 489
Kayıt tarihi
: 04.02.09
 
 

Lisansını Anadolu Üniversitesi/ İşletme Bölümü ve Anadolu Üniversitesi/ Sosyoloji Bölümlerinde “O..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster