Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Ocak '17

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
490
 

Suikast

Suikast
 

gaffar okkan


Bugün sizlere geçtiğimiz yıllarda suikasta kurban gitmiş ve o günden bugüne unutulmaya yüz tutmuş bir emniyet müdüründen bahsetmek istiyorum. Unutulmaya yüz tutmuş diyorum çünkü; gerçekleştirilen bu hunharca saldırı hala aydınlatılamamıştır. Katilleri, azmettiricileri ortaya çıkarılamamıştır. Ve ne gariptir ki; Abdi İpekçi gibi, Uğur Mumcu gibi sadece öldüğüyle kalmıştır.

Evet, Gaffar Okkan’dan söz ediyorum. Belki de çok azınız hatırlamıştır bu değerli insanı. Diyarbakır İl Emniyet Müdürlüğü görevindeyken 24 Ocak 2001 günü makamından Valilik Binası'na makam aracıyla seyir hâlindeyken, Sezai Karakoç Bulvarı üzerinde Et Balık Kurumu ile Eflatun Park arasında, kimliği belirsiz kişilerce pusuya düşürülerek açılan ateş sonucu olay yerinde şehit olmuştu. Ve ne yazık ki hala çözülememiştir.

Hakkında biraz bilgi vermek gerekirse eğer, Ali Gaffar Okkan, Sakarya ilinin Hendek ilçesinde 1952 yılında doğmuştur. 30 Eylül 1970 tarihinde Polis Koleji'nden, 29 Eylül 1973 tarihinde Polis Akademisi'nden mezun olarak İzmir İl Emniyet Müdürlüğü'ne Komiser Yardımcısı olarak atanmıştır. Bu ilde Emniyet Âmirliği rütbesine kadar çeşitli birimlerde görev yaptıktan sonra, 1983 yılında Şanlıurfa İl Emniyet Müdürlüğü'ne atanarak, 1985 yılında şube müdürlüğüne terfi etmiştir. 1986 yılında Eskişehir İl Emniyet Müdürlüğü kadrosunda görev almıştır. Ve bu ilde 1992 yılında Emniyet Müdür Yardımcısı olmuştur. 6 Aralık 1993 tarihinde 1. Sınıf Emniyet Müdürlüğü'ne terfi ederek Kars İl Emniyet Müdürü olarak atanmıştır. 18 Kasım 1997 tarihinde Diyarbakır İl Emniyet Müdürü olarak göreve başlamıştır. Ve bu sırada İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetiminden mezun olmuştur.

Gaffar Okkan yıllarca PKK ve Hizbullah terörüyle mücadele etmiş, Hizbullah'a verilen zararlarda çok önemli bir rol oynamıştır. Cinayetinde de bir numaralı şüpheli Hizbullah terör örgütüdür. Bunun yanında kadın polisler Diyarbakır'da ilk kez onun emriyle sokağa çıkmışlar ve trafiği yönetmişlerdir. Öyle ki İki küçük otomobil alarak mavi-beyaza boyatmış, İkişer kadın polis görevlendirerek biri kaybolan çocukları toplayıp ailelerine teslim etmiş, diğeri de yürümekte zorlanan yaşlılara yardım etmiştir. Havaalanındaki kadın polisler ise yaşlı yolcuların bilet işlemlerini yapmış, uçağa kadar eşlik etmişlerdir.

Böylesi farklı ve güzel işlere imza atan Gaffar Okkan, 24 Ocak 2001 günü makamından valilik binasına giderken pusuya düşürülmüş, çok yönlü ateş açılarak şehit edilmiştir. Yani 16 yıl önce bugün her attığı adımla ölümüne yaklaşmıştı. Günün sonuna doğru da açılan ateş sonucu son nefesini vermişti. Öleceğini bilse yinede gider miydi oraya, ya da bu kadar rahat hareket eder miydi hiçbir zaman bilemeyeceğiz, öğrenemeyeceğiz. Tıpkı Abdi İpekçi, Uğur Mumcu, Hrant Dink ve çözüme kavuşturulamamış diğer cinayetlerde olduğu gibi...

Öte yanda gerçekleşen bu suikastın çözüme kavuşturulamaması daha büyük bir üzüntüye dönüşmüştür. Hatta nasır tutmuş derin yara halini almıştır. Böylesi bir meçhullüğün açıklanabilecek hiçbir yanı yoktur. En hafif tabiriyle eksikliktir, başarısızlıktır. Umarım bu eksiklik veya başarısızlık, kısa zamanda giderilerek suikastın failleri bulunur ve gereken cezalar verilir.

Bende bu vesile ile ölümünün 16. Yılında Gaffar Okkan’nı rahmetle anıyor, sevenlerine ve yakınlarına bir kez daha baş sağlığı diliyorum.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ancak son günlerde failler yakalanıyor, ya da öyle gösterilmek isteniyor. Ve düşünmeden edemiyorum, geçmiştekiler neden faili meçhul kaldı, günümüzdekiler neden faili (şu, bu, o…) şeklinde yansıtılıyor? Bu sorunun bilinmezliği değil mi, gerek bireysel ve gerekse toplumsal doğumların gözyaşlarıyla birlikte gerçekleşmesi? Allah hepsine rahmet eylesin, onları öldürenler insanlığı da öldürdüler adım adım; ama bunu çıkıp söyleyecek bir ölçüleri kalmadı, bunu da biliyorum. Ya da hissediyorum desem daha doğu olacak. Görüşmek üzere, sevgi ve saygılar.

Rıza Üsküdar 
 27.01.2017 3:15
 

“Öleceğini bilse yine de gider miydi oraya” demişiniz ya, insan neden ağlayarak doğar, belki de doğduğu anda ölüm gerçeğini hissettiğinden. Doğarken ölümünü hisseder insan, ölürken de doğumunu. Gözleri kapalı olmasına rağmen, hisseder bunu her doğan, artık korumacı süreç bitmiştir, 9 ay on beş günlük süreç. Bir yandan ağlar, bir yandan da ya kısmet der, kaç yaşında bulacaktır ölüm onu, o tarihe kadar neler yapacaktır vs. Pek çok faili meçhul cinayet işlenmiştir geçmişten bugüne; ama failleri de bir söylenceden ibaret olmuştur. Ne var ki söz konusu cinayetler sonrası yaşananlar da bu söylencelerin tuzu biberi olmuştur. Hakikat belki de söz konusu faili meçhul cinayetler sonrasında yaşananlarda gizli.

Rıza Üsküdar 
 27.01.2017 3:14
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 34
Toplam yorum
: 7
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 166
Kayıt tarihi
: 11.08.15
 
 

Bolu'luyum. 24.09.1984 doğumluyum. Özel bir şirkette muhasebe satış memuru olarak çalışıyorum. Ya..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster