Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Nisan '14

 
Kategori
Söyleşi
Okunma Sayısı
415
 

Şükrü Uyar ile söyleşi

Şükrü Uyar ile söyleşi
 

1) Sizce kitap yazmaya karar vermek için çok okumak gerekiyor mu, yoksa yazmak doğuştan gelen bir yetenek midir?

Tabi ki okumak aynı zamanda yazmayı da etkiler ancak tek başına yeterli değildir. Yazmak apayrı bir yetenektir. Kişinin yazma yeteneği olmazsa ne kadar okursa okusun okuduklarını sentezleyip ifade edemez. Yazma yeteneği olan bir insan kitap okuduğu zaman yazabilme yeteneğini pekiştirir. Okudukları sayesinde hayata bakışı değişir, birikim sahibi olur ve yazabilecek konu alanı genişler. Eğer sizin yazma yeteneğiniz varsa, ama yeterince okumuyorsanız yazma konusunda da ilerleyemezsiniz. Bu anlamda baktığımızda yazma ile okumayı birbirinden bağımsız düşünemeyiz.

2) Yazmak sizin için neyi ifade ediyor?

Yazmak bana öncelikle kendimi ifade edebilme imkânı veriyor. Olaylar karşısında düşündüklerimi ve tepkilerimi yazıya dökmek beni mutlu ediyor. Başbaşa kaldığımda neleri ifade etmek istiyorsam onu yazarak bir nevi duygularımı kalıcılaştırabiliyorum ve bunu paylaşabilme imkanını yazı sayesinde bulabiliyorum.

3) Yazar olmak size ne ifade ediyor? Şöhret mi, para mı, kalıcı olmak mı?

Aslında şöhret ve parayı herkes ister. Kim istemez ki? Ancak ben biraz daha sanki kalıcı olmayı istiyorum. Yazdıklarımın okunması ve yıllar sonra hatırlanması benim aynı zamanda tanınmamı ve kalıcı olmamı sağlayacaktır. Birçok yazar arkadaş bu işi parasız yapıyor, herhangi bir kazanç gütmüyor mesela. Sadece tanınmış, şöhret sahibi bazı yazarlar daha çok kazanıyor. Oysa bizim gibi keşfedilmeyi bekleyen yazarlar kitabının basım masrafını dahi kendisi karşılıyor. Buradaki tek amaç yazdıklarımızı paylaşmak ve birçok kişiye ulaştırabilmek…

4) Bir yazar olarak okuyuculardan beklentileriniz nelerdir?

Okuyuculardan özellikle beklediğim, kitaplara ve yazarlara karşı önyargılı olmamaları. Ünlü ünsüz her yazarın kitabı belli bir süzgeçten geçmiş, belli bir hayat tecrübesiyle yoğrulmuş olduğundan her kitap kendince birçok şeyi okuruna verir. Çağımızda reklamın ve tanıtımın rolü gerçekten çok büyük. Birçok ürün bu reklamlar sayesinde tüketiciye ulaşmaktadır. Görünür olan her zaman daha çok rağbet görmüştür. Oysa hiç tanımadığımız yazarların okunmayı bekleyen çok güzel kitapları var. Gerçek okur aslında bu tür yazarları keşfedendir. Bence önemli olan tozlu raflarda yalnızlığa itilmiş kitapların tozunu alabilmektir. Unutulmamalıdır ki, her kitap okunmak için yazılmıştır ve okura seslenir. Tabi ki her şeyde olduğu gibi kitap alırken de seçici olmak gerekir ancak seçtiklerimiz sadece her gün reklamı yapılan, “en iyi satanlar” diye tanıtılan kitaplardan olmamalıdır diyorum.

5) Yazar olarak size göre yazmak için en iyi ortam neresi?

En iyi ortam aslında kendimle baş başa kaldığım ortamdır. Bu sadece benim fiziki olarak yalnız kalmamamla alakalı değil. Çevremde insanlar olabilir, hatta kalabalık bir ortamda da olabilirim ama kendimle baş başa kalabilmeliyim. Yani duygularımın dile gelebileceği anlarda daha çok verimli olabiliyorum. Bazen müzik dinlerken kendimi daha duygusal hissedebiliyorum.Bu da şiir ve deneme yazarken iyi geliyor bana, özellikle sözsüz müzik dinlemek kafamı meşgul eden ayrıntılardan uzaklaştırıyor beni. Tüm bunların yanı sıra fiziksel ortamlar da son derece önemlidir bir yazar için. Çünkü sizi rahatsız edecek ortamlarda bulunduğunuzda dikkatinizi yazacağınız konuya veremezsiniz.

6) Şiir yazmaya nasıl başladınız?

Şiir yazmaya nasıl başladığımı ve ne zaman başladığımı kesin olarak hatırlamıyorum. Birçok yazar bu soruya belki de bir tarih verir kendilerince ancak ben bir tarih veremiyorum. Şiir yazmaya ortaokulun son senesinde başladım ve lise yıllarında devam ettim. Biraz daha şiir üzerinde ciddi anlamda yoğunlaşmam üniversite yıllarında oldu. Üniversite bittikten sonra her geçen yıl şiir konusunda biraz daha yol kat ediyordum. Mesela ilk şiir kitabım Zamansız Gitmeler adıyla 2008 yılında çıktı. Üniversiteyi 2000 yılında bitirdim ve o tarihe kadar yazdığım şiirler hiçbir kitabımda yer almadı. Çünkü duygularımı en iyi şekilde 2000’li yıllardan sonra ifade edebilme imkanı buldum.

7) Şiirde kafiyeye önem verir misiniz? Yoksa anlam sizin için daha mı önemli?

Şiirde kafiyeden çok anlama ve duyguya önem veririm. Kafiyeli olan şiirim çok fazla değildir. Ancak serbest tarzda yazdıklarım daha çoktur ve o şiirlerimin hepsinde duyguyu ve anlamı ön planda tutmuşumdur. Birçok şair özellikle halk şairleri şiirde daha çok şekle önem verir ve sürekli o tarzda şiirler yazarlar ancak son dönem şairlerinde şiirde şekilcilik çok azdır.

8) Kitabınızı yazarken tıkandığınız yazamadığınız anlar oldu mu? Özel hayatınızda yaşadıklarınız bu süreci etkiler mi?

Kitaplarımı yazarken genelde takıldığım, beklediğim ya da yazıp yazıp sildiğim yerler olmuştur muhakkak. Yazacaklarınızı kurgularken başlangıç ile sonun birbiriyle uyumlu olması ve birbirinden kopuk olmaması gerektiğinden bazen iyice düşünmek için bekleyebiliyorsunuz. Özel yaşamınızdaki bazı olaylar tabi ki sizi etkileyecektir. Eğer yaşadıklarınız sizin psikolojiniz üzerinde olumsuz etki yaratmışsa ya yazma süreci sekteye uğrar ya da yazacaklarınızın seyri değişir. Yani yazarken bakış açınız yaşadıklarınıza göre şekil alır.

9) Deneme yazarının hayal ve düşünce dünyası daha mı farklı oluyor?

Aslında pek öyle denilemez. Daha çok öykü ve roman yazarının hayal dünyası zengindir. Çünkü siz roman ve öyküyü yazarken bir kurgu yapıyorsunuz ve bunu yaparken de hayal gücünüzden yararlanıyorsunuz. Oysa deneme yazarları genelde yaşantılarını, tecrübelerini ve tespitlerini yazarlar. Aslında bir bakıma gerçekte hayatımızda olan bir şeyi yazarlar. Dışarıdan ekleme muhakkak olacaktır ancak daha çok kişinin kendisi kahramandır. Roman yazarında mesela yazar çeşitli karakterler yaratır ve romandaki kahramanlar bazen kendisinden çok uzak kişiler olabiliyor. İşte burada yazarın hayal dünyası devreye giriyor.

10) Deneme okurunu diğer okuyuculardan ayıran nedir?

Deneme kitapları genellikle çok çeşitli konuların kaleme alınmasından oluşur. Yazar kendine göre bir dil ve üslupla yazacaklarını anlatır. Okuyucuyu sıkmadan kısa kısa yazılar ele alır. Okuyucu bir kitabı okuduğunda birçok konu üzerinde fikir sahibi olur. Oysa aynı okur bir roman okuduğunda birkaç kişi üzerinde dönen bir hayatı ya da hayatları öğrenir ve o hayatlardan da bir şeyler kapar. Ancak deneme okuru dediğim gibi bir kitaptan bazen çok şey öğrenebilir. Yazar genellikle ispat etmeye kalkmadan kendi düşüncelerini çoğu zaman konuşma diliyle verir ve bu da okuyucuyu sıkmaz. Deneme okuru genellikle kısa metinleri okumayı sever, uzun metinlerden ve kalın kitaplardan çok çabuk sıkılır. İstisnalar vardır tabi ama genelde durum böyledir.

11) Yayınevi kriteriniz var mı?

Elbette bir yazar yayınevinde kriter aramalıdır. Benim de yayınevi seçerken birtakım kriterlerim oldu. Öncelikle yayınevinin kitap dünyasında bir ismi olmasına, kitabınızı daha çok okuyucuya ulaştırabilecek dağıtım kapasitesinin olup olmamasına baktım. Çünkü birçok okur genelde yayınevlerine bakıp kitap almakta. Eğer yayınevinin edebiyat konusunda saygın bir duruşu ve kalitesi varsa okuyucu o yayınevinin kitaplarına da bu gözle bakmaktadır. Bir de yazar için önemli olan yayınevinin çok kitapçıya ya da internet kitap satış noktalarına ulaşıp ulaşmadığıdır. Çünkü her yazar kendi kitabının çok kişiye ulaşmasını ve satılmasını ister. Hatta yayınevinin kitap fuarlarına katılıp katılmadığı da bazen biz yazarlar için kriter olabiliyor.

12) Şiir yazmak sizce bir tutku mudur?

Şiir yazmak diğer edebiyat türlerinde yazmaya benzemez. Şiir yazmak çok farklı bir şey…  Ben edebiyat yolculuğuna ilk şiirle başladım ve edebiyatın diğer türlerinde de yazmama rağmen şiirin yeri benim için ayrıdır. Bugüne kadar 2 adet şiir kitabım yayımlandı. Mesela şiirde daha çok başarılı olduğum söylendi. Aslında bu tespite katılmıyor değilim, çünkü aşk yolculuğunda şiir her daim benimle olmuştur. En çok kendimi şiirle ifade etmişimdir. Şiirle kendimi savunmuş, şiirle haykırmış, şiirle ağlamışımdır. Yüreğimin sesinden en çok şiir anlamıştır ve şiir sarmıştır kanayan yaralarımı. Bir çok yayınevi günümüzde artık şiirin tükendiğini ve satmadığını söyler, o nedenle daha çok romana yönelmemi isterler. Kendilerince öyle düşünebilirler tabi, belki haklı tarafları da vardır ama ben biraz farklı düşünüyorum. Şiir satılmak için yazılmaz, yüreklere hitap etmek ve yüreklerdeki o yangına bir damla su serpmek için yazılır.

12) Deneme okurunu nasıl tanımlarsınız?

Deneme okuru aslında daha önce de ifade ettiğim gibi kısa nitelikteki yazılardan hoşlanan, kitabı eline aldığında o kitaptan çok şeyler bekleyen, okurken farklı bir bakış yakalamak isteyen bir okur türüdür. Hatta deneme okurlarının çoğunu köşe yazarları ve diğer yazarlar oluşturur. Çünkü her konuda yazmak gerektiğinden en çok bu kitaplar yazarların işine yarar. Mesela ben de daha çok deneme türünü okurum. Çünkü her yazar hayata ve insana dair birçok konuyu bu kitaplarda net olarak kestirmeden ifade etmiştir. Eğer sürekli yazan biriyseniz bir mesajı ya da farklı bir bakış açısını yakalayabilmek için bazen zamanınızı iyi kullanmanız gerekebiliyor.

14) Kitap çıkarmak zor mudur? Yaşadığınız zorluklar oldu mu?

Elbette kitap çıkarmak öyle kolay değil, birtakım zorlukları olmadı diyemem. Önce bir yayınevi arayışına giriyorsunuz. Bu süreç çok uzun sürüyor. Birçok yayınevi var ve siz bunlar arasından sadece birinden kitabınızı çıkaracaksınız. Her yayıneviyle olan görüşmeniz olumlu sonuçlanmayabiliyor. Kimisi daha doğrusu yolun başında olan benim gibi genç yazarlar için basım ücreti istiyorlar. Hatta Ankara’da bulunduğum yıllarda birebir yayınevleriyle görüşmemde yayınevi sahipleri kitabımın içeriğine bile bakmadan hemen baskı parası istediler. Bu bende olumsuz etki yarattı. Güvenimi yitirdim onlara karşı. Çünkü dosyamı incelemeden, okumadan hemen basım ücretini istediler. Hatta kimi yayınevi kendi isimlerini ve logolarını dahi kullanmadan sadece matbaadan bastırıp basılan tüm kitapları bana vermek istediler. Yani kitabım basılacaktı ancak ülke geneline dağıtımı yapılmayacaktı. Yayınevi kitabın baskısından anlaşmalı olduğu matbaalardan para kazanacaktı üstelik hiç satmadan. Oysa bunu ben yayınevi olmadan da kendim yapabilirdim. Herhangi bir matbaadan kendim de bastırabilirdim. Dediğim gibi durumun böyle olduğunu öğrenince şevkim kırıldı ve parasız bu işin olmayacağını öğrendim. Hangi yayınevine gitseniz dedikleri tek şey şuydu: “Efendim, siz tanınmadığınız için riski göze alamayız. Kitabınız satılmayabilir. Bu nedenle sizden kitabın tüm masraflarını karşılamanızı istiyoruz.”  Yayınevleriyle görüşmem hep olumsuz sonuçlanmıştı. Buna rağmen çoğu yayıneviyle daha görüşme fırsatım olmamıştı. 2008 yılında Ankara Kitap Fuarını gezerken Altınbilek Yayınlarının olduğu stantta yetkili isim olan İlker BALKAN ile tanıştım. İlker BALKAN da aynı zamanda bir yazardı. Şiir dosyamı değerlendirmeleri için kendisine teslim ettim. Ancak daha sonra o da diğerleri gibi kitabın basım masraflarını ödememi istedi. Benim için önemli olan şiirlerimi paylaşmaktı. Artık para da versem bu amacımı gerçekleştirecektim. Ama önemli değildi, dediğim gibi sonuçta şiirlerimi birçok kişiye ulaştıracaktım. 2008 yılında ilk şiir kitabım olan “Zamansız Gitmeler”  Altınbilek Yayınlarından çıkıp raflardaki yerini aldı. Daha sonra bu kitabımı Ares Yayınlarından çıkan ilk deneme kitabım olan “Hayata ve İnsana Dair” izledi. Bu kitabımın da baskı masraflarını karşıladım.2011 yılında Alter Yayınlarından 3 adet kitabım çıktı. Çıkmazdaki Kadın(roman), Kendi Kaderini Sev(öykü) ve Peçeli Sevdalar(şiir) adlı kitaplarım peş peşe basıldı. Son olarak 2014 yılında “Her Aşk Yalnızlıktır” adlı deneme kitabım yine Alter Yayınlarından çıktı. Yayımlanan 6 kitaptan sadece son kitabımın baskı ücretini ödemedim. Önceki 5 kitabım için tüm masrafları kendim karşıladım. Buna rağmen hiçbir yayınevinden telif almadım. Telif karşılığında tarafıma kendi kitaplarımdan 100’er 300’er adet kitap gönderildi.Gördüğünüz gibi yayım süreci bizler için böyle sancılı geçiyor.

15) Ailenizin ve yakın çevrenizin kitabınız hakkındaki yorumları nasıl?

İlk başlarda ailem desteklemedi beni. Çünkü bu işten para kazanmıyor, üstüne para harcıyordum. Ancak daha sonra kararlılığımı ve ne kadar çok istediğimi görünce destek vermeye başladılar. Ortaya güzel eserler çıkarmıştım ve bunun farkındaydılar. Çevremden de hep güzel yorumlar aldım. Kitaplarım beğeniliyordu ve bu da beni diğer kitapların basımı için daha da isteklendiriyordu. Çevremden ya da okurlarımdan bazıları özellikle şiir ve kısa öykülerde başarılı olduğumu, kimi de deneme ve romanda başarılı olduğumu söyler. Oysa benim edebiyatın hiçbir türünde iddiam olmamıştır. Kendimi hangi türe hazır hissediyorsam o türde iyi yazmaya çalışıyorum.

16) Sizi kitap yazmaya iten neydi? Neden yazma gereği duydunuz? Kitap yazmaya nasıl karar verdiniz? Bu yayınladığınız kitaplarınız beklediğiniz ilgiyi gördü mü?

Önceleri sadece şiir yazıyordum ve şiirlerimi edebiyat dergilerine ve şiir yarışmalarına gönderiyordum. Buralardan yeterli ilgiyi görmemiştim. Çünkü özellikle bu tür dergiler genelde kendi çevrelerindeki kişilere destek veriyorlardı. Şiir yarışmalarında da şansımız hiç yoktu. Herkes birilerinin hizmetine girmişti ve kapılar özellikle benim gibi genç şairlere kapalıydı. Bunlardan dolayı ben de kendi kitabımı çıkarmak istedim. O kapıların bana kapanması yayınevlerinin kapılarını bana açtı.

Yayınevlerinden bugüne kadar 6 kitabım çıktı. Hepsinin de ülke geneline dağıtımı yapıldı ve satışa sunuldu. Yayınevlerinin söylemesine göre kitapların hepsi de tükenmiş. Zaten her kitaptan 1000-2000 adet basılıyor. Bunları eritmek o kadar zor değil.

17) Sizi etkileyen yazar kimdir? Türk yazarlar yabancı yazarlara göre hak ettikleri ilgiyi görüyorlar mı?

Yazmaya ilk kez şiirle başladığım için beni etkileyen ilk şairler Ümit Yaşar OĞUZCAN ile Orhan Veli oldu. Zaten okuyanlar bilir, şiirlerimde bu iki üstadın etkisi görülür. Okurken kitap-yazar ayrımı pek yapmam ancak Zülfü Livaneli, Ahmet ALTAN, Can DÜNDAR, Elif ŞAFAK gibi Türk yazarlardan çok etkilenmişimdir. Türk yazarlardan sadece popüler olanların kitapları okunmakta ve daha çok satmakta. Ülkemizde kim isim yaptıysa onun kitabı servis ediliyor ve o yazarlara destek veriliyor. Oysaki tanınmayan birçok yazarımız var ve bu yazarlar okunmaya değer birçok eser bırakmışlardır. Özellikle yerelde kalmış yazarlarımız maalesef yeterince ilgi görmüyor.

18) Kitapların halkın sesini duyurma gücü olduğuna inanıyor musunuz?

Elbette ki kitaplar birçok kişinin hatta toplumların sesi olmuştur. Her yazar kitabında bir sorunu dillendirir.Var olan sorunlara çözümler geliştirir. Kişilerin ve toplumların kanayan yaraları çoğu zaman gazete ve kitaplar sayesinde dillendirilmiş ve sonrasında çözüm arayışına gidilmiştir. Günümüzde kitaptan ziyade gazeteler bu görevi daha çok üstlenmiştir. Çünkü kitabın okunma oranı daha az olduğu için gazetenin önemi daha da artmaktadır.

19) Kitap yazmaya başlamak için cesaretli mi olmak gerekiyor, hiç pes ettiğiniz bir an oldu mu?

Her şeyde olduğu gibi kitap basmaya karar verirken de cesaretli davranmak gerekir. Çünkü kendiniz açısından bir ilki başarıyorsunuz. Bu sizi korkutabilir belki. Bir deneyiminiz olmadığı için bir bilinmeyenin içine aslında giriyorsunuz. Acaba başarılı olur muyum, acaba kitabım satılır mı, yayınevleri kitabımı basılmaya değer bulurlar mı gibi birçok soru kafanızı kurcalayacaktır. Tüm bu sorulara cevap bulabilmek için adım atmak gerekir. İşte bu adım atma noktasında da cesaret gerekiyor. İnsan bazen pes edebiliyor. Karşınıza özellikle yayım sürecinde zorluklar çıkabiliyor. Birçok sıkıntı yaşıyorsunuz ve tüm bunlar bazen sizi yorabiliyor. Benim de gerek yazma aşamasında gerekse basım aşamasında vazgeçme noktasına geldiğim anlar elbet olmuştur. Ancak pes etmemek gerektiğini düşünerek yoluma devam ettim ve bugüne geldim.

20) Sizce ülkemizde Türk yazarlara pek sıcak bakılmıyor. Nedeni sizce ne olabilir?

İnsanımız genellikle yabancı olana meraklıdır. Onlara değer verir. Bizler başarılı da olsak kendi çevremizden ilgi görmeyiz. Çünkü bizleri tanıdıkları için sıradan geliriz onlar için. Oysa yabancı yazarlar gizemli gelmektedir insanımıza. Yabancı yazarların hayata daha farklı baktığını, onların kaleminden çıkan her kelimenin daha sıra dışı olduğunu ve okunmaya değer olduğunu herhalde düşünmekteler. Hatta kimisi yabancı yazarları okuduklarında bunu sınıf atlamak olarak görüyor ve çevresine de bunu yansıtmaya çalışıyor. Oysa Türk toplum yapısını en iyi tanıyan yine bu toplumda yetişen Türk yazarlardır.

21) Ülkemizde kitap fiyatları sizce normal mi?

Aslında bazı kitaplar için pahalı denilebilir ancak çok fazla olduğu da söylenemez. Yine de yayınevleri kâr paylarını biraz düşürerek kitapların daha çok okunmasını sağlayabilir. Çünkü birçok kişi genelde kitapların pahalı olduğunu ve bu nedenle alamadıklarından dert yanmaktadırlar.

22) Kitabınızdaki kahramanları anlatırken kendi hayatınızdan veya çevrenizden etkilenip de yazdığınız oldu mu?

Romanın kahramanı zaten gerçek yaşamdan birisi. Diğer kahramanlar da yine öyle. Ancak öykülerimden bazıları kurgu olduğu için öykülerimdeki kahramanlara kendimden ve çevremden bir şeyler ekledim. Hatta bazı öykülerimde kendi hayatımı işlediğim için öyküdeki kahraman da benim.

23) Hayatınızda olmazsa olmaz dedikleriniz nelerdir?

Kısaca “aşk”, “dostluklar” ve “kitaplar” diyorum ben bu sorunun cevabına.

24) Yazılarınızda keşke şöyle yazsaydım veya yazmasaydım dediğiniz yerler oldu mu yayınlandıktan sonra?

Aslında yazılarımda pişman olduğum noktalar pek olmadı ancak romanımı yazarken bir tecavüz sahnesini yazmıştım. O sahneyi yazarken ilerde herhangi bir olumsuzluk yaşarım diye hiç düşünmemiştim doğrusu, ancak kitap yayımlandıktan sonra o sahnenin yer aldığı paragraftan dolayı sıkıntı çektim. O sahneden ötürü hakkımda soruşturma açıldı ve kitabımın müstehcen olduğu iddiasıyla yargılandım.

25) Kitabınızın dizi veya film olmasıyla ilgili bir düşünceniz var mı? Böyle bir teklif gelse değerlendirir misiniz?

Çıkmazdaki Kadın adlı romanım bir kadının gerçek yaşam öyküsünü anlatıyor. Bu romanımı okuyan arkadaşlar özellikle film yapılması konusunda çaba göstermemi istiyorlar. Bu isteğimi bir senarist-yönetmen arkadaşa ilettim. Bekleyip sonucu hep birlikte göreceğiz. Hayırlısı diyelim. Eğer başka yerlerden teklif gelirse tabi ki değerlendiririm. Çünkü romanımda vermek istediğimi filmle daha çok kişiye ulaştırabilirim. Kitap çok da yabancı olmadığımız bir konuyu ele alıyor. Kadına şiddetin ve kadın mücadelesinin özellikle işlendiği bir kitap.

26) Şiir kitaplarını takip eder misiniz? En sevdiğiniz şairler kimlerdir?

Şiiri severim. O nedenle her şairi okurum. Okudukça beni yenileyeceğini ve besleyeceğini  düşündüğüm için okurum. Çünkü her şair kendince değerlidir ve okunmaya değerdir. Daha önce de ifade ettiğim gibi en çok Ümit Yaşar OĞUZCAN ile Orhan Veli’den etkilenmişimdir. Bunun yanı sıra Cemal SÜREYA, Can YÜCEL, Ahmed ARİF, Nazım HİKMET gibi şairler de bana çok şey katmıştır.

27) Çıkmazdaki Kadın adlı romanınız  tamamen bir kurgudan ibaret mi yoksa herhangi bir yaşanmışlığı da bizlere sunuyor mu?

“Çıkmazdaki Kadın” tamamen gerçek bir yaşam öyküsünü anlatıyor. Bir kadının hayatını ele aldım. Yaklaşık bir buçuk sene romanın kahramanı olan kadınla yüz yüze görüşüp hayatını birinci ağızdan dinledim ve kaleme aldım. Gerçek bir yaşam olduğu için kitap kurgudan çok uzak. Ancak kadının hayatı gerçekten okuduğunuzda başlı başına bir kurgu gibi…

28) Kitabınızın kahramanlarından biraz bahseder misiniz? Roman kahramanları kimlerdir? En çok hangi kahramanı ya da kahramanları ön planda tuttunuz?

Romanımın baş kahramanı İkbal adında bir kadın. Daha sonra ilerde baş kahramanın eşi olacak Harun karakteri romanda yer alıyor. Bu iki kahramandan başka birçok kahraman da yer yer romana giriyor. Ancak en çok İkbal karakterini ön planda tuttum. Çünkü roman İkbal’in hayatını ele alıyordu. İkbal romanın başında genç bir kız ve bu romanda İkbal’in okul yıllarından gençlik ve yetişkinlik yıllarına dayanan bir hayat serüveni anlatılıyor. İkbal’in hayata ve kendisine yöneltilen şiddete karşı verdiği mücadele ele alınıyor. Harun, evli ve üç çocuk babasıyken bir başkasına(İkbal’e) aşık olan bir karakteri canlandıran bir baba ve bir koca aynı zamanda. İkbal ve Harun karşılaşmadan önce romanda ayrıca yer verilen Ahmet karakteri var mesela. Ahmet, İkbal’in hemşehrisi olan bir asker ve İkbal’e aşıktır. Ancak İkbal’in ailesinden kaynaklanan sebeplerden ötürü Ahmet ile İkbal’in aşkı yarım kalır. Romanın başlangıç bölümünde 1978’lerde Malatya’daki Hamido olaylarının yaşandığı siyasi olaylar da ayrıca anlatılıyor. Romanda yer yer karakterler belirmekte, olaylar birden fazla kahramanın çevresinde dönmektedir.

29) Kitabınızın hedef kitlesi kimlerdir? Daha çok kimler kitabınızı okuyor?

Kitabımın hedef kitlesi genellikle genç kesim, ancak her yaş grubundan da okurum var. Özellikle bayanlar kitaplarımı daha çok okuyor.

30) Çocukken ilerde ünlü bir yazar olmak istiyorum diye bir hayaliniz oldu mu hiç? Okul yıllarında mesela kendinizi bu anlamda hiç yetenekli görüyor muydunuz?

Çocukken öyle bir hayalim hiç olmadı ancak gençliğimin ilk yıllarında bu hayal oluşmaya başlamıştı bende. Okuldayken en güzel yazıyı ben yazardım. O yüzden sınıfın yazı yükünü hep bana yüklerlerdi. Kompozisyon yazılarım öğretmenim tarafından beğenilirdi. Ortaokul yıllarında orman ile ilgili bir şiir yazmıştım ve TRT Radyosundaki bir yarışmaya göndermiştim. Şiirim değerlendirmeye alınmış ve Radyoda okunmuştu. Bu beni çok sevindirmişti.

31) Yayım sürecinde ya da yayımlandıktan sonraki süreçte kitaplarınızla ilgili hayal kırıklığı yaşadığınız konular oldu mu hiç?

Aslında birçok hayal kırıklığı yaşadım. Özellikle Çıkmazdaki Kadın adlı romanım yayımlandıktan sonra çok sıkıntılar çektim. Çok tutulmasına rağmen en çok başımı ağrıtan da bu kitabım oldu. Bazı kişi ve çevrelerce kitabımın müstehcen olduğu iddiasıyla hakkımda karalama kampanyaları başlatıldı. Yapılan şikâyetler sonucunda Cumhuriyet Savcılığı, Başbakanlık ve Milli Eğitim Bakanlığınca hakkımda soruşturma başlatıldı. Cumhuriyet Savcılığı ve Başbakanlığın yürüttüğü soruşturmalar lehime sonuçlandı ve kitabımın müstehcen olduğu iddiası böylece çürütülmüş oldu. Ancak Milli Eğitim Bakanlığınca yürütülen soruşturma neticesinde tarafıma disiplin cezası verildi ve sürgün edildim. Çıkmazdaki Kadın romanımı suç unsuru olarak gören bir zihniyetle bir sene boyunca mücadele verdim. Sonunda mücadeleyi kazandım ancak çok yıpratıldım.

32) Kitaplarınızın kapak fotoğraflarını nasıl seçtiniz? Bu anlamda hiç kararsızlık yaşadınız mı? Fotoğraflar neyi anlatıyor bize? Biraz bahseder misiniz?

Kitaplarımın kapak fotoğraflarını genelde ben seçiyorum. İlk şiir kitabımın kapak fotoğrafını ressam olan kardeşim çizmişti. Üç kitabımın kapak fotoğrafları için kendi seçtiğim fotoğraflardan yine yararlandım. Sadece kapağın tasarım kısmıyla yayınevleri ilgilendi. İki kitabımın kapak fotoğraflarını da yayınevinin hazırladığı tasarımlardan seçtim. Çok kararsız kaldığım anlar oldu. Çünkü kitabın içeriğiyle uyumlu olması gerekiyor seçeceğiniz kapağın. Hem kitabın içeriğini hem de görsel olarak raftaki duruşunu göz önünde bulundurup seçim yapıyorsunuz. Çok titiz bir elemeden sonra son kapak fotoğrafında karar kılıyorsunuz.

Hazırlayan ve sunan : Gonca Çiftçioğulları

Abdülkadir Güler bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 27
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 3296
Kayıt tarihi
: 21.03.13
 
 

1968 Kayseri doğumluyum. İlk öğretimimi Kayseri de, ortaokul ve lise öğrenimimi Ankara'da tamamla..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster