Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Aralık '11

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
1756
 

Süleyman'ın Kölesi Hürrem, Hürrem'in Kölesi Süleyman

Süleyman'ın Kölesi Hürrem, Hürrem'in Kölesi Süleyman
 

Bilinen adıyla Hürrem Sultan, nam-ı diğer Roxalena

Yüzde yüz kanıtlanmış olmamakla birlikte tarihçilerin araştırmalarına göre bugünkü Ukrayna sınırları içerisinde kalan Rohatyn kentinde doğmuş, ortodox bir papazın kızıydı.

Yine bugünkü Ukrayna sınırları içerisinde yer alan Kırım bölgesi, o dönem Kırım Hanlığı adı altında Osmanlı'nın bir vassalı olarak Padişaha tabi olup, kendi sınırlarının ötesine akınlar yaparak elde ettiği ganimetler ve köle ticareti ile geçimini sağlıyordu. Korunma karşılığında Osmanlı devletine vergi ve gerektiğinde asker veriyordu.

Köle ticareti o dönemin dünyasında kabul gören bir uygulamaydı. Savaşın galipleri mağlupların mallarını yağma etmekle kalmaz, mağluplardan güçlü ve sağlıklı olan erkek, kadın ve gelecek vaadeden çocukları, kazandıkları zaferin ödülü ve katlandıkları zahmetin bedeli  olarak köle edinirler ve kendi hizmetlerine aldıklarından fazlasını köle pazarlarında satarlardı. Zorunlu askerliğin ve vatandaşlık hukukunun bilinmediği bir dönemde ordular paralı askerlerden ve bu şekilde ganimet arayışı içerisinde olan maceracılardan kurulurdu.

Roxalena işte bu alışverişin tezgahından geçen milyonlarca ticari metadan birisi idi.

Buraya kadar anlatılanlarda insanı ürperten bir soğukluk var.

Köle olarak alınıp satılan bu insanların her birinin kendine ait bir hikayesi, geride bıraktığı bir hayatı, koparıldığı sevdikleri, yıkılan hayalleri ve umutları vardı.

Pek çokları zaten çıkarıldıkları uzun ve zahmetli yolculuğun sonunu görecek kadar yaşamadı. Hayatta kalanlar ise büyük maddi ve manevi işkencelere maruz kaldılar. Herhalde en kötüsü içine düştükleri çaresizlik hissi olmalıydı.

Zayıf olanlar kaderini kabullenerek efendilerinin kendilerine sağlamasını umdukları şartları hak etmek için hayatlarını onların ayklarının altında ezilerek heba ettiler. Ama bazıları güçlüydü. Bazılarının bedeni köle edilebildi belki ama ruhları köleleştirilemedi. İkibin yıl sonra bu gün hala Romalı köle Spartaküs ve arkadaşlarının efsaneleşmiş direnişini filmlere, romanlara konu ediyoruz.

Spartaküs basitçe bir insanı değil, Spartaküs'ün bedeninde simgesini bulan direniş ruhunu ifade eder.

İşte bana göre Roxalena kendi zamanının, kendi şartlarının Spartaküs'üydü.

Bedeni Süleyman'a köle edildi ama asi ruhu ile Süleyman'ı kendisine köle etti.

Kendisine yaşatılan haksızlıkların, yitirdiği ailesinin, yıkılan hayallerinin, insanlarının çektiği benzer eziyetlerin ve kendi şahsında Osmanlı'ya esir düşmüş tüm kölelerin intikamını bir bir aldı.

Bir cihan padişahının aklını başından aldı.

Cihan Padişahı bir babayı evlat katili yaptı.

Koskoca bir imparatorluğu yetenekli bir şehzade yerine bir sarhoş'un ellerine teslim ederek çözülme sürecini başlattı.

Bunları yaparken bütün coğrafyayı titreten Osmanlı'yı kendi doğduğu topraklardan uzak tutarak, o dönemler küçük bir prenslik olan Rusya'nın gelişip güçlenmesini sağlamak suretiyle bugünkü Rusya'nın doğuşuna vesile olduğu bile söylenir. Bilinir ki o Rusya sonraki 350 yıl boyunca Osmanlı'nın başına bela olmuştur.

Söyleyin, bir kölenin intikamı daha başka nasıl alınır. Padişahı öldürüp kendini de öldürterek mi. Ayaklanıp yok edilerek mi, nasıl.

Roxalena köleliği reddeden bir köle, efendilerini köleleştiren bir efendi.

Ben Hürrem'i hiçbir zaman entikacı bir saray kadını olarak görmedim.

Ben Hürrem'i her zaman Osmanlı'nın Spartaküs'ü olarak gördüm, o yüzden hep saygı duydum.

Gereğinden fazla anlam yüklemiş olabilirim, belki de aslında anlatıldığı kadar basittir bilemem.

Ama ben böyle bakmayı tercih ediyorum. İlham veriyor.

Ahmet Elden bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ben günümüzde de hep şunu savunurum: Bir insan yaşamındaki bir alanda tutarlı, ahlaklı,dürüst olup; diğer alanda ahlaksız, çıkarcı,dengesiz davranmamalı (Örneğin; işinde çok iyi ve dürüst olup; aile yaşamında ahlaksız, berbat biri; toplumsal yaşamda öfkeli, kavgacı, hak yiyen olmamalı). Ama, genelde bunun tersini görüyoruz. Hele bir de güçlü devlet adamı, ünlü biriyse, bazı şeyleri yapmaya hakkı varmış; başkasına yakışmayan ona yakışırmış sayıyoruz... Saptamalarınız doğru; özellikle Hürrem'in bilinçaltıyla ilgili olanlar. Ama, halifelik ünvanı taşıyarak, güya her şeyi din adına yapan padişahın, Fatih zamanında çıkan kanuna uyup kardeş ve evlat katli yaptırması, insanlık ve islamiyete aykırı değil mi? Öte yandan, günah işlememek için nikah kıydırması da uçkuruna düşkünlüğünü, zaafını gösteren riyakarca bir davranış. Muhteşem Süleyman diye, hata yapmaya, günah işlemeye, zevkine tüm halkı ve saltanatı harcamaya hakkı var mı? O ve Hürrem sayesinde aslında Osmanlı'nın çöküşü başlamıştır.

Gülçin Erşen 
 17.01.2012 11:03
 

Hürrem, o koşullarda güzelliğini ve zekasını böylesine şeytani ve güdüleyici biçimde kullanamasaydı, Osmanlı Sarayı'nda o dönem için hayli radikal ve reform sayılabilecek şeyleri başaramazdı. Kadını ikinci sınıf insan sayıp, cariyeliği (erkeklere de el etek öpmeyi) reva gören gerici düzende, "Kadının kendini erkekle, üstelik Padişahla eşit görmesi, kabul ettirmesi" açısından takdir ederim Hürrem'i. Ama, İslamiyet öncesi Türk devlet ve toplum düzeninde zaten eşitlik vardı;kadın saygın bir konumdaydı. (Emevi Müslümanlığı öncesinde, gerçek İslamiyet'te de...) İktidar için kardeş ve evlat katli meşru sayılırken, özgür kadınla nikahsız ilişki günahtır diye Hürrem'le nikahlanmak ne yaman bir çelişki! Hangisi daha büyük günah; cinayet mi, zina mı? Yani, padişah da nefsinin kurbanı olmuştur biraz.

Gülçin Erşen 
 06.01.2012 13:47
Cevap :
Toplumsal yaşam ve siyaseti birbirinden ayırmak gerek sanırım. Hatta saray ile toplumun geri kalanını da ayırmak gerek. Güç mücadelesinin olduğu her yerde dram yaşanması çok mümkün. Mesela kardeş katli böyle bir mücadelenin sonucu, Halk içinde dahi mal mülk kavgası için birbirini öldüren kardeşlere dair haberler okumuyor muyuz. Aynı şekilde saray kadınlarının birbirini ekarte etme çabası da aynı zihniyetin ürünü. Hürrem'in davranışlarında ise buna ek olarak gençlikte yaşadığı acı tecrübelerin bilinçaltına işlediklerinin etkisini hissediyorum.   09.01.2012 10:54
 

Güzel ve anlamlı bir yazı. Sizi tebrik ederim. Ahmet Elden

Ahmet Elden 
 05.12.2011 21:20
Cevap :
Teşekkür ederim. İşin magazi boyutundan biraz uzaklaşalım istedim.  06.12.2011 14:47
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 16
Toplam yorum
: 47
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 898
Kayıt tarihi
: 20.12.08
 
 

İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunuyum. Finans ve vergi danışmanlığı alanında çalışıyo..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster