Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Ekim '09

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
588
 

Süleyman Kara'nın ardından

Söke' mizin Gönül Dostları’ meclisinden bir yaprak daha koptu. Süleyman Kara’nın ardından böyle bir yazıyı yazacağımı hiç düşünmemiştim. Zamanı geldi ve de Yahya Kemal Beyatlı’nın “Sesiz Gemisi”ne binerek aramızdan bir akşam vakti “elveda” diyerek ayrıldı gitti.13.Ekim 2009 günü ikindi namazından sonra Söke Hacılar Camii’nden büyük bir kalabalıkla cenaze namazını kıldık. Şöyle gelenlere bir baktım. Herkesimden, her görüşten insanlar vardı. İzmir’den, Aydın’dan, Adıyaman’dan, Ankara’dan dostları, arkadaşları ve yakınları vardı. Demek ki Süleyman Kara çok sevilen bir insandı. Dostları ve arkadaşları fazla idi. Geniş bir çevresi vardı. Sevenleri, arkadaşları böyle bir günde onu yalnız bırakmamışlardı. Hepsinin yüzünde bir hüzün vardı. Bu hüzünler arasında dostlarının omuzları üzerinde Kuşadası yolu Gıranta mezarlığında dualarla toprağa verildi. Ahmet Güç sav’a, Mustafa Özcan yüz’e, Ahmet Bayram’a komşu oldu. Süleyman Kara bu dünyadan veda ederken, demek ki halkın gönlünde bir iz bırakmıştı. Derler ki; bir insanın cenaze namazının kalabalık olması, onun iyiliğine delalettir. Süleyman Kara ağbimizin de Cenaze namazı gerçekten kalabalıktı. Cenazesine bir sürü çelenk ve çiçekte gönderenlerde vardı. Bazı dostları O’nu son yolculuğunda çiçeklerle uğurlamayı düşünmüşlerdi. Bu çiçekler de Süleyman kara’ya ve onun ailesine karşı verilen bir saygının ifadesi olmalı… Ben, Süleyman Kara ile Söke LİDER Motorlu Taşıt Sürücü Kursu’nu açtığı günlerde daha yakından tanımaya başladım. Süleyman Kara iyi bir dostu. Sözü doğru ve bir dik duruşu vardı. Ara sıra da bizim Söke Ekspres gazetesinde yazılar yazıyordu. Aslında o eski bir gazeteciydi.1955 yılında kendi memleketinde Demokrat Gazetesini çıkarmıştı. Yıllar önce Adıyaman’da yerel basında yazılar yazdığını ifade ediyordu. Bir ara Şiir ve yazılarının bir kısmını “TORUNLAR” adını taşıyan bir kitapta topladı. Cumhuriyet Matbaası: 2004, 128 sayfadan ibarettir. Bu kitapta Süleyman Kara, aile kökenini, hayatını, siyasi çalışmalarını, 27 Mayıs Askeri Darbesinden sonra Demokrat Partili olduğu için Sivas Ceza evine girdiğini, arkadaşlarını, anılarını ve özlemlerini, Demokrat Partili olduğu günleri ve özellikle torunlarını anlatıyor. Ayrıca uzun yıllar THAMES kamyonunda ( on yıl) şoförlük yaptığını bir anılar( hatıralar, öyküler) çerçevesinde yazıyor. Parasız kaldığı günleri de satır aralarında yazıyor Süleyman Kara’nın en çok sevdiği bir şiiri vardır. Kimi zaman birlikte olduğumuz toplantılarda hep bu şiiri içtenlikle okurdu. Yine gönlü rahat ve huşu içinde yatsın diyerek “<ı>ANALARIM “ adını taşıyan şiirinden bir iki dörtlüğü sizlerle paylaşmak istiyorum: Akşamdan küle gömdükleri ateşleri sönenlerim / Sabahın köründe komşulardan ateş isteyenlerim / Ekmek pişirirken kara duman altında kalanlarım / Bazlamalar gecikince beylerinden azar işitenlerim / Nasırlı elleri, güneş yanığı yüzleri, çatlamış dudakları / Yuvanın melekleri, uykusuz gecelerin güvercinleri / Ailenin temel taşları, gözlerimin nuru, başımızın taçları / Yorgun yılların cefakâr, vefakâr anaların anaları / Hiç rahat yüzü görmeden dünyadan göçenlerim / Bizleri biz yapan ayaklarının altı öpülenlerim / Sizlere yeterince hizmet edemedim, ben ona yanarım / Mekânınız cenneti ala olsun saygıdeğer analarım / ( S.Kara- Torunlar Sayfa: 64). Süleyman Kara torunlarından en çok Yağızcan’ı çok severdi. Onu şiir yazmaya teşvik ediyordu. Şimdi Yağızcan’ın da dedesini unutmamasını diliyoruz. Ayrıca Süleyman Kara, Malatya’da öğrenci olduğu günlerde ünlü “Bayrak” şairimiz Arif Nihat Asya ‘nın öğrencisi olduğunu hep gururla yâd eder, onunla ilgili anılarını anlatırdı.Zaman zaman katıldığımız şiir etkinlerinde bayrak şiirini zevkle okurdu.. Şimdi O’da Arif Nihat ASYA’ya kavuştu. Süleyman Kara’nın yakın arkadaşlarından, asker şairlerimizden emekli İzmir’den Albay Turan KEKEVİ Süleyman Kara için yazdığı bir yazısında: “ Yarım asırlık aziz dostum, kıymetli arkadaşım ve vefakâr kardeşim Süleyman Kara.1942 yılının ilk yarısında Malatya Lisesi orta kısmındaki tanışmamız bilahare aramıza katılan bazı kafadarlarla adeta bir ha babam gurubu oluşturmuştuk. Gözü gibi gönlü de tok olan fedakâr, “GARA SÜLO’nun sıkıştığımız her zaman ve her mekânda hiç bir karşılık beklemeden, bir Çocuk Esirgeme Kurumu yahut bir Darülaceze şefkatiyle imdadımıza yetişmesiydi. Siz onun soyadının “KARA” olduğuna bakmayın, rakik bir kalbi Adıyaman ufuklarında ki bulutlar kadar ak ve Söke Ovası’ndaki Pamuklar kadar beyazdır” der. Bunu değerli arkadaşı Turan KEKEVİ yazıyor. ( TORUNLAR adlı kitabından, s. 9 da). Süleyman Kara, 1930 doğumlu Adıyamanlı idi. Tüm varlığıyla Anadolu’yu kucaklayan bir alperendi. Mert ve eli açık bir dost canlısı idi. Birleştirici ve yapıcıydı Bölücü ve yıkıcı fikirlerden uzaktı. Ayrılıklara asla taviz vermezdi. Bütün Türkiye’yi kucaklayan bir ruha sahipti.Bir gönül adamı idi. Seksene merdiven dayarken aramızdan ayrıldı…. Hani derler ya “At ölür, meydan kalır, yiğit ölür şan kalır” diye. Süleyman Kara’da Söke’de iz bırakanlar ardasına girmiş oldu. Evet, bilinen bir söz daha vardır: Sultan Süleyman’a kalmayan dünya O’na kalmadı. Hiç kimse öğünmesin, bu dünyada hepimiz gidiciğiz. Süleyman Kara, hepimizden daha önce, ak topuklu bir küheylana binerek Yaradan’a kavuşmak üzere bizlerden ayrılıp gitti. Yolu aydınlık ve mekânı cennet olsun. Başta Süleyman Kara ailesi, evlatları, torunları ve çocukları olmak üzere, dost ve yakınlarına, sevenlerine başsağlığı ve sevgili Süleyman KARA’ ya Allah’tan rahmet ve mağfiret diliyorum. Sözümü Süleyman Kara’nın “TORUNLAR” adını taşıyan kitabından bir FIKRA ile bağlamak istiyorum: BELEDİYE MEZARLIĞI <ı>Adamın biri : “Alo, Ahmet Beyle görüşmek istiyorum, orada mı efendim ?” <ı>—Hayır, efendim, yoklar, gelmediler, <ı>—Ne zaman gelirler acaba? <ı>—Hiç belli olmaz efendim, Belki birazdan, belki yarın <ı>Veya birkaç ay sonra, muhakkak gelir. <ı>—Geldiğinde ne kadar kalır? <ı>—Kıyamete kadar kalır burada, bir yere gidemez. <ı>—Adam şaşırarak tekrar sorar: <ı>—Affedersin, orası neresi? <ı>Belediye mezarlığı , efendim….

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Harika bir yazıydı hocam ya hele şu paragraf beni düşündürdü gitti sevgilerle

Şennur Köseli 
 18.10.2009 21:40
Cevap :
Evet Sennur Hanım, Süleyman KARA Adıyaman'dan gelip Söke'ye yerleşmişti.Seksene merdiven dayamıştı. Konuşmasıyla, ikramıyla ve cömertliğiyle bir gönül adamı ve bir İstanbul efendisiydi.Bir daha dönmemek üzere SÖKE'YE elveda etti.O'na bütün dünyayı bağışlasanız bir daha buralara geri dönmez. O artık aradığını buldu. Yaradana kavuştu.Teşekkürler SLM.lar.  19.10.2009 5:13
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 2210
Toplam yorum
: 4821
Toplam mesaj
: 223
Ort. okunma sayısı
: 817
Kayıt tarihi
: 27.06.09
 
 

1946 Mardin ili, Kızıltepe ilçesi'nin Esenli köyünde doğmuştur. İlk ve ortaokulu Kızıltepe'de bit..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster