Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Şubat '12

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
110
 

Sulocan ne düşünüyor?

Sulocan ne düşünüyor?
 

Yazılan ve söylenen herşey tekrar işlenirken, gurur ve kibir sadece cepten ve nefisten değil zihinden de girer


Hakan Ünsal:  "O dönem insanların manipüle edildiği ve korkutulduğu bir dönemdi." 

Odasında 'takke ve seccade bulunması' ile 'altyapıdaki oyuncuları dinî yönden örgütledikleri' gerekçesiyle baskı altında tutulduklarını bildirdirmiş.

O dönemde, camiye giden ve evinde namaz kılan kimler manipüle edilmiş ve korkutulmustur?!!

Başka hangi takımların oyuncuları ibadetlerini yapamamıştır?!

Hakan Ünsal o dönem Adelete güvenmiyor mu ki şikayet etmemiş?!

Bunu bugünlerde ne amaç ile açıklamış?!

Hakan Şükür ne düsünüyor bu konuda?!

Acaba, Nurcular bazı futbolculara sızılması için görev mi vermiş ?!!

Birde Gs tarihinde olmuş gerçek bir baskı olayı var: Galatasaray Spor Kulübü'nün ilk renkleri kırmızı-beyazdır. Türk bayrağının renklerinden esinlenerek seçilen bu renkler, dönemin yönetimi tarafindan kuşkuyla karşılanmış ve futbolcular sıkı bir takibe alınmışlardır. Bu nedenle, sarı-siyah renkler gündeme gelmis ama bunlar da kalıcı olmamış ve Galatasaray bugünkü renklerine kavuşmuştur.

***
Kürsad Tüzmen: "Bu yüzden gündemi daha fazla işgal etmenin bir anlamı yok. Şu an konu, çözümsüzlük noktasinda. Bu açıdan katkı saglayabilecegime inanmıyorum. Türk futbolunun ileriye gitmesi için radikal kararların alınması gerekir. Baska çare yok. Önümüzdeki dönemde radikal ve dogru kararların hızla alınmasi gerekir. Aksi taktirde Türk futbolunu ve sporunu sıkıntılar bekler. Bizim talebimiz de bu yöndeydi."

İşgal etmiyelim derken gündem belirlemek ne kadar iyi niyetli bir açıklamadır?

Ayrıca ufukta çözümsüzlük var demek, ne kadar çözüm üreticiliğidir?!

Radikal kararlar derken neler kast ediliyor?!

Puan silme ve küme düsme çözümse neden mahkeme sonu beklenmiyor?!

Baska çare yok demekle ne kadar aydınca bir çözüm üretmiş oluyor sayın Kürsad Tüzmen?!!

Aksi takdirde diyerek neredeyse santaj noktasına gelmiş olmuyor mu sayın eski Bakan?!

“Bizim talebimiz” derken bizle kimi kast ediyor sayın Tüzmen ?!

***

İstanbul Kürt Enstitüsü Baskanı Zana Farqînî: ‘ileri demokrasiden, evrensel   normlardan’ bahseden AKP döneminde de Kürtçe bir statü kazanamamıştır.
Kürtçe alfabe yasak, mahkemelerde ana dilinde ne sözlü ne de yazılı savunma   hakkı kabul ediliyor. Cezaevlerine Kürtçe mektup alınmıyor. Kürtçe kamusal alanın dışına itilmiştir.

AKP yetkilileri ne kadar ret, inkar ve asimilasyon politikasına son verdiklerini söyleseler de, Kürtler ve dilleri söz konusu olduğunda değişen bir şeyin olmadığını görmek için uygulamalara bakmak yeterli”

Öncelikle anadilin doğustan bir hak olduğunu belirteyim.

Enstitü kurmak ve fikir beyan etmek hakkını sayın Farqini kullanarak var olduğunu göstermiş.          Hiç bir T.C Hükümeti, Kürt analarının çocuklarıyla olan anadilde ki konuşmalarının başına asker dikmedi.  T.C hükümetlerinde, seçilmişlerin vizyonu ve denetiminde, bazı atanmışlar yanlışlar yapmışlardır. “Dersim” gibi maziyi tazelemek, çözümden yana olanlarin değil, çözümsüzlükten yana olanların fikridir.

Yeni bir devletin temelleri atılırken, harf devrimi yapılıyor ve okuma yazma oranın çok düşük olduğu Anadolu da, Türkiye cumhuriyeti o kadar farkli etniklere hizmet götürmek için Türkçeye önem veriyor. Askeri darbelerle katı milliyetciler var oluyor ve onların atanmışları ülkeyi bu duruma getiren temelleri atiyorlar. Yanlışların yanında iyiliklerinde hatırlanılmasında fayda var.  Asker, polis, öğretmen, doktor, teknisyen ve nice Türk Cumhuriyeti Vatandasları; emeklerini, ömürlerini ve canlarını kardeşlik duygularıyla vermişlerdir. Ana dili Kürtce  olan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarımızın demokratik ve medeni olan haklarını anlamalıyız ve bu hakkı vermeyide bir hak olarak görmemeliyiz.

Anadil hakkı nedir?

Insanlar anadillerinde ailelerini yetistirebilirler. Eğitim sistemlerini kurabilirler.  Kamu da ortak dil Türkçe olmak kosuluyla ortamına göre anadildeişlem yapılabilir. Örneğin nüfüsun yeterli olduğu yerleşim birimlerinde iki dilde eğitim verilebilir. Merkezi yönetim, bölge yönetimlerine bu alanda araştırma ve refarandum hakkı verebilir. Doğu ya giden bir görevlinin Kürtçe bilmesi şart değilken, batıya giden bir görevli sadece Kürtçe bilerek verimli olamaz.

Öncelikle Kürtce bilen veya sadece Türkce bilenler, kadın hakları ve bireysellik hakların da ki eksikliği kapatmalıdırlar. Ötekileşmede saldırgan demokrat degil uzlaşıcı ve seven bir demokrat yöneticiler olmalıyız. Doğu' nun anadil haklarından önce, zor olan cografyasında ki yerleşim kalitesi, desteklenmeyen hayvan çiftcisi, işçinin üretimde sömürülmesi ve hali hazırdaki Türkçe eğitimlerinin yetersiz oluşu öncelikli olmalıdır.

Aksisinde bozuk olan yapının dili değişsede halk için bir yarar getirmez. Pratik çözümler üretmeliyiz. Kürtceye önem verilirse, dil bilenler cezaevinde terör suçundan yatanların mektuplarını, mahkeme de dil bilmeyen yaşlılarin savunmalarını veya şahitlikliklerini tercüme edebilsinler. Bu belli oranda bugün gerçekleşmekte zaten. 

Insanlarımız dil ve inançlarda ötekileşmeden,özgürce ve beraberce yaşayabilir.
Demokrasiden önce hosgörü ve duru mantık şart.
 
      ***

Kadınlara özel 'PEMBEBÜS : '"Her üç-dört araçtan sonra 1 adet pembe renkli metrobüs sefere çıkacak. Bu durumda isteyen kadın yolcular normal seferdeki araçlarla, isteyen ise pembe renkli metrobüsü tercih ederek seyahat edebileceklerdir.”

Saadet partisinin bu isteği, Laik bir demokrasi de; Ahlaksızlardan ve Ahlaksızlıktan kurtulmanın yolu olamaz.

İki köpeği ayırt etmektense ikisini eğitmelidir diyor sayın Millan Ceasar.

Mehdilik için oy hakkım olsa sayın Millan Ceasara verirdim.

Millan Ceasar bu olayı şöyle çözer:

Otobüs kaç koltukludur?

Ayakta duran yolcular hesabı yapılırken her ayakta olana 1 metrekare alan tanınmalıdır. Bu sayılardan fazla yolcu almamalıdır şöför. Çocuklu, hamile ve engelli vatandaşlara  arkalarda ayrı bir alan verilmeli. Bazı seferlerde hem görevli hemde güvenlikçi olan ikinci bir elaman bu arka kompartmana verilebilir.

Saadet partisinin isteği olmaz ama oldu diyelim. Kadınlara karşı oluşacak kızgınlık ve şiddeti unutmamak lazım. İlk otobüste yer bulamayan erkekler pembebüs boşsa kızacak. Hem pembüslerin zamanla mini etekli kızları dışlamıyacığı ne malum ?!

Ortak yaşamak saklanarak veya saklıyarak olmaz. Türklüğün temel değerlerini
unutmamak gerek.

Özde ve sözde, tozda ve közde İnandığımız birdir.

İster Allah deyin ister Tengri ikisede birdir, birdedir

      ***

Türkiye gelen Patriğin açıklamarında üzüldüğüm nokta; Yeni bir dönemi, eskisini karalayarak karşıladığıdır. Kürtçe dil olayında olduğu gibi bu konuda da çözümler üretilmelidir.

Öncelikle şu gerçek kabul edilmelidir; T.C tarihinde, Camiler ve Kiliseler hepibadete açık olmuştur. Bunun aksisini inkar etmek art niyetliliktir.

Laik bir devlette, ibadet yerlerinin masrafları ya inananlardan alınılır ya vergilere yansıtılır. Din hanesi nüfus kimliklerinden  kalkacağı için bunu vergiye yansıtmak eşitlik ilkesine uymaz. Bu eşitlik ilkesi çoğunluğun sayısı ile belirlenemez. İsteklerin eşitliği önemlidir. Yani Patrik Camiye verilen bedava elektirik ve suyu, Kilise içinde isteyebilir. Bununda şu an uygulamada var olup olmadığını bilmiyorum. Ya herkese ya hiçkimseye diyerek Alman sistemide düşünülebilir. O zaman İnananlar kendi ibadet yerlerinin masraflarını aidatödeyerek ortak olabilir.

Eğitim konusuna gelince Medeni Eğitim çizgileri içinde Müslümanlar ve diğer
Dinler kendi okullarını açabilirler. Alevilerde buna dahildir.
 

Nasıl mı olacak ?

Her okul bilinen ilim dallarını ve bilgilerini vermekle mesuldur.

Bir İslam okulunda biyoloji dersinde teoriler objektif verilmelidir.

Örneğin “Evrim” teorisi biyolojide anlatılırken; Adem ve Havva din derslerinde verilir. Böylelikle yetisen nesiller manipüle edilmeden, istedikleri her eğitimi  özgürce alarak, bilinçlenmelerinin objektif olması sağlanılır. Laiklik bunların olması için vardır.

Farzedin bir Hiristiyan çocuğu İslam okulunda medeni eğitimi alabilsin.

Ekstradan İslamiyeti ve Müslümanlığı öğrenmek onu seçimidir. Aynı şekilde bir Hiristiyan okuluna giren Müslüman talebe, fen ve  Sosyal derslerinin yanında İncil ve Hiristiyanlığı  öğrenmesi yine kendi seçimiyle olmalı.

Normal eğitimle  olan tek farkları din okullarının, o dinin tarihini ve kültürünü inançları doğrultusunda öğretebilmeleridir.

İmam ve Papaz eğitimi meslek eğitimi olarak verilebilr.

Burda olmazsa olmaz olan Devletin verdiği medeni Eğitime olan gözetim,
bu okullar içinde olmaldır.

BÖLÜCÜLÜK VE İRTİCA hak adı altında yapılmasın diye medeni denetim şarttır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 82
Toplam yorum
: 177
Toplam mesaj
: 23
Ort. okunma sayısı
: 409
Kayıt tarihi
: 11.08.09
 
 

İlgi alanlarım muzik. İlk kez Milliyet Blog'da yazı yazmayı deniyorum, daha doğrusu düşüncelerimi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster