Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Şubat '14

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
380
 

Sultan Abdülhamit tanımadığı birinin doğumunu sabaha kadar neden beklemiş ?

Sultan Abdülhamit tanımadığı birinin doğumunu sabaha kadar neden beklemiş ?
 

SULTAN ABDÜLHAMİT


İnanın ben duygulandım.

Bende bir çeşit Abdülhamit Han hayranlığı var bu belli.

Abdülhamit Han’la ilgili bir yazı dizisi hazırlamıştım. O zamana kadar bildiğim! Yeni bildiklerimin yanında silindi gitti. Ondan sonra kim tutar beni?

Araştırmalarım arttı, tanıdık bildik herkesten Abdülhamit Han hakkında ne kadar bilgileri varsa toparladım. Kitapçılarda Sultan Abdülhamit’e kitapları aldım. İnternetten sayfalar dolusu yazıları sular seller gibi okudum.

Tarih hocaları olan arkadaşlarımla derhal telefon ve mail ortamında buluştum.

Tabi bu söylediklerim hemen bir iki günde filan olan işler değil, bayağı bir zaman gerekti…

Öğrendiklerim hoşuma gitti. Bazıları farklı dedim.

Gerçekten farklı.

Bazıları anlatıldığı gibi değil, ne yapayım öyle değil.

Araştırmalar sırasında ne güzel hatıralar, anlatılar elde ediliyor.

Belki okurlar biliyorlardır. Ben bilmiyordum. Bir yerde okudum ve sizlere aynen aktarıyorum.

Abdülhamid Han'ın uzun yıllar mâbeyn kâtipliğini yapmış Tahsin Paşa, hâtıralarında anlatıyor:

Bir akşamdı. Mabeynde nöbetçi olarak ben kalmıştım. Gelen mektup, telgraf, rapor ve tezkerelerin listesini tertipleyip huzura çıkmak üzereyken bir telgraf geldi. İstanbul'da Laleli postanesi memurlarından birinin Yıldız'a çektiği bu telgrafta, karısının o gece doğum yapacağı, doğumun çok zor olacağına dair doktorlar tarafından dikkat işareti verildiği, elinde hiçbir vasıta bulunmadığı ve Merhamet-i Şâhâneye sığındığını bildiriyordu. Bu telgrafa kıymet vermedim ve onu listeye almadım. Huzurda Padişah, âdeti icabı her şeyi ayrı ayrı gözden geçirdikten sonra ilâve etti:

Başka bir şey var mı? Telgrafı söyledim ve arza değmeyeceğini düşünerek listeye almadığımı arzettim. Emir verdi:

Hemen getiriniz. Getirdim...

Dikkatle okudu ve derhal mütehassıs bir tabip ve bir yaverle doğru Laleli'ye giderek doğumu kontrol altına almalarını, benim de kendilerine refakat etmemi ferman etti.

Gittik ve işimizi bitirip sabaha karşı döndük.

Bir de ne görelim?!

Hünkâr, bahçe üzerindeki odasında, ışıkları açık, cama vurarak bizi çağırmıyor mu?

Sabaha kadar uyumayıp bizi beklediğini anladık. Neticeyi sordu. Doğumun zor olduğunu, fakat müdahaleyle kadının kurtulduğunu, çocuğa 'Abdülhamid' isminin verildiğini, 'ihsan-ı Şahane'nin de aile reisine teslim edildiğini ve adamın ağlayarak ömür ve devletlerine dua ettiğini anlattım. Bizi ayakta dinledi, sadece rahatladığını gösteren bir 'oh' çekti ve sabah namazına durdu.

Nurlar içinde yatsın babamı hatırlattı bu yazı bana.

Bizler okuldan gelmeden ya da dışarıda olduğumuz zamanlarda öylece beklerdi.

Bu bazen pencere önü olurdu bazen kapı! Ekseriyetle de dolmuş durağı. Ne kadar evhamlıydı? Biz eve gelmeden uyumazdı.

Hani pencere önünde evlatlarını bekleyen anneler gibi.

Allah rahmet eylesin Sultan Abdülhamit Han’ın duyarlığı, haber gelinceye kadar uyumaması çok hoşuma gitti.

Hassas bir yüreğin, şefkatli bir kalbin kimde olduğunu kim bilebilir ki.

Bazen oldukça sert birinin nasıl yufka bir yüreği olduğunu anlamak! Şaşırtıcı geliyor insana.

Nazan Şara Şatana

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1731
Toplam yorum
: 112
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 4580
Kayıt tarihi
: 09.12.10
 
 

Turizmci; Genel müdür Yazar ; Romanlar, senaryolar müzikkaller... Sinema filmleri, TV filmleri.....

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster