Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Efsane FB 1907 Baterist Metin

http://blog.milliyet.com.tr/efsanefb1907

31 Ekim '08

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
1878
 

Sultan Hazineleri

Sultan Hazineleri
 


İlk keşfedilen madenlerden biri olan altın, her daim güç ve iktidarın simgesi olmuştur. Orta Asya'dan başlayarak Selçuklu, Memlük ve Osmanlı geleneklerinden günümüze ulaşan bu altın tutkusunun izlerini birçok müzede görmek mümkündür... Osmanlı İmparatorluğu döneminin en görkemli eserleri ise, bilindiği üzere, Topkapı Sarayı Müzesi Hazine Dairesi'nde korunmaktadır.


Temel malzemesini altının oluşturduğu ya da tamamen altından yapılmış bu eserlerin arasında, başta Bayram Tahtı olmak üzere beşik, şamdan, leğen, matara, ibrik, kandil askısı, tatlı takımları, yazı çekmecesi, fincan zarfları, su tası, gülabdan-buhurdan, nargile, mum makasları gibi pek çok eşya vardır...


Gerek günlük yaşamda, gerekse bayram, mevlit, düğün, doğum, sünnet gibi merasimlerde kullanılan bu eserlere ayna, yelpaze, mühür kesesi, tütün, enfiye, koku ve panzehir kutuları gibi örnekleri de ilâve edebiliriz...


Osmanlı ihtişamı denince ilk akla gelen, imparatorluğun gücünü yansıtan mücevherler de Hazine'nin paha biçilmezleri arasındadır...


Bütün bu altın eserlerin birçoğunun üzeri mineli ya da elmas, zümrüt, yakut, inci, firuze, yeşim ve necef gibi değerli taşlarla bezenmiştir.


Osmanlılar'ın altın eşya kullandıklarına ilişkin en eski bilgilerden birine, yine Osmanlı tarihinin en eski kaynaklarından Aşıkpaşazade Tarihi (Tevarih-i al-i Osman) isimli ünlü eserde rastlıyoruz. Bu kayıtta Sultan I. Murad'ın oğlu Yıldırım Bayezid'in düğününde, Akıncı Beyi Evrenos Gazi'nin sunduğu hediyeler arasında, altınla doldurulmuş onar adet altın ve gümüş tepsi, altın leğen-ibrik, altın ve gümüş kadehler olduğu belirtiliyor. Bu bilgi bizlere en azından önemli törenlerde altınla doldurulmuş altın ve gümüş kaplar sunmanın, Türkler'de hayli eski bir gelenek olduğunu gösteriyor.


Bilhassa 15'inci Yüzyıl'da Balkanların fethinden sonra ele geçirilen zengin altın ve gümüş madenleri, kuyum işleri için önemli bir kaynak oluşturmuş, imparatorluk içerisinde İstanbul, Trabzon, Diyarbakır, Prizren, Erzurum ve daha pek çok şehirde kuyumculuk bir hayli gelişmişti...


Osmanlı Sarayı'nda mücevher ve değerli eşya kullanımı, Fatih Sultan Mehmed'in İstanbul'u fethinin ardından daha da artmıştı. Fatih Sultan Mehmed'in baş tüccarlarından biri olan Jacopo de Promontario, sultanın kilercibaşısının sorumluluğunda çok sayıda altın ve gümüş leğen, tas, maşrapa ve şamdanlar bulunduğunu kaydeder.


Sultan II. Bayezid zamanında artmaya devam eden lüks eşya kullanımı, bilhassa Yavuz Sultan Selim'in İran ve Mısır seferlerinden sonra çok daha büyük boyutlara ulaşır. Özellikle 16'ncı Yüzyıl'ın ikinci yarısından itibaren görebildiğimiz altın eşya ile ilgili kayıtlarda şu örneklere rastlıyoruz...


Kanuni Sultan Süleyman'ın, Şah Tahmasp'a armağan ettiği altından yapılmış tepsi, sürahi ve kemerler; Sultan I. Ahmed'in birçoğu altın kapaklı, bazısı ise tümüyle altın olan sofra takımları; 1699 yılında Karlofça Antlaşması'nın imzalanması dolayısıyla Sultan II. Mustafa tarafından Poznan voyvodasına hediye edilen mücevherli altın tepsi ve yanında yeşim bir fincan...


17'nci Yüzyıl'da Ortadoğu'ya yaptığı seyahâtlerde Anadolu'nun çeşitli köşelerine de uğrayan Fransız gezgin Jean-Baptiste Tavernier de, "Topkapı Sarayı'nda Yaşam" isimli eserinde, sultanların altın sofra takımlarının ve şamdanların çok ağır olduğundan, taşımak için iki kişi gerektiğinden söz eder.


Bu kadar zenginlik, şüphesiz hem imparatorluğun sınırsız kaynakları, hem de sultan ve saray çevresinin sanat ve sanatçıya verdikleri destekle meydana gelmişti. Kuyumculuk çok değer verilen bir sanat dalıydı... Öyle ki, Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman, şehzadelikleri döneminde kuyumculuk öğrenmişlerdi.


Saraydaki atölyelerde ve serbest çalışan ustalar içerisinde kuyumcu, kakmacı, altın ezen, iplik üreten, altın iplikle kumaş dokuyan, işleme yapan pek çok sanatkâr vardı. Bu atölyelerde kullanılan malzemenin denetimi Hazinedarbaşı'nın sorumluluğu altındaydı.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

El işçiliği eşyaya değer katıyor ama, artık makineler çalışıyor :( Sevgiler.

Baterist Kızı Melisa 
 31.10.2008 18:12
Cevap :
Makineleşme neleri öldürmedi ki :-( Sevgiler...  01.11.2008 16:22
 

olanı da koruyamıyoruz ki, Saraylarda çürüttüler yıllardır o güzelim eserleri, sevgiler

Dilek Fuçucı 
 31.10.2008 13:49
Cevap :
Haklısın bacım, böyle nadide şeylerin kıymetini bilmek lazım... Yok koruyamayacaksan kıymet bilene teslim et yahu... Ver Dilek bacıma bir bayram tahtı, koysun salonun köşesine, her gün tozunu alsın şööle elmasları, zümrütleri ovalaya ovalayaa :-))) Teşekkürler bacı, sevgiler...  31.10.2008 17:54
 

Bu güzelim el sanatları artık yok olmakta...üzgünüm :( Selam ve sevgilerimle...

Mesut Selek 
 31.10.2008 0:24
Cevap :
Ustalık öldü hocam, ruhu şadolsun... Üzüntüne katılıyorum... Teşekkürler, sevgiler...  31.10.2008 0:43
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 1907
Toplam yorum
: 4304
Toplam mesaj
: 437
Ort. okunma sayısı
: 3629
Kayıt tarihi
: 28.07.07
 
 

03 Şubat 1967 İstanbul doğumlu, romantik bir müzisyenim işte... Müzik, bateri, spor, Fenerbahçe, ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster