Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Mayıs '13

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
819
 

Sultan Vahdettin, ‘Hükümete güçlük çıkartan sadece Mustafa Kemal Paşa’ydı’

Sultan Vahdettin, ‘Hükümete güçlük çıkartan sadece Mustafa Kemal Paşa’ydı’
 

Mustafa Kemal Paşa’nın Sultan Vahdettin ile görüştüğü sıradaki İstanbul’un işgali çizimi


İstanbul 1919 Mayıs ortası

Sultan VAHDETTİN:

Durumumuz işte bu haldeydi: Bir tarafta, Anadolu'da bütün vatanseverlerin hürmet beslediği, meşru savunma hakkını kullanan bir güç vardı; öbür tarafta kendi isteğimiz ve kendi ellerimizle kurduğumuz bu gücün başına göreviyle geçmiş, Mustafa Kemal Paşa.

Erzurum'a ya da İzmir'e karşı askeri bir harekâta geçmeyi düşünen tek bir kişi bile yoktu. İstanbul Hükümeti'ne güçlük çıkartan sadece Mustafa Kemal Paşa'ydı.

Mustafa Kemal Paşa'nın kafasının içinde ne fikirler olduğunu anlayabilmek imkânsızdı ve bütün her şey büyük bir belirsizlik içindeydi.

Durum bizim için her geçen gün daha da ciddi bir hal alırken, müttefikler ve özellikle Lloyd Georges'la Clemenceau mağlupları ağır bir şekilde cezalandırmayı düşünüyorlardı.

Her ikisi de savaşın galibi ama ateşkesin mağlubu olan bu devlet adamlarının isteği, Sevr Antlaşması'nı kabul ettirmekti. O Sevr Antlaşması ki, elime ilk aldığımda keskin bir acı ve korkulu bir ürperti hissettim.

Sevr Antlaşması bana göre ne bir antlaşmaydı ne de bir pakttı; kötülüğün baştan aşağı ta kendisiydi.

Sevr Antlaşması'nı kabul etmememi söylemek için delege gönderen Hindistan Hilafet Komitesi'ne de bildirdim. Hadiselerin gelişmesini beklemeyi tercih etmiştim. Eğer işler kötü gider ve oyalamakta başarılı olamazsam, antlaşmayı imzalamaktansa tahttan feragat etmeye kararlıydım.

Zavallı Ferit Paşa, dünyaya İngilizlerin gözlüğüyle bakıyordu. Allah taksiratını affetsin.

İngiliz Kralına bir mektup yollayarak adil ve eşit bir barış teklifinde bulundum. Kral, bu konuyla Lloyd Georges'un resmen ilgileneceği cevabını gönderdi. (Murat Bardakçı: Şahbaba Osmanoğullarının Son Hükümdarı VI. Mehmet Vahideddin`in Hayatı, Hatıraları ve Özel Mektupları)

Mustafa KEMAL: 

Vahdettin kabinelerinde benim için iki zıt görüş vardı: Biri beni kazanmaya çalışanlar, diğeri hiçbir biçimde itimat edilmemek gerektiğini öne sürenler! Aylarca tartışmalardan sonra hangi görüş hak kazanmış, bilir misiniz? Mustafa Kemal'e güvenilemez! Mustafa Kemal İstanbul'da bir takım olumsuz terkinler, belki hazırlıklar yapıyor. Bu adamı İstanbul'dan uzaklaştırmak gerekir. Mustafa Kemal'i Anadolu dağlarına atmalı ve orada çürütmeli! Sonunda bu karar üzerinde anlaşmışlar. Bunu işiten yakın arkadaşlarım beni kutladılar.

Beni İstanbul'dan çıkarmakla ağır bir yükten kurtulacaklarını sananlar, uygun bir neden aramakla meşgul idiler. Sonunda bu neden, işgal kuvvetleri subaylarının raporları ile dolu bir dosya olarak ellerine geldi.

Claude FARRERE (Fransız denizci ve yazar. Türklerin Manevi Gücü 1918):

Büyük Türklerin karşısında titremiş olan Avrupa ise, On sekizinci yüzyılla birlikte öcünü almaya başladı ve Türkleri her fırsatta küçük düşürmekten geri durmadı. Küçük düşmek sivri bir bıçaktır ki, ulusların içine kadar işler. Türkler, zamanla Avrupalıların haksızlıklarına kızmaya başladılar. Ve sonunda, artık dünyanın en güçlü hükümdarı olamayan padişahlarından nefret ettiler.

General Charles SHERILL (ABD Büyükelçisi 1932-1933):

Mustafa Kemal'i ne yapalım? Bitmez bir üzüntü kaynağı olan bu sorun, İstanbul'da saray adamlarının karşısına yine dikilmişti. Bu aşırı ateşli vatanperverlik, aşırı Türklük kudretini bitirip tüketmek üzere, başka bir yere, siyasi etki merkezinden uzaklara göndermek lazımdı... Siyasi etki merkezi İstanbul'dan uzak olsun da neresi olursa olsundu...

Bu kez acaba nereye gönderilmeli? Onu, niçin memleketin doğu bölgelerine göndermemeli? Orada dağlık illerde kendi kendine didinip dursun... Bu uzak köşelerde, Türk askeri birliklerinden arta kalmış sefil ve perişan döküntüleri yeniden düzenlemek ve güçlendirmek için bütün enerjisini ve kudretini dilediği gibi harcasın... Yeter ki, güven verecek kadar uzakta olsun... Enver, böyle bir görevin ne kadar ümitsiz olduğunu herkesten çok bilirdi .

İstanbul 1919 Mayıs

İsmet İNÖNÜ (Televizyona Anlattıkları, Nazmi Kal) :

Atatürk İstanbul'da iken, daima temas ederdik. Sürekli olarak ülkenin içinde bulunduğu durumu, olabilecekleri, bunların hepsini değerlendiriyorduk. Ülke düşünülemeyecek kadar bir karışıklık ve ilgisizlik içinde idi. Bununla beraber herkes diplomat ve herkes çare bulur bir ukala durumundaydı.. Düşmandan kurtuluşun savaş ile çözülebileceği hiç kimsenin zihninde yoktu. Bu bir politika sorunu olmuştu ve herkes politikada yeteneğini gösterecekti. Atatürk, İstanbul'dan ayrılırken, bütün bu temaslarının sonunda İstanbul'da bıraktığı eski ve yeni devlet adamlarının hiçbirisinde, sorunu bütün yönleriyle sonuna kadar görebilmiş, kavramış bir insan bulamayarak hareket etmiştir. Bundan dolayı gerçekten üzgün ve ümitsiz bir durumdaydı. Hareket etmeden önce görev almış olarak bana geldi. Anadolu'ya ordu müfettişi olarak gidecekti.

Hasan Cemil ÇAMBEL (Kur. Alb. Berlin Askeri Ataşesi; Makaleler, Hatıralar):

1919'da İngiliz savaş gemileri boğaz içinde dolaşıyorlar, İngiliz silahlı birlikleri İstanbul'u işgal altında tutuyorlar; İtalya, Fransa, Yunanistan arta kalan Türk topraklarının en iyisini gizlice bölüşüyorlardı.

İstanbul 15 Mayıs 1919

Mustafa KEMAL (Atatürk'ün Bana Anlattıkları. F. R. Atay):

Yıldız Sarayı'nın ufak bir salonunda Vahdettin'le adeta diz dize denecek kadar yakın oturduk. Sağında, dirseğini dayamış olduğu bir masa ve üstünde bir kitap var. Salonun boğaz içine doğru açılan penceresinden gördüğümüz manzara şu: Birbirine paralel hatlar üzerinde düşman zırhlılar! Bordalarındaki toplar sanki Yıldız Sarayı'na doğrulmuş! Vahdettin hiç unutamayacağım şu sözlere konuşmaya başladı : "Paşa paşa, şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin, bunların hepsi artık bu kitaba girmiştir, tarihe geçmiştir." O zaman bunun bir tarih kitabı olduğunu anladım. Dikkatle ve sükûnla dinliyordum. Vahdettin, ‘Bunları unuttum, asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden önemli olabilir. Paşa devleti kurtarabilirsin.’

Bu son sözlerden hayrete düştüm. Acaba Vahdettin benimle samimi mi konuşuyor? O Vahdettin ki yabancı hükümetlerin yüzüncü derece aletleri ile temasa geçerek devletini ve saltanatını kurtarmaya çalışıyordu, bütün yaptıklarından pişman mı idi? Aldatıldığını mı anlamıştı? Fakat böyle bir tahmin ile başka konulara girişmeyi tehlikeli addettim. Kendisine basit cevaplar verdim:

Mustafa KEMAL: "Hakkımdaki teveccüh ve itimada arz-ı teşekkür ederim. Elimden gelen hizmette kusur etmeyeceğime güveniniz."

Söylerken, kafamdaki düşünceyi de halletmeye çalışıyordum. Çok iyi anladığım, veliahtlığında, padişahlığında bütün his ve fikirlerini sahtekârlıklarını tanıdığım adamdan nasıl yüksek ve asil bir hareket bekleyebilirdim? Memleketi kurtarmak gerekir, istersem bunu yapabilirmişim. Nasıl hemen hüküm veririm: Vahdettin demek istiyordu ki hiçbir kuvvetimiz yoktur. Tek dayanağımız İstanbul'a egemen olanların siyasetine uymaktır. Benim görevim, onların şikâyet ettikleri sorunları çözmektir. Eğer onları memnun edebilirsem, memleketi ve halkı bu siyasetin doğru olduğuna inandırabilirsen ve bu siyasete karşı gelen Türklere sindirirsem, Vahdettin'in arzularını yerine getirmiş olacaktım.

Mustafa KEMAL: Merak buyurmayın efendimiz, demek istediklerinizi anladım. Emriniz olursa hemen hareket edeceğim ve bana emir buyurduklarınızı biran unutmayacağım.

Sultan VAHDETTİN: Başarılı ol!

Sözlerinden sonra, huzurundan çıktım. Naci Paşa, Padişahın yaveri fakat benim hocam, hemen benimle buluştu. Elinden ufak kutu içinde bir şey tutuyordu.

Naci Paşa: Zat-ı Şahanenin ufak bir hatırası, dedi. Kapağının üzerine Vahdettin'in insiyalleri işlenmiş bir saatti.

Mustafa Kemal: Peki teşekkür ederim.

Sonra, sanki Yıldız Sarayından çıktığımızı ve hareket etmek üzere olduğumuzu gizlemek, saklamak ister gibi bir dikkatle, ayaklarımızın sesini işittirmekten korkarak saraydan uzaklaştık.

Sultan VAHDETTİN:

Kendisine verilen yetki, şimdiye kadar hiçbir canlı kula verilmemiş genişlikteydi. Kendisi teftiş bölgesindeki askeri birliklerden başka, komşu kolordulara ve bütün Anadolu illerinde emri geçerli olacak, memurları istediği gibi görevinden alacak ya da atayacaktır.

Ahmet Avni Paşa (Sultan Vahdettin döneminde Bahriye Nazırlığı ve Sultan’ın Başyaveri):

‘Sadrazam Paşa, Yaver Paşa padişahın iki tarafında birer adım gerisinde idiler. Mustafa Kemal Paşa askeri duruşuna dini bir edâ dahi vererek ilerledi ve sağ elini Kuran-ı Kerim’in üzerine koyarak şu yemini eyledi. ‘Heyet-i Vükelaca tanzim olunup Padişah Hazretlerinin iradesine sunulan yirmi bir maddelik özel talimatta bana verilen yetkiler doğrultusunda padişah hazretlerimizin Anadolu vilayetlerindeki bütün mülki ve askeri memurlar üzerindeki teftiş ve tedkikat görevimi, padişah hazretlerinin müsaadeleri doğrultusunda iftiharla ve sahip olduğum yetkiler doğrultusunda tüm sadakatimle yapmaya gayret edeceğime vallâh billâhi.’ (Vahdettin’in Sırdaşı Ahmet Avni Paşa Anlatıyor: Milli Mücadele ve Sürgün Yılları. Osman Öndeş 2012)

İstanbul 16 Mayıs 1919

Yahya Kemal BEYATLI (Eğil Dağlar. Mustafa Kemal Paşa):

Kuzu gibi Anadolu'nun birdenbire aslan kesilişini en sivri akıllılar bile bir türlü gözlerinde canlandıramıyorlar. O Anadolu ki Hazret-i İsa gibi yumuşak huylu, bir yanağına bir sille indirene öteki yanağını gösteriyordu. O Anadolu ki nice siyasilerin deyişine göre vergi vere vere, zulüm göre göre, askere gide gide, Osmanlı yönetiminden bezmişti. Kendi milliyeti Türklükten usanmıştı. Bağımsızlıktan vazgeçmişti, illallah diyordu, herhangi bir yabancının yönetimini seve seve kabul etmeye candan, yürekten hazırdı. O Anadolu ki Yunanistan bile onun için şirin sözler söylüyordu, Yunan boyunduruğuna uslu uslu boynunu bırakır zannediyordu. İşte bu bağımsızlık coşkusu Anadolu'dan çıktı. Yalnız Anadolu o ana kadar bir adam bekliyordu.

Yunanlılar İzmir'e çıktıkları gün çok kötü sarhoştular. O gün, o feci gün İstanbul'dan Samsun'a bir adamın gittiğini fark edemediler. Her şeyin bittiğini düşündükleri o gün her şey başlıyordu: O adamın neden sonra adını öğrendiler. Şimdi de rüyalarına giriyor. Yunanlılar, bu adı ve bu adamı, sonsuza dek hatırlayacaklardır. Mustafa Kemal Paşa'nın asıl ileri görüşlülüğü, Samsun'a çıktığı günle birlikte Türk ulusunun bağımsızlık savında olduğunu sezişindedir.

Bu dramatik belgesel çalışmanın gelecek konusu: Mustafa Kemal Paşa, ‘ Biz Anadolu’ya ideali ve imanı götürüyoruz’

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Emeğinize sağlık. M.Kemal'in Anadolu'ya geçiş bilgisini yeteri kadar ayrıntılı ve geniş okuyabildim.

Muharrem Soyek 
 24.05.2013 18:20
Cevap :
Muharrem Bey olayın başka ayrıntıları da var ki Gazi Paşa'nın gerçekten diğer kuzu paşalar ile çoğu yazarlara göre bir çıbanbaşı olarak görüldüğünü doğruluyor. Peki her türlü teslimiyet içerisinde kalmak gerekiyor muydu gerekmiyor muydu?İşte bütün sorun bu bu soruların cevabını bularak harekete geçmeyi gerektiriyordu.Gazi Paşa'nın İstanbul'dan uzaklaştırılmasına Sultan Vahdettin'in rıza göstermesi 1917 sonunda yirmi gün kadar ikisinin birlikte Berlin'de bulunmuş olmaları ve Almanların askeri tatbikatlardaki dökülmüşlüklerinden sofralarındaki noksanlıklara kadar içine düşülen savaşın kaybedilmesinin mukadder olduğunu ve Osmanlı Saltanatı ile İstanbul'u korumak için yeni bir ordu kurulması gibi önerileri o sırda Yaveri durumunda olan Gazi Paşa Sultan'a söylemiştir.Sohbetlerinde Enver Paşa'nın Başkomutan olmasının da yanlış olduğunu söyleyen Gazi Paşa'dır. İşte Mondros Ateşkesi (ki savaş her an yeniden başlayabilir demektir) karşısında Sultan zorunlu olarak O'na güvenerek onay verir...  24.05.2013 23:18
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 570
Toplam yorum
: 661
Toplam mesaj
: 131
Ort. okunma sayısı
: 968
Kayıt tarihi
: 14.09.08
 
 

1974'te H.Ü. Sosyoloji ve İdare Bölümü'nü yüksek lisans tezi ile bitirdim. 1976 yılında yapımcı y..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster