Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Eylül '16

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
1850
 

Süpürge, don ve şu evlilik denen şey!

Süpürge, don ve şu evlilik denen şey!
 

Aslında böyle bir konuyu yazmak yoktu aklımda, öykü hazırlığındaydım; ama dostumuz NewYorker, tuğlacı olun, uyduruk yazılar yazmayın deyince çil yavrusu gibi dağıldı bizim millet. Ya usta, tuğla nasıl dizilir hele bir gösteriver dediysek de oralı olmadı. Belli ki çok kızmış, boynumuz mu ince kıl mı bilemedik!

Bir haftadır düşünüyorum, nasıl bir toplumsal yazı yazsam iki tuğla niyetine diye ve buldum sonunda:

Yorgo Dayı ve tayfasını ayrı tutacak olursak, sürekli seyahati gerektiren iş hayatım nedeniyle son 30 yıldır dünyanın dört bir yanında epey dost edindim. Bazıları ailevi dostluklar haline de dönüştü. Doğumlar, nişanlar, evlilikler ve ölümler nedeniyle seyahatler ikiye katlandı. Onca farklı kültüre uygun davranış biçimleri geliştirmek, olanları anlayabilmek ve sonra da yurda dönüp vurgun yememek yeri geldi çok zor oldu.

Çok sevdiğim ve aralarının limoni olduğunu bildiğim İrlandalı dostlarım Brenna ve Riley’e destek olmak için yanlarına gittiğimde, Brenna “Saçımı süpürge ettim ben bu adam için!” demedi. Demeye kalksa, “O’nun için saçlarımdan süpürge yaptım.” ya da “Saçlarımı süpürge yerine kullandım.” gibi bir İngilizcesi olurdu ki bizim Riley bön bön bakardı. İyi ki de demedi, çünkü o, saçlarıyla etrafı süpürürken (!) Riley de boş durmuyordu, dolabın kapağını tamir ediyordu.

Şimdilerde, çok sevdiğimiz Antalyalı bir çiftin yuvasının üzerinde de kara bulutlar dolaşıyor, dağıtmaya çalışıyoruz. Bn Otacı taktik destek veriyor, aile terapistliği de bana kalıyor. Çekiyorum ben de ikisini karşıma…

Kadınlarımız başımızın tacı kıymetlilerimiz; ama ilişkiler sallanmaya başladığında, boşanma aşamasına gelindiğinde edebiyatı öyle bir boyuta taşıyorlar ki dünyanın başka bir ülkesinden size benzer örnekler veremem.

- Ben sana gençliğimi verdim. (O, gençliğini harcarken adam ne harcıyordu muamma.)

- Aslan gibi oğul verdim. (Mübarek sanki Meryem Ana.)

- Soyadınızı devam ettirecek torun verdim. (Soy devamı için sipariş verilmiş de üretmiş sanki.)

- Beni çalıştırmadın, yoksa şimdi bilmem ne müdürü olmuştum. (E neden evlendin? Dağa mı kaldırdılar seni müdüranım?)

- Senin için hayallerimden vazgeçtim. (Vazgeçmezsen vururum mu dedi adam?)

- Gül gibi kadınım, neyimi beğenmiyorsan! (Dikenlerin katlanılamayacak kadar çoktur belki.)

- İşte, senin gibi 3 kuruşluk adama 5 kuruşluk değer verirsen, kendini 10 kuruşluk sanır! (Piyasada 1 krş yok, 5 krş vermişsin; o da sana vereceği 5 kuruşu ekleyip 10 krş olmuş, ne var bunda?)

- Seni tanıdığım güne Ianet oIsun. (Yahu, nasıl bir yanlış on yüz bin doğruyu götürüyor da nostalji yaşıyorsun!)

- Artık sadece nefrete güveniyorum. (Bilemedin şu bilge kadının değerini adamım.)

- Haram olsun sana verdiğim emekler. (Haramlaşacağına helalleşsen daha şık olmaz mı?)

- Gör bak; sürüm sürüm süründüreceğim seni, donuna kadar alacağım. (Yahu bütün mesele don ise, al istediğin kadar.)

- Çocuğumuz kiralarda mı büyüsün, evi ben istiyorum; sen annene taşın. (Tabii ki çocuk kiralarda büyümesin de sen annene taşınsan, ana kız yaşamanız daha uygun olmaz mı?)

- 5 bin lira benim için, 3 bin lira da çocuk için nafaka; Şişli’deki apartmanı, nikel-kübik mobilyaları ve bir de 500 bin lira tazminat istiyorum! (Mübarek hatun; 10 yıldır üç beş bin lirayla ailece geçindiniz, sesin çıkmadı; şimdi nasıl bir danışman ordusu yönetiyor seni?)

- Beyefendiliğinin bittiği yerde benim de hanımefendiliğim biter, söylemedi deme! (Vayy! Nasıl bir kumpasın içine düştün adamım?)

Bu liste uzar gider. Varlıklı olan kadın değilse ya da yaramazlık yapmadıysa sürekli mağduru oynar ve de kazanır. Erkeğin sesi çıkmaz, verir donu kurtulur. Bir daha da ayranı üflemekle kalmaz, vantilatör kullanır:)

Vesselam, boşanma aşamasındaki on kadından dokuzu benzer edebiyatı parçalar. Siz hiç kocasına nafaka, tazminat ödeyen kadın gördünüz mü ya da “Saçımı senin için süpürge ettim.” diyen bir adam?

Allah herkesin karşısına doğru insanı çıkarsın, çocuklarımızı korusun. Kadınsız erkek koskoca bir hiçtir. Sıpa ve sopa peşinde olan erkekçikler ise kadının gücünden korunma yolunu böyle bulmuştur.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ata Kemal bey, evliliğin dağılma sürecine yönelik manifestoyu mizahi bir dille sunmuşsunuz, benzer yaşanmışlıklara tanıklık etmiş biri olarak tebrik ederim, yaşama yönelik dik duruşumuz sorunları çözme becerimiz olmadığından en yakınımıdaki eşimize, evliliğe sararız biz, selam ve saygı ile.

Nizamettin BİBER 
 02.10.2016 9:09
Cevap :
Son birkaç blog'uma özellikle mizah serpiştirdim ki biraz olsun yüzlere tebessüm yerleşsin. Oldukça sıkıntılı günler yaşadık/yaşıyoruz çünkü:( Herkesin mutlu olabileceği bir dünya olmayacak; ama yakın çevremizi mutlu edebiliriz gibi ütopik bir düşünceye sahibim. Muro'nun dediği gibi, "Nalet olsun içimdeki insan sevgisine.":) Teşekkürler Nizamettin Bey, sevgiler.  02.10.2016 16:35
 

recai amca savaşın sekreteri mi..ben savaşı tanırm..bana ne..insan bi teşekkür ederdi..sonuçta ortak bi geçmşmz var..laf salatasına döndü.. anlayan beri gelsin..ata bey başka bi yazınızda görüşmk üzere..çok uzattık

savas barka 
 29.09.2016 15:20
Cevap :
Yok, Recai Amca'nın küçük bir bakkal dükkânı var. Bazen anlamamak anlamaktan evladır. Salatanın lafına da balsamikli sos iyi gider:)  29.09.2016 17:30
 

isteyerek olmadı recai amca..ama reklamınıda fena yapmadım..hem blog hem yorum sanada zor olurdu..bu adam ne yiyr ne içiyr demşlerdr ..yzdıkları başka yorumları başka..insan ne yazdığıma bi bakar değil mi:))hiç fırsatım olmadı ..katilin olay yerine geri dönmesi gibi..benim adetm değil..sanki o arka sokakta dolaşıyor.. ya karşılaşsanız..arkası önü sağım solum mb işte...yüzsüz..insanlar çift yratılmış recai amca..yinede özür:)

savas barka 
 29.09.2016 9:56
Cevap :
Yok, ben değil; Recai Amca arka sokakta oturuyor:) Aslında Hannibal Lecter’ın dayı oğlu olur da söylemekten pek hoşlanmıyor. Malum, dayının da namı yürümüş. Tanırsınız bizim rahmetli Ramiz Dayı’yı. Geçenlerde kuzenler filan toplanıp andılar da tekrar görmek nasip olmadı adamcağızı:( Bardakçı Koyu’nun yadigârları da gidiyor birer birer:( Kos’a yüzmek istemem ondandır. Suada havuzunda da yüzmüştüm geçen cuma. Dün Recai Amca ile Raziye Teyze’yi gördüm pazarda. Domates pahalıymış, almamışlar; tohumunu almışlar. “Akşam yemeğine büyür mü?” dedim, “O kadar çabuk olmaz, kahvaltıya yetişir.” dedi teyzem! Recai Amca billboard için teşekkür etti, 2 dakika sonra da “Ben sana neden teşekkür ettim?” dedi. Raziye Teyze o ara çorbayı indirmişti neyse ki. Yani diyeceğim o ki Hünkâr Beğendi’yi hünkâr beğenmiş, ben beğenmek zorunda değilim:)  29.09.2016 12:54
 

Hayatta pek çok şey, Ateş, kül, Duman misali aslında, olaylar yaşandığında yalım yalım yalazlanan alevler zamanla küle daha sonra da dumana bırakıyor yerini, temenninize AMİN, emeğinize sağlık selam saygıyla

Cemile Torun 
 28.09.2016 23:36
Cevap :
O noktaya gelince kadın da erkek de bambaşka insanlar olabiliyor! Ve sonra, -dediğiniz gibi- yaşananlar külleniyor; ama yüz yüze bakılacak hal kalmıyor:( Teşekkürler Cemile Hn, sevgiler.  29.09.2016 12:13
 
Toplam blog
: 462
Toplam yorum
: 8316
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1136
Kayıt tarihi
: 07.03.09
 
 

Ne güzel bloglar yazdık, ne muhteşem dostluklar kurduk; onlar kaldı baki... ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster