Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Ekim '07

 
Kategori
Doğal Hayat / Çevre
Okunma Sayısı
2538
 

Sürdürülemez Tarım

Sürdürülemez Tarım
 

Yeşil Karadeniz’de yeşil tükeniyor. Karadeniz’in yeşili hızla kahverengiye, kızıla dönüşüyor.

Bu renksel dönüşüm bir tükenişin başlangıcıdır. Çünkü Karadeniz’in fındık bahçelerindeki yüzlerce, binlerce çalı, ot, çiçek, hayvan ve mikroorganizmadan oluşan biyo-çeşitlilik, biyo-zenginlik, doğal yaşam insan eliyle yok edilmektedir. Bir yandan Ankara “İyi Tarım Uygulamaları”, “Sürdürülebilir Tarım”, “Çevre Dostu Üretim”, “Ekolojik Tarım” gibi yeni konseptler üzerinde ardı ardına mevzuatlar üretirken kuzeyde Samsun’dan Rize’ye kadar illerde devletin gözü önünde çevresel tükeniş hızla sürmektedir. Abartmak istemiyorum ama Karadeniz’in yeşilinin sadece fındık yeşilinden oluşmasına çok az bir süre kaldığını söyleyebilirim sizlere.

Nasıl mı? Yoğun herbisit kullanımı nedeniyle… Herbisit nedir? Herbisit Türkçesiyle “ot öldürücü” kimyasal bileşiktir. Halk arasında “yabancı ot ilacı” olarak da bilinmektedir. Buradaki “yabancı” sıfatı “başka ülkeden gelmiş” anlamında bir sözcük değildir. Bir bahçede veya tarlada yetiştirilen asıl bitki yani kültür bitkisi dışında kalan tüm bitkileri ifade eden bir sözcüktür. Örneğin bir buğday tarlasında buğday dışındaki her türlü bitki, örneğin gelincik, küsküt, ayrık, imam kavuğu, üçgül vb tüm diğer bitkiler birer yabancı ottur. Yabancı otlar, yetiştirilmekte olan kültür bitkisinin alması gereken besin maddelerini tüketerek, kültür bitkisiyle rekabet nedeniyle gelişmesini engelleyerek verimde kayba yol açmaktadırlar. Verim kaybına yol açan bu bitkilerle savaşım için birçok yöntem mevcuttur. Herbisit denilen kimyasal savaş ilaçlarını kullanmak bu yöntemlerden biri olup diğerlerine göre kısa sürede etkili sonuç verir ve uygulaması kolaydır.

Herbisitlerin değişik bitkiler ve değişik amaçlarla geliştirilmiş çeşitli türleri bulunmaktadır. Diuron, oryzalin, paraquat, glyphosate gibi değişik aktif bileşenleri içermekte ve farklı ticari adlarla piyasaya sunulmaktadırlar. Bileşimlerinde belli dozların üstüne çıkıldığında öldürücü etki yapan maddeler bulunmaktadır. Örneğin paraquat’da 1-dimethyl-4, 4-bipyridilium dichloride bulunmaktadır. Bunların 20 mg/kg düzeyinde bir miktarı bile tarla farelerinde toksik olabilmektedir.

Herbisitler ürün kaybını önlemek için yararlı gibi gözükseler de kazanılan ve kaybedilenlerin iyi hesaplanması gereklidir. Yani hesapların uzun vadeli yapılması ve çevre dostu olması gereklidir. Bitki koruma uzmanı değilim. Ancak kişisel görüşüme göre su havzası olmayan, yüzey itibariyle düz bir yapıya sahip tarım alanlarında, biyo-çeşitliliğin az olduğu bölgelerde bazı bitkisel üretim türleri için kullanılması düşünülebilir. Ancak bu uygulama bile bilinçli olmalıdır. Yanlış ilaç, yanlış doz ve yanlış uygulamalar ülkemizde sıkça karşılaşılan bir durumdur. Örneğin, bazı bahçelerde fındık ağaçlarının dal ve yapraklarının yanmış, kurumuş olduğunu da gözlemledim. Gördüğüm birkaç bahçe yanlış uygulama yapıldığını kanıtlıyordu. Muhtemelen rüzgârlı bir havada yoğun dozla yapılmış bir ilaçlama nedeniyle seviye olarak 1-2 m daha yukarıda olsalar da fındık dalları bile ot öldürücüden nasibini almıştı. Sahibi tanıdığım biriydi. Konuşup durumu anlattım. O ise “Gelecek seneye yeniden çıkar onlar” diye yanıtladı beni.

Herbisitler bir zamanlar, ot gelişimini önlemek için tren rayları ve mezarlıklarda kullanılırmış. Bu yüzden mezarlık ilacı da denilirmiş Anadolu'da onlara. Şimdilerde kültüre alınmış bitkiler dışındaki diğer otları, daha genel ifade etmek gerekirse yabancı bitkileri yaprak ve köklerinin üzerine püskürtmek yoluyla yok etmek için kullanılıyorlar. Eskiden genelde buğday, arpa, mısır gibi bitkilerde kullanılırdı. Şimdilerde ise sanırım en çok fındık tarımında ve Karadeniz’de kullanılıyor.

Neden bu noktaya gelindi? Eskiden fındık bahçesindeki böğürtlen, sarı diken, özlük, orman gülü, kızıl ot, imam kavuğu, ısırgan, eğreltiler vd yabancı otlar fındık hasadından yaklaşık bir ay kadar önce tırpanlanarak kesilirdi. (yerel olarak “kırkma” denir). Böylece, bir yandan kesilen otlar çürüyerek humus oluşumu gerçekleşir ve toprak zenginleşir, diğer yandan kimyasal bir yöntem olmadığından doğal yaşam da korunmuş olurdu. Ancak günümüzde, orman alanlarının yakılması ve kesilmesi yoluyla kazanılan alanlara fındık dikilmesi; kimyasal gübre kullanımındaki artışla fındık tarım alanları genişlemiş olmasına karşın bölge halkının büyük kentlere yoğun göçü nedeniyle de işgücü azalmış ve işçi ücretleri artış göstermiştir. Bu nedenle köylüler insan gücüyle yapılan tırpanlama yerine basit ve ucuz bir çözüm olarak herbisit kullanımına yönelmişlerdir. Günümüzde ineği bulunan bazı köylüler dışında hemen neredeyse tüm fındık bahçelerinde yoğun şekilde, bilgisizce ve bilinçsizce herbisit kullanılmaktadır. Artık, Fiskobirlik bile resmi Web sitesinde fındık tarımı takviminde herbisit kullanımını tavsiye ederek şöyle demektedir: “Isırgan ve böğürtlen gibi yabancı otlara karşı Haziran ayı sonlarında herbisit uygulaması yapılmalıdır”.

Şimdi ve sonrasında ne olacak? Fındık bahçelerindeki doğal yaşam ve biyoçeşitlilik insan eliyle yok edilmiş olacaktır. Dağların, tepelerin yamaçlarında yok edilen ormanların yerine tesis edilen bahçelerin altındaki ekoloji de ortadan kaldırılmış olacaktır. Yüzlerce yabanıl ot, çiçek, böcek, kuş, kelebek, sürüngen, mikroorganizma türü günden güne yok edilecektir. Fındık bahçeleri altında yer alan siyah böğürtlen, renkli çuha çiçekleri, eğreltiler ve at kuyrukları gibi binlerce bitki türünün yarattığı yeşil örtü kahverengi veya kızıldan boz bir toprağa dönüşecektir. Zaten Bölge’de sorun olan toprak kayması ve erozyonda artış görülecektir. Çünkü toprak üstünde ot örtüsü kalmadığından yoğun ve düzensiz yağışlarla toprak yüzeyi hızla sürüklenip akacak, yıllar içinde toprak verimliliği de kaybolacaktır. Dahası su kaynakları gün geçtikçe kirlenecek ve kullanılamaz hale gelecektir. Şimdi bile bazı ölçümlere ihtiyaç olduğu kanısındayım.

Bazı köylülerle kısa süreli yapmış olduğum sohbetlerde bu ciddi çevre sorununun hiç de farkında olmadıklarını saptadım. Örneğin, yolum üstündeki tepe yamacında tesis etmiş olduğu genç fındık bahçesinde çalışan bir köylü ile konuştum. Kızıla dönüşen fındık bahçesinin kenarında oturmuş bahçesine bakıyordu. “Bu mucizeyi daha önce niye keşfetmemişiz ki?” der gibi keyfle bakıyordu bahçesine. Konuşmaya başladık. Bana herbisitin yararlarını saymaya başladı. “Bir tane ot bırakmadı bahçemde” dedi. Ona içme suyunu nereden sağladığını sordum. 150-200 m aşağımızda bulunan ve yine otları herbisitle kurutulmuş bir komşu bahçeyi gösterdi bana. Aramızda şu diyalog gelişti:

- İşte şu bahçedeki gözeden.
- Peki, kullandığın ilaç yağmur yağdığında nereye akıyor? İçme suyunun kaynağına değil mi?
- Ne olacak ki? Toprak süzüyor onu. Toprak zehiri emer!

Ona herbisitlerden, kalıntılardan, yarılanma ömründen, toksik etkilerin mekanizmalarından söz ettim biraz. Bana:

- Devlet sattırmaz ki zararlı olanı. Hem Ziraat de bir şey demiyor (İlçe Tarım Müdürlüğü’nün olumsuz bir duyurusu olmadığını kastediyor).
- Ama sen biliyorsun artık zararını. Kullanmazsın değil mi?
- O da nedenmiş? İşçi nerede, para nerede kırkmaya, çapalamaya verecek.

Artık konuşmaya devam etmenin bir anlamı yoktu. Artık çocukluğum zamanında, yeşil otları ve çiçekleri üzerinde ineklerin, koyunların otladığı, sütlü mantarların, kırmızı mis kokulu çileklerin, siyah tatlı böğürtlenlerin toplandığı, izabel üzümlerinin hasat edildiği fındık bahçeleri olmayacağını anlıyor gibiydim.

Karadeniz’de durum böylesine ciddi bir boyutta ne yazık ki! Yazın Karadeniz’e yolunuz düşerse, dağ yamaçlarına bakınız. Yeşil yerine kızıl kahverengi görürseniz biliniz ki oralarda herbisit kullanılmıştır. Belki sahil yolundan (Karadeniz Otoyolu) geçerken bunu fark edemeyebilirsiniz ama biraz içerilere girerseniz dağların yeşil yerine kızıl, kahverengiye boyandığını daha net görebilirsiniz. Gördüğünüz renkler, Karadeniz yeşilinin soluşunun, ekolojik dengenin yok edilişinin ve doğal yaşamın tükenişinin renkleridir. Bu, tarım değil "sürdürülemez tarım"ın bir görüntüsüdür.

Foto: Karadeniz'de yoğun herbisit uygulanmış bazı fındık bahçeleri (12.10.2007)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Beyaz zambaklar bloğunuzu okuyunca ikinci yorumu yazarken hatırıma geldi. Bugün Adapazarına gitmiştim. Dönüşte yanımda oturan ve yakın bir kıyı ilçesinde oturan yol arkadaşı ile sohbet ederken konu ormanlara geldi. Çocukluğunda orman olarak anımsadığı bütün ağaçlık bölgelerin bilinçli olarak yakıldığını söyledi. Fındık ekmek için. Şimdi bu yazınıza bir katkı, bir tespit olarak eklemek istedim. Orman yakılıyor. zaten doğal habitat yok ediliyor. Sonra gelsin fındık bahçeleri ve herbisitler. Çok genç olmasına karşın bilinçli olan bu genç kız fındık köklerinin de zayıf olduğunu ve erozyonu önleyemediğini söyledi. Atatürk'ümüz ülkemizin bahçıvanlığına soyunuşu konusunu okurken geldi hatırıma ekleyeyim dedim. saygılar.

Ezgi Umut 
 23.03.2008 2:07
 

Zeynel Bey, çevreye, özellikle Karadenize duyarlı yazınız için Karadenizli olarak teşekkür ederim. Tespitlerinize, bunları yaşayan biri olarak katılıyorum. İzninizle bir iki ek yapmak isterim. Bu sonbahar Samsun Terme ve Çarşamba yöresindeki fındık bahçeleri kahverengi bir görünüme büründü. İlk defa böyle bir manzaraya şahit olduğumu itiraf etmeliyim. Durumu fındık bahçesine girip incelediğimde milyonlarca tırtılın, bütün yaprakları tükettiğini, geriye fındık yapraklarının damarlarının kaldığını, kahverengi görünümün bu yaprak damarlarından oluştuğuna şahit oldum. Geçmişte benzer tırtıl istilaları oluyordu ama hiç bir zaman bu boyuta ulaşmamıştı. Geçmiş yıllarda seçci davranan bu tırtıllar artık yaprak türü ayrımı da yapmıyor. Çekirge sürüsünden daha tehlikeli hal aldılar. Herbisit ve pestisit kullanımının yaygınlığıdır belki bu duruma yol açan. Belki de biyolojik saldırı. Birde fındık dalının içinde yuvalanıp onu kemiren kurutan dalkıran denilen küçük bir istilacı var. Asıl tehlike o.

musa özcan 
 30.10.2007 21:08
Cevap :
Merhaba Musa Bey, bu yıl Orta Karadeniz daha net olarak Samsun Çarşamba ve civarında yaşanan kelebek istilasını hakkında birçok şey duydum. Çok önemli bir sorun bu. Ve bu sorunu yaratan birçok faktör söz konusu. Bunlardan elbette birisi yoğun herbisit kullanımı sonucunda ekosistem dengesinin bozulması, sürekli güneşli geçen kurak bir yazdı şüphesiz. Dalkırana gelince bu uzun süredir bilinen, ama yine ekolojik mücadele ile çözülebilecek bir zararlı sorunu. Teşekkür ediyorum  31.10.2007 9:49
 

Doymak bilmez insan egoizmi kendi kendine zehir atıyor. Güzel izah-açıklama olmuş, oradaki ziraat teşkilatlarının kulağı çınlasın.

Nariçi 
 27.10.2007 12:21
Cevap :
Sevgili Nariçi, sorun oradaki ziraat teşkilatlarının değil, politikaların ne kadar yanlış olduğunun bir göstergesi. Kim bilir, belki yerel teşkilatlar da durumu öznediriyordur. Ama bildiğimiz bir şey var ki, o da Karadeniz'de çevrenin gittikçe tükendiğidir.  31.10.2007 9:45
 

Çok aydınlatıcı bir yazı. Dilerim fındıkla ve tarımla uğraşan gençlerimiz de okur ve büyüklerine bu olayın yani biyoçeşitliliğin ortadan kaldırılmasının yavaş bir ölüm tarzı olduğunu anlatırlar. ellerinize sağlık. Bu bloğu bize fındık gönderen arkadaşa önereceğim. selamlar

Ezgi Umut 
 24.10.2007 2:51
Cevap :
Teşekkürler. İşin kötüsü, sorun "okuma" ya da "eğitimli" olmadan çok ekonomik. İşgücü azlığı ve mekanizasyon kullanılamaması gibi. Fakat bir yol mutlaka bulunmalı. Epeydir düşünüyorum da işin içinden çıkmak pek de kolay gözükmüyor. Şimdilik yapılabilecek olan biraz kazançtan vazgeçerek geleceği kurtarabilmek. Bölgede iyi bir eğitim-yayım programı uygulamak. Bu gerçekten ciddi bir çevre sorunu. Selamlar  24.10.2007 9:56
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 32
Toplam yorum
: 79
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 2368
Kayıt tarihi
: 23.05.07
 
 

çevre ve ekosisteme gönül vermiş, doğada dolaşan, doğayı seven ve doğanın dilini öğrenen ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster