Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Ağustos '18

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
58
 

Sürgün Yeri

Sürgün Yeri
 

İnsanın anavatanından, öz yurdundan ayrılmak zorunda kaldığında, başka biri ya da birileri tarafından zorla, istemeyerek gitmeye mecbur kaldığı yerin adıdır; sürgün. Dünya üzerinde yaşayan her kavim ya da millet kendine ait bir anavatanı olduğunu söyler. O kavim Tarih’te ilk kez nerede ortaya çıkmışsa o coğrafyayı kendi anavatanı olarak tanımlar. Ne gariptir bir daha oraya geri dönmeyecek bile olsalar oraya karşı özlem ve hasret duyguları içindedirler.  Ne zaman o yerin adını duysalar ya da oraya ait bir şey görseler hemen heyecanlanır duygulanır, gözleri parlar ve mutlu olurlar. Kendilerinden bir parçadır orası bulunduğu yer ne kadar güzel olursa olsun, onlar, ilk vatanlarını ilk aşkları gibi hiç unutmazlar. Ortak hafızasında, hatıralarında, tarihi destanlarında, hikâyelerinde, masallarında hep orası vardır. Ataların yurdu canlı hatıralarda ölümsüz ruhlar gibi yaşamaya devam eder.

Peki, insanlığın anavatanı neresidir? İlk insan nereden geldi? Nerden kovuldu veya sürgün edildi?  Bütün bu sorulara insan aklı ve o akılla elde ettiği hiçbir ilim ve bilim maalesef tam olarak cevap verememektedir. Ne acı bir gerçek! Aslında her şey tam da burada tıkanıp kalıyor. Pek çok kişi bu konuda aklın sorunu çözemediğinin farkında olmasına rağmen yinede  bazıları burada kurnazca davrandığını zannederek hiçbir şey yokmuş gibi davranıyorlar. Sonrası ise tamamen kâbus çünkü maddenin hâkimiyeti altında kıvranıyorlar. Burada tek suçlu aklı mı yani!  Tabi ki hayır. Aslında esas problem Sınırlı bir cihazdan daha fazlasını yapmasını beklemek değil mi?  Yani sınırlı ve yetersiz olandan sınırsız ve mükemmel olanı kavramasını istiyoruz.  Yaptığımız şey ne kadar doğru? Kabahatli aklımız mı yoksa biz miyiz? Örneğin gözünüzü düşünün bir mikroskop cihazının görebildiği mikropları ya da hücreleri göremediği için onu suçlamak ne kadar saçma ise aklında meta ötesi gerçekliği göremediği için onu suçlamak o kadar aptalcadır. Demek ki sınırlı bir cihazdan sınırsız şeyler isteyemeyiz. Bunu bahane etmenin bir anlamı yok. Bu arada tabi asıl sorumuzu geri dönelim yani akılla bulamadığımız ancak metafizikle ulaştığımız insanın özvatanına, evet orası neresi biliyor musunuz? evet aslında inanan insanların hepsi o kadim yerin Cennet olduğunu biliyorlar. Nerden mi? çünkü  aklın ötesindeki vahiy ile gelen bilgiler bize ilk insanlar, Hz. Âdem ve Hz. Havva'nın oradan Dünya’ya sürgün edildilklerini haber veriyor.  Öyle değil miydi? İnanıyorsanız evet diyeceksiniz. Hımm demek ki inanç aklın ötesinde onun göremediklerini görüyor, bilmediklerini biliyor.  Öyleyse insanlığın ilk hafızası Cennette kaydetmeye başladı. İlk hatıralar, ilk hikâye, ilk entrika, ilk aldatılma, ilk yalan, ilk utanma, ilk korku, ilk günah, ilk pişmanlık, ilk imtihan, ilk sürgün…  illa ahir. Bütün bu ilklerin içinde sürgünü ve insanlık için sonsuzluğu başlatacak şey de gerçekleşmişti. Yüce Yaratıcı tarafından insanoğluna çizilen kaderi, imtihanı yaşaması ve tekrar özvatanına dönmesi için Dünya’ya sürgün edilmesi. Tarih’te hükümdarlar genellikle öldürmedikleri ya da öldürmeye lüzum görmedikleri bekli de kıyamadıkları veya  ıslah olup düzelmesini umdukları kişi ya da kişileri sevimsiz, uzak, şartları zor, yerlere ve diyarlara sürgün ederlerdi. Sürgün edilen yer ne kadar güzel olursa olsun insanın aklı yine de özvatanındadır. Günün birinde yeniden oraya kavuşmanın hayalini yaşar. Diğer taraftan sürgün yerinde insan yalnızdır ve gurbettedir.   Herkes ve her şey ona yabancı gelir. Uyum sağlamaya çalışır bu yüzden başına türlü belalar ve musibetler de gelir.  Gerçek anlamda tam manasıyla mutlu değildir.  Hiçbir şey onu tam manasıyla tatmin etmez. Hiç bir şeyde aradığı tadı ve lezzeti tam manasıyla bulamaz hep öz yurdunda yediği lezzetleri, tatları arar. Damak tadı uymaz sürgün yerine. Hep aç gözlüdür. Gittikçe bencil ve cimri olmaya başlar. Bulunduğu yerde geçici olduğunu ve bir gün zamanı gelince geri döneceğini bildiği halde sürgün yerinde mal, mülk ve servet biriktirmeye çalışır. Bu yüzden insanları incitmekten geri durmaz. Sırf bu hırsı yüzünden başına türlü belalar gelir. Onun cennetten buralara kadar sürülmesine sebep olan nefis canavarına burada da çetin mücadelesi devam eder. Üstelik nefsini kandıran hain ve yalancı şeytan da peşlerinde gizli tuzaklar kurmaya devam eder. İşin garibi ise sürgün yerinden rahatsız olan ve hiçbir zaman doymayan nefis ise şeytanla birlik olup insanoğluna karşı işbirliği yapmıştır. Zavallı insan bunca felaketlerden, zorluluklrdan ve tuzaklardan kurtulup yeniden öz vatanına kavuşmanın çabası içinde bocalar durur. Öte yandan Şeytan ise onun öz vatanı olan cennete ulaşmasını engellemek ve cehenneme gitmesini sağlamak için yemin etmiştir. Her şeyden habersiz acınacak haldeki insan ise sürgün yerinde hiçbir vakit sahip olamayacağı sonuz huzur ve mutluluğu bulmaya çalışır.  Hâlbuki Dünya arafta kalmış bir yerdir. Yani cennet ile cehennem arasında kalmış bir yerdir. Ne cennet kadar güzel ne de cehennem kadar çirkindir.  Fakat şunu da belirtmeliyim ki dünya Müslümanlar için cehennem diğerleri için cennettir. Bu ahirette kadar sürecek geçici bir durumdur. Sürgün bitince her şey tersine ya da aslına dönecektir.

Hulasa hepinizce de malumdur ki hiçbir sürgün sonsuza kadar sürmez. Neyse ki öyle yoksa insan olmanın dayanılmaz çilesinin bir anlamı olmazdı. Sürgünde bütün çektiklerimizin karşılığında Yüce Allah bizlere içinde sonsuza kadar kalacağımız, hiçbir eksikliğin olmadığı mükemmel bir huzur ve mutluluğun koşulsuz bir şekilde gerçekleştiği öz vatanımıza dönmemizi bize vaat ediyor. Hiç Şüphesiz o sözünde durandır. Sanırım aklı başında kimse buna itiraz etmez ve hemen öz yurduna kavuşmak isterdi.  Ama bu o kadar kolay değil bu oyunu kazanıp oraya ulaşmanın kuralları var ve bilirsiniz ki oyunu kurallına göre oynayan kazanır. Buradaki kuralların tamamına İSLAM denir.                                      

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 3
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 390
Kayıt tarihi
: 10.12.14
 
 

Kayseri Erciyes Üniversitesi Tarih Bölümünden mezun olduktan sonra Sakarya Üniversitesi Yakınçağ ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster