Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Temmuz '13

 
Kategori
Gezi - Tatil
Okunma Sayısı
160
 

Suriye gezisi - 2

Suriye gezisi - 2
 

ZEKERİYA CAMİİ İÇİNDE KUR'AN


SURİYE’YE NE OLDU ?

Daha 4-5 yıl öncesine kadar huzurlu bir ülke olan ve ticaretine ağzımın açık kaldığı Suriye şimdi ne hallerde ? Dünyanın hemen hemen her yanından Turistler gelir, adeta dükkanları boşaltırcasına alışveriş yaparlardı. Siyah derili, yoksul Afrika ülkelerinden gelen insanların Halep Kapalı Çarşısında kumaş, perde, elbise satılan dükkanlardan çılgın gibi alışveriş yaptıklarını kendi gözlerimle gördüm. Niçin, çünkü ucuzdu. Suriye’ye üzülüyorum ve eski ve huzurlu günlerin geri dönmesi dileğiyle Suriye'deki gezimin ikinci bölümüne geçiyorum. (Yönetim biçimine gelince onu elbette Suriye halkı özgür iradesiyle belirlemelidir.)

Zekeriya Camii Ünlü bir Camii ama Halep'teki başka ünlü bir yapı olan Kapalı Çarşı'nın da hemen girişinde. Kapalı Çarşıya Kuzey kapısından girerken Camiinin kapısı solda yer almakta. Envayi çeşit şekerlemelerin, taze meyvelerle satıldığı ufak dükkanlar ise sağ tarafta dizilmiş. Sadece ölüme çare yok. Fiyatı makul olan yüzlerce şekerleme çeşidi ve mevsimin en taze erik, elma, kayısı, fıstık, incir gibi ürünleri dizi dizi.

Camiyi ziyaret etmeden önce biraz dolar bozdurayım dedim ve 13-14 yaşlarındaki bir delikanlıdan da bir hayat dersi aldım. Doları Suriye lirasına çevirmek için epeyce pazarlık yaptığım gençle sonunda anlaştık ve bir deste Suriye lirasını alıp yola koyuldum. Ammo, ammo ! diye beni tekrar çağırdı, geri döndüm bana 50 Suriye kağıt lirasını gösterdi. ”Bu burada kaldı” demek istiyordu. Masada unutmuştum. Türk parasıyla 1,25 kuruş tutuyordu. Güldüm ve dedim ki:  Önemli değil çok pazarlık yaptık, atsaydın çekmeceye,” O da bana “Hayır, hayır . Haram !” dedi elini kaldırarak. ”Bu para benim değil !”  Memnun oldum. Demek ki insan kendinden küçük birinden de bir şeyler öğrenebiliyordu.

Parayı alarak camiye yöneldim.  Zekeriya Cami'nin önünde sıra sıra dizilmiş gözü görmeyen hafızlar sandalyelere oturmuşlar… Merak edip biraz oyalandım. Meğer bu hafızlara camiye ziyarete gelenler birkaç kuruş verir, onlar da kuran okur ekmek parası kazanırlarmış. Dış kapıdan içeri girdiğinizde muhteşem bir geniş avlu. Yerler pırıl pırıl mermer. Bazı kimseler yorgun düşmüş duvarın tam dibinde ve gölgesinde serin mermerin üzerine öylece yatıp uyuyakalmış. Minaresi Türk mimarisine asla benzemiyor. Ayaklarımı çıkarıp içeri girdim. Görevliler, kadın turist gelirse onlara üzerinde kapşon olan üstlükler veriyorlar.  Caminin içi de en az dışı kadar geniş . En az 5-6 mihrap var. Öyle söyleyeyim ki anlayın; içerde bir baştan öbür başa çağrılsa zor duyarsınız. Ortada ve minbere yakın bir yerde camekan içerisinde peygamberimiz zamanından kalma olduğu söylenen bir Kuran mevcut. Biraz inceledikten sonra, dua edip avluya çıktım. Beni de serin yerde rehavet basınca ufak çantamı başımın altına koyup duvarın serin gölgesine uzandım ve biraz kestirdim. Kimse kimseye dokunmuyor , kapkaç hırsızlık olayına hiç rastlamadım. Bu huzurlu, mistik hava bence herkesin hoşuna gidiyor.

Suriye’de ilgimi çeken, sanki zaman durmuş gibi. Türkiye’deki o koşuşturma, telaş yok. Bir dükkanın önünden geçersiniz, müşteri yok, adam oturmuş yemek yiyor. 1-2 saat sonra geçerken bakarsınız, aynı adam yine yemek yiyor. Şaşırırsınız, acaba bu adam daha yemeğini bitiremedi mi ? Yoksa zaman bunlar için önemli değil mi ?

Camiden çıkıp Ünlü Kapalı Çarşı'ya doğru yöneliyorum. Buyur, buyur Türk diyen satıcılar dükkanlarındaki şekerleme ve meyveleri gösteriyorlar. Bu nedir ? Diye bir şeyi gösterdim. Meyvelerin arasında, kabuğu soyulmuş ama etrafı siyah noktacıklarla dolu portakal renginde yumurta büyüklüğünde oval ve sulu bir şey. Meğer kaktüs meyvesiymiş. Adam ikram etti çok faydalı, ye diye. Aldım, tatlı, sulu bir meyve ama ağzımın içinde sanki mercimek büyüklüğünde taş dolu. Yesem bir türlü, yemesem bir türlü. Acaba yutsam mideye zararlı mı ? Neyse elimle selam verip Kapalı Çarşı'ya yöneldim. Az ilerde tanecikleri tükürmek zorunda kaldım. Çünkü çok sert ve yutamazsınız.

Kapalı çarşı, labirentler şeklinde. Satıcıların çığlıkları birbirine karışıyor. 11 km. toplam uzunluğu olan bu üstü örtülü yapıda yok, yok. Deve etinden hakiki arı balına, ciğer kebabından el havlusuna kadar ne ararsanız mevcut ve çok da ucuz. Ancak buranın esnafı dışarıdakilere göre önce fiyatı yüksek söylüyor. Ancak, sıkı pazarlık yapmayı bilirseniz özellikle giyecek türünden eşyaları çeyrek fiyatına bile alabilirsiniz. Bir dükkanın önünde erkeklerin çarşı pazarda sürekli giydiği uzun, etekli,bembeyaz entari türü bir elbise sorayım dedim. 150 suri dedi. Ben de satmaz diye 50 suri dedim. Adam bir türlü peşimi bırakmadı. Oğlum bak git! Dedimse de bana 50 suri’ye  elbiseyi sattı. Bazan evde giyerim, serin de olur.

Kapalı Çarşının en az 7-8 yerden girişi var. İçerisi dar, insanlar tıkış tıkış geziyor ama burada eşek üstünde yük taşıyanlar bile var. Ayrıca her milletten insanı burada görürsünüz. Giriş kapılarından birinde gözleri görmeyen bir adamın elindeki bir şeyleri satmak için hep aynı şeyleri bağırarak tekrarlaması çok ilgimi çekti. Sanki türkü söyler gibiydi. Sonra saç dökülmesine iyi gelen bir tür sabun sattığını öğrendim.

Burada kadınlara gösterilen kolaylık ve nezaket de dikkatimi çekti. Acaba sadece yabancı kadınlara mı bu alaka gösteriliyordu ? Kendi kadınlarına da aynı davranıyorlar mıydı ? Zira Suriye’de erkeklerin evlenme cüzdanında dört kadın fotoğrafı vardı. Kapalı Çarşı’da  çok hoşuma giden kalın, pamuklu,çok kaliteli  havlulardan 4 çift aldım ki teki 2,5 TL’ye geliyordu. Dışarı çıktığımda öğle yemeği saatleriydi ve bir lokantanın önünde kuyruğa girmiş insanlar gördüm. Lokantacı elindeki kepçeyle şeffaf naylon torbalara süratle sulu bir şeyler dolduruyor ve el çabukluğuyla ağzını bağlayıp veriyordu. 2 tabak kadar gelen bu çorba meğer burada çok sevilen bir tür bakla yemeğiymiş. Zira burada kadınların işi çok kolay. Çünkü ucuz olduğu için özellikle öğle ve akşam vakitleri kızarmış tavuk ve bu tür yemek satan yerlerin önü ana baba günü gibi.  Alan evine götürüp çoluk çocuğuyla yiyor. Zaten evde yapsa da aynı paraya denk geleceği için kimse evde yemek yaptırmayı tercih etmiyor.

Neyse yarın Kaleyi gezmek istiyorum. Görüşmek üzere.

 

 

   

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 123
Toplam yorum
: 39
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1780
Kayıt tarihi
: 02.07.12
 
 

68 kuşağındakileri iyi bilirim. Çalışmam ziraat üzerine. İnsanların ana dilleri ile konuşmalarını..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster