Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Ağustos '12

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
869
 

Suriye rejimi halkını neden katlediyor?

Demokrasi deneyimine sahip, seçimle iktidara gelen hükümetler ve yerel yönetimlerin hizmet yarışına girerek, ülke vatandaşlarının refahı ve mutluluğuna sağladıkları katkı ülkeden ülkeye fark etse de, esassında, en kötü demokrasilerin bile en iyi totaliter rejimlerden daha iyi olduğu bilinen bir husustur..

Bu gerçeği geçte olsa fark eden Arap halklarının başlattığı, Tunus, Cezayir, Libya, Mısır ve en son Suriye’ye sirayet eden gösteriler sonucu, halkın sesini kesmek için, Suriye rejimi tarafından yapılan küçük operasyonlar daha sonra gelişerek, katliam ve halkı imhaya yönelik boyutlara vardırılmıştır.

Halkına yabancılaşmış gibi görünen, Suriye rejiminin düştüğü durumun ardındaki gerçekleri, rejimin kan dökücü özelliğini, şii inancının temellerini,  mahiyetini anlamak için, İrak’a kâfir ve müşrik gözüyle bakılarak yıllarca savaşılması, Lübnan’da hristiyanlara karşı savaşan Sünniler yerine şii durzilere yardım edilmesi, diğer taraftan Suriyede şii Nusayrilere destek için Devrim muhafızlarını bölgeye gönderilmesi, silah ve mühimmat yardımları işin ne derece sıkı tuttuklarını anlamak açısından önemlidir.

Muhaliflere karşı rejime destek veren İran şii mezhebinin temellendiği inanç sisteminin bu nedenle iyi bilinmesi gereklidir. Bu mezhebin öğretilerinin neler olduğu konuları gerek Suriye’de yaşamını sürdüren Müslümanların,  gerekse diğer bölge halkları ve ülkemiz insanlarının yeterince inceleyip araştırdığı bir konu değildir.

Suriye nüfusunun yüzde on gibi bir azınlığı olan, Suriye diktatörü Beş ar Eset ve ailesinin de tabi olduğu Nusayri tarikatı tabilerinin bağlı olduğu Şii/Şia mezhebinin bu nedenle iyi irdelenmesi gerekir.

İran’ın da resmi mezhebi olan Şia İmamiye mezhebinin bir tarikatı olan Nusayrilerin, Fransızların Suriye’den çekilmesi sonucunda Suriye’de iktidar olmuşlardır. Zaman içerisinde, Hıristiyan unsurlar ve Sünnilerden de insanları devşirerek, rejimi tahkim etmişler, en ufak bir muhalif sese bile tahammül edemeyip kanla bastırmışlar ve bugüne kadar gelmişlerdir. Arap âleminde filizlenen ve talep edilen demokrasi gösterileri Suriye’deki Şii/Nusayri yönetimi için de bir sonun başlangıcı olmuştur.

1980 öncesinde İran’da iktidara gelen Humeyni ‘nin kurduğu İran İslam Cumhuriyetinin resmi dini mezhebi: İmamiye Caferi(12 İmam) mezhebidir. Anılan tarihlerde, ülkemiz yabancı ideoloji artıkları ve istihbarat örgütleri tarafından kuşatılmış büyük bir iç savaşa doğru sürüklenirken 12 Eylül darbesi yapılmıştır.

Yabancı ideolojik yapılar, bugün PKK’nın Doğu ve Güneydoğuda tasarladığı bölücülük cereyanları 80 öncesinde ülke sathına uygulanmıştır.

Komünist ideolojilerin kurdukları Halk Kurtuluş Partileri ve Cephe Örgütleri ile silahlı eylemler düzenliyor, Şehir Gerillası ve Kır Gerillası adı altında sınıflandırmalara gidiliyor, örgütlerine eleman temin etmek için kurdukları yüzlerce dernek aracılığıyla seminer çalışmaları yapılıyor, yayımladıkları kitaplar ve dergiler aracılığıyla üyeleri olan işçiler, öğretmenler, polislerin bilinç düzeyleri yükseltilmeye çalışılıyor,  daha sonra sağ örgüt mensuplarına karşı saldırılar düzenleniyordu.

Halkın ekonomik zaafı hep gündemde tutuluyor, düzenledikleri miting ve yürüyüşlerle halkla devletin meşru silahlı güçleri karşı karşıya getiriliyor, halk ihtilalının provaları yapılıyor, Öncü Savaşları adı altında ‘Halk Düşmanı’ diye niteledikleri sıradan vatandaşlarımızdan örgütlerine katılmayan ve bölücü olmayan herkese saldırılar düzenleniyor, Ülkede korku ve panik yaratılarak, halkın devlete olan güveni yok edilmeye çalışılıyordu. 

1979’da, İran’da iktidara gelen mollalar, İslam devrimi yaptıklarını, İslam Cumhuriyeti kurduklarını, artık bundan sonra yapacakları bütün icraatlarında “İSLAM” ı esas alacaklarını söylüyorlardı, Mollaların bu beyanatları o tarihlerde, Ülkemizde, Milli görüşçülerin çıkarmış olduğu Milli Gazete ve Yeni Devir Gazetelerinde haber yapılıyor. “Komünist devrimcilere karşı, İslam’ın da devrimcisi olur” demeye getiriliyordu, Bazı kesimler tarafından İran Devriminin Lideri Humeyni, gerçek bir İslam Lideri olarak takdim ediliyor, beklenen MEHDİ olarak geldiği hususu empoze ediliyor, Dolayısıyla, Ülkemizdeki samimi Müslümanların neye inanacağı hususu bilinmezlik içeriyordu.

Humeyni ‘ye atfedilen; “Ey Dünya Müslümanları ve Müstazafları (Ezilmişleri); Ayağa kalkınız ve hakkınızı dışınızla tırnağınızla kopararak alınız” sözü ile Humeyni devriminin ihracı yapılıyordu.

Tarihte hiçbir Hıristiyan ülke ile savaşmamış olan İranlılar ilk devrim ihracını mollalar eliyle İrak’a yaparak mezhep savaşını başlatmışlar, iki ülke halkından yüz binlerce insan birbirini acımasızca öldürmüştür.

Selçuklular ve Osmanlılardan devir aldığımız İslam mirasına göre, Hilafeti TBMM’de mündemiç olan Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Anayasal yapısında yer verilen, Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde teşkilatlanan Din Hizmetlerine göre Ülkemizde yaşanan İslam, Ehlisünnet anlayışıdır.(Sünnet ehli Hz Peygamberin (s.a.v.) yolundan giden kimseler demektir.)

Milli mücadele döneminde, Milli Birliğimiz kutsal sayılarak, Anadolu’da tüm inanç sahipleri dışlanmadan bir Türkmen Sünniliği olan Alevilikten de gereken destek alınarak, Ulusal Kurtuluş Savaşı başarıyla sonuçlandırılmıştır.

Türkiye’de yaşayan Alevilerin tamamına yakınının Türk soylu olması, İran Şiiliğinden ziyade, Peygamberimizin(s.a.v) torunlarından İmam Zeydin (4. İmam Hz.Zeynel Abidin) mezhebine meyilli olmaları, ayrıca Alevilerin Türkiye’de asırlardan beri suni-hanefilerle birlikte yaşamaları, meydana gelen Milli ve dini uyum ve unsiyet, soy birliği akrabalık ilişkileri ile birleşince kökleştiği, bunun gitgide arttığı görülmektedir.

Ülke içerisinde Müslümanlar arasında yaşanan dini yorum farkından nemalanmak isteyen ve ülkeyi kardeş kavgasına götürmek isteyenler dün olduğu gibi bugün de görevleri başındadırlar.

Ülkemizde, Hanefi mezhebine tabi Müslümanlardan daha kavi Müslüman olan Şafi Kürt kardeşlerimizin Marksist, Leninist ve Zerdüşt PKK’lılarca devlete karşı ayaklandırma provalarına tabi tutulması artık bilinen bir husustur.

Ülkemizde gerek aleviler gerek suniler arasında, Humeyni İslam anlayışı hiçbir zaman taraftar ve zemin bulamamıştır.

Humeyni’nin” Tavih’ül Mesail”, “El Hüküme-ül İslamiye”,” Velayet-ül Fakih”” Tahrir-ül Vesile” isimli kitapları ile, Şeyhu't-Taife Ebu Cafer Muhammed b. Hasan et-Tusi’nin (ö. 460 h.) “El İstibsar” ve  “Tehzib-ul Ahkâmisimli kitapları ve Şia’nın temel kitaplarından biri olan Muhammed b. Yakup Kuleyni’nin  “El Kafi” ve Muhammed b. Ali b. Babevey’in“Men la yahduruhu El Fakih” den iktibas edilerek Mustafa Talip GÜNGÖR tarafından kaleme alınan 1985 yılında basılan İstanbul, Araştırma Yayınlarından çıkan “Humeyni ve İslam” isimli kitapta, ehli sünnete göre şii mezhebinin önemli yanlışlarına dikkat çekilmiş, bu yanlışlarla ilgili önemli açıklamalar yapılmıştır. Eleştiri si yapılan söz konusu hususlar şunlardır.

-Kur’an da eksiklik ve fazlalık olduğunu iddia etmeleri

-Peygamberimizin hadislerine inanmamaları,

-Hz Ebubekir, Hz. Ömer ve diğer sahabelerin İslam’dan döndüklerini iddia etmeleri,(Şia’nın Ebu Bekir hakkındaki olumsuz görüşlerine karşın, Caferi Sadık’ın soyu baba tarafından Hz. Muhammed’e, anne tarafından Hz. Ebu Bekir’e dayanmaktadır.)

-Sahabelerden sonra gelen Sünni Müslümanları da kâfirlikle suçlamaları,

-Ehlisünnet Müslümanlarının savaşılması gereken düşman olduğunu söylemeleri,

-Kâfirlikle suçladıkları Müslümanların kanlarını akıtmanın helal olduğunu iddia etmeleri, Müslümanları Katl-i vacip görmeleri,

-Şii İmamları Tanımayanın Allah’ı tanımamış olur demeleri,

-Caferi İmamlarına insanüstü, ilahi sıfatlar yüklemeleri, imamların özel olarak yaratıldıklarını iddia etmeleri,

-İmamların ismet sahibi(Günahsız) yanılmaz ve masum olduklarını belirtmeleri,(Ehli sünnet mensupları sadece peygamberlerin yanılmaz, gaflete düşmez günahsız ve masum olduğunu kabul ederler)

- Ehlisünnet mezhep İmamımız Ebu Hanife’ye lanet okumaları,

-Cinsel ilişkide, ehlisünnete göre sapkın kabul edilen anlayışları meşru görmeleri,

-Muta’yı –Kadını kiralayıp cinsel yönden yararlanmayı-meşru görmeleri. (Hanefi, Şafi, Maliki Hanbeli mezheplerinden oluşan ehli sünnet Müt’a nikahını haram saymıştır)

Yukarıda belirtilen belli başlı şii inanışları, (Humeyni ve İslam) isimli kitapta,  şia mezhebinin temel kaynaklarına başvurularak tercüme ve izah edilmiştir.

Suriye‘de şehirlerin bombardımana tabi tutulması, kasabaları ve köyleri havadan ve karadan bombalayarak binlerce masum insanın öldürülmesi olaylarını, rejimin beslendiği  mezhep taassubundan ayrı olarak düşünmek  mümkün değildir.

Emperyalist Fransızların geri çekilirken,  Osmanlının Şam vilayetinde, Müslümanları çoğunluğu temsil etmelerine karşın, o zaman küçük bir azınlık olan Suriye Nusayrilerine iktidarı bırakmaları tesadüf olmasa gerek.

Suriye Müslümanlarının on yıllardır, katledenler, üç nesil büyük bir takiyye ile ülkeyi yöneten Nusayri ancak kendilerini Müslümanlardan ayrı tutan, ırkçı, sosyalist, ateist, baasçı rejimin başındaki üçüncü nesil yöneticilerle bu yönetimin, ustalıkla köşe başarına yerleştirdiği şii mezhep taassubundan beslenen ve Rusya, İran, İrak ve Lübnan’dan destekli bir gruptur.

İnşallah yakında gideceklerdir.

Allah Kâfirlere, zalimlere, münafıklara ilânihaye- sınırsız, sonsuza kadar- iktidar vermez.

Zülüm ve katliamlar Allah(c.c)ın gazabını celbeder…

Ali Emir KARAALİ

25.08.2012

KARTAL/ İSTANBUL

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 130
Toplam yorum
: 133
Toplam mesaj
: 41
Ort. okunma sayısı
: 1309
Kayıt tarihi
: 29.09.07
 
 

Ali Emir KARAALİ, 1961 Rize Doğumlu, 1978 Rize Lisesi Mezunu, (1988)T.C. Anodolu Üniversitesi   '..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster