Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Aysegül Akbay Yarpuzlu

http://blog.milliyet.com.tr/yarpuzlu

15 Ağustos '12

 
Kategori
Dünya
Okunma Sayısı
887
 

Suriye ve kimyasal silahlar

Bugünün en dikkat çekici gelişmesi, Suriye'den gelen ve kimyasal silahlarla yaralandıklarını iddia eden yanmış göçmenlerdi. Alınan haberlere göre, Suriye'den Türkiye'ye dün akşam saatlerinde 52 yaralı daha geldi. Vücutlarında ağır yanıklar bulunan yaralılardan 4'ü kurtarılamadı. Yakınlarının iddiası vahim, Esad güçlerinin İdlib'de kimyasal silahla katliam yaptığını öne sürüyorlar. Uluslararası Hukuka göre; kimyasal Silahlar Sözleşmesi (CWC), kimyasal silahların üretimini, stoklanmasını ve kullanımını yasaklayan bir silah kontrol antlaşmasıdır. Konvansiyonun tam adı Kimyasal Silahların Geliştirilmesinin, Üretiminin, Stoklanmasının ve Kullanımının Yasaklanması ve Bunların İmhası ile İlgili Sözleşme şeklindedir. Antlaşma, Kimyasal Silahları Yasaklama Örgütü (OPCW) tarafından yönetilir. Bu örgüt bağımsız bir oluşum olmasına rağmen, Birleşmiş Milletler dahilinde bir departman olduğuna yönelik yanlış bir kanaat vardır. Mayıs 2009 itibarı ile konvansiyona taraf olan 188 ülke bulunmaktadır.

Suriye halen bu anlaşmaya imza atmamıştır. Ve gelişen gerçek özetle şöyledir; Suriye hükümeti, halkına karşı kimyasal silah kullandığı haberlerine ilişkin olarak “Söz konusu bile değil. Ama dış müdahale olursa, generallerimiz kimyasal silahlarımızın nasıl kullanılacağına karar verecek” diye Batılı ülkelere geçtiğimiz günlerde gözdağı vermişti. Suriye’de 16’ncı ayını dolduran çatışmalarda Batılı ülkelerin en büyük endişesi Şam yönetiminin elinde bulundurduğu silahlar. Amerikan kaynakları Esad’ın kimyasal silahlarını vatandaşlarına karşı kullanmaya başladığını öne sürerken, İsrail istihbaratına yakınlığıyla bilinen Debka sitesi, bir süre önce Türkiye, İsrail, Ürdün ve ABD’nin Suriye’nin elinde bulunan kimyasal silah stoğunu ele geçirerek Lübnan’a taşımak için plan yaptığını öne sürmüştü. Ancak Suriye Dışişleri Bakanlığı, ellerindeki kitle imha silahlarını kendi vatandaşlarına karşı kullanmalarının söz konusu olmayacağına dikkat çekerek, “Kimyasal silahlar sadece dış saldırıya karşı kullanılacak” açıklamasında bulunmuştu.

Tüm kimyasal silahların Suriye ordusunun denetiminde olduğunu açıklayan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Cihat Makdisi, “Elimizdeki kimyasal ve konvansiyonel silahların hiçbiri Suriye halkına karşı kullanılmayacak. Ancak dış müdahale olursa, generaller bu silahların nasıl kullanılacağına karar verecek” demişti. Kimyasal ve biyolojik silahların yayılmasının önlenmesi için BM bünyesinde hazırlanan uluslararası anlaşmaya taraf olmayan Suriye hükümetinin 1973 yılından bu yana kimyasal silah ürettiği biliniyor. Her yıl tonlarca kimyasal silah üretme kapasitesine sahip olan Suriye’nin elinde sinir gazı (sarin), tabun ve hardal gazı olduğu belirtiliyor. Şam yönetiminin toplamda 500 ile 1000 ton kimyasal silaha sahip olduğu tahmin ediliyor. Ayrıca Suriye, bu kimyasal silahları, 600 kilometre uzaklığa atabilecek savaş başlıklı füzelere sahip iddiası var. Suriye, ordusunun kontrolünde olan kimyasal silahlarını, Lazkiya, Humus, Hama ve Şam yakınlarındaki tesislerde üretiyor. Suriye, kimyasal silahlarını başkent Şam ve Humus yakınlarında depoluyor. Ancak Suriye ordusu 13 Temmuz’da bu iki depolama tesisinde bulunan tonlarca kimyasal silahı başka bir yere nakletmişti. Kimyasal ve biyolojik silahların yasaklanmasına yönelik hükümetler arası mütalaa, 1968'de 18 ülkenin dahil olduğu Silahsızlanma Komitesi ile başlatıldı. Oluşumun adı, çeşitli isim değişiklikleri ve düzenlemelerle 1984'te Silahsızlanma Konferansı (CD) oldu. 2 Eylül 1992'de Silahsızlanma Konferansı, Kimyasal Silahlar Konvansiyonu'nu kapsayan (tam adıyla Kimyasal Silahların Gelistirilmesinin, Üretiminin, Stoklanmasının ve Kullanımının Yasaklanması ve Bunların İmhası ile İlgili Sözlesme) yıllık raporunu Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'na sundu. Genel Kurul, 30 Kasım 1992'de Konvansiyon'u onayladı ardından BM Genel Sekreteri de 13 Ocak 1993'te Paris'te Konvansiyon'u imzaya açtı. CWC yürürlüğe girdiği 29 Nisan 1997 tarihine kadar imzaya açık kaldı.

Bilindiği gibi, Irak'ın kimyasal silahları, Irak savaşına gerekçe oluşturmuştu. Dün birçok kanalda video kayıtlarını izlemiş olduğumuz yanmış göçmenler, Suriye'nin varlığını inkar etmediği kimyasal silahlarını kullandığına dair en gerçek kanıt gibi görünüyor. Bu kayıtların, Birleşmiş Milletler alt çalışma gurupları ve Genel Kurul ile Güvenlik Konseyinin gündeminde ne derece ciddiye alınacağını izleyip göreceğiz. Öte yandan, ABD Türkiye Büyükelçisi Ricciardione, İran'ın Suriye yönetimine silah yardımı yaptığını ve Suriye yönetiminin de bu silahları PKK'ya aktardığını ancak İsrail ile İran'ın arasının yeniden açıldığı şu günlerde, ABD'nin Orta Doğu'da yalnız hareket etmeyeceğini ve Hillary Clinton'un da ziyaretiyle Türkiye ile ittifakını güçlendirmek niyetinde olduğunu açıkladı. Türkiye ile İran arasındaysa, yeniden bir diplomasi trafiği başlıyor. Dışişleri Davutoğlu'nun huzurla yerinde oturamayacağı çok açık. Bakalım barışçı çözüm nasıl gelişecek. Hep birlikte umabileceğimiz tek şey, suların bir an evvel durulması ve daha çok kişinin sınırın her 3-4 tarafında daha fazla sağduyu geliştirmesi, özellikle gençler ve siyaseti yönetmek niyetinde olanlar. Tabii burada yine basının rengini verdiği kamuoyunun barışçı bilinci bölgenin geleceğini belirleyecek.

İçerdeyse; İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, göz yaşartıcı OC gazının tamamen doğal olup insan sağlığı üzerinde kalıcı hiçbir etkisi olmadığını anlatırken, “CS gazı ise üretici firma tarafından ‘Uygun eğitim almış personel tarafından kullanıldığında insan sağlığına zararlı olmadığına’ dair verilen kalite güvenlik belgesiyle kullanılmaktadır, ve ülkemizde, gaz mühimmatlarından kaynaklanan bir ölüm vakası yaşanmamıştır” dedi. Şimdi, sorumluluk sahibi yetkili ve uzmanlar lütfen bize açıklasınlar, bu gazların, kimyasal silah olarak sınıflandırılıp, uluslararası anlaşmalara konu olan emsallerinden bir farkı var mı? Ve burada gerçekten insan hakları ihlallerinden söz edilmesi gerekmiyor mu? Devlet-birey ilişkisinde, düşünce ve ifade özgürlüğünü kullananların hepsi de terörist olmakla mı damgalanmalıydı ve süregelen devlet baskısını, öğrencilerine, sivil toplumuna zorlayan AKP hükümetine hala liberaldir diyebilecek kimse kaldı mı?

Bir kere daha düşünelim, biraz daha şiddet karşıtı pozisyon alalım, ister terörist ister devlet eliyle uygulansın...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 42
Toplam yorum
: 17
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 367
Kayıt tarihi
: 21.03.12
 
 

Halk Sağlığı Profesörü, Kamu Yönetimi ve Avrupa Birliği Uzmanı   ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster