Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Ekim '09

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
2267
 

Susacak mısınız?

Susacak mısınız?
 

Hala susucak mısınız?


Bugünkü köşesinde “unutmak yok eder” insanı demiş, Ece Temelkuran. Yok olmamak adına unutmadım. Unutmayacağım, unutturamayacaklar! Bu ülkede; solcuların, Ermenilerin, Kürtlerin, Alevilerin, emekçilerin, öğrencilerin, kadınların, kızların analarını ağlatanları unutmayacağım.

Olayın yaşandığı Şenlik Köyü Cemaltepe mevkiinde incelemelerde bulunan İHD ve Mazlum-Der Diyarbakır şubeleri ile Diyarbakır Tabip Odası ve Baro yetkililerinden oluşan heyetin üyeleri karşılaştıkları manzarayı anlatmakta zorlandı.

Olay yerinde özenli bir çalışma yapılmadığını gördüklerini söyleyen heyet üyeleri Ceylan’ın küçük bedeninin parçalarına etrafta hâlâ rastlanabildiğini söylediler.
İncelemelerini Taraf’a anlatan İHD Temsilcisi Ali Akıncı, savcının etkin bir soruşturma yapmamasını eleştirerek, “Ortalıkta hâlâ küçük Ceylan’ın et parçaları vardı. Etrafa saçılmış bir vaziyette karıncalar yiyordu. İddia edildiği gibi Tapantepe karakolu olay yerine hâkim. Umarım ciddi bir soruşturma yapılır” dedi.

Ahmet Altan'ın bu konuda yazdıklarıylave vicdanınızla başbaşa bırakıyorum. Ne kadar çok sesimiz çıkarsa çocuklarımız daha az öldürülecektir. Sessiz kalmak suça ortak olmaktır.

S U S M A Y A C A Ğ I M..! S U S M A Y I N I Z ...!

"Birkaç evlik ıssız bir köy. Dağların yamacına kurulmuş. Yukarılarda, köyü tepeden gören bir askerî birlik var. Köy daha önce boşaltılmış sonradan köylülerin geri dönmesine izin verilmiş. Hayatın ve ümidin uzağında yaşayan birkaç aile bulunuyor köyde. Bu köyde, başka ülkelerin başka şehirlerinde yaşayan kendi yaşıtlarına göre çok büyük zorluklar içinde bir ömür süren Ceylan, küçük bir kız. Bir keresinde götürüp fotoğrafını çektirmişler. Herhalde ilk çekilen resimlerinde gözleri kapalı çıkmış ki biri onu uyarmış, “gözlerini açık tut” diye. O da gözlerini kocaman açmış.

Resmi öyle çıkmış. Ceylan, on dört yaşlarında. Önceki gün hayvanlara yaprak toplamak için köyün biraz ilerisindeki koruluğa gitmiş. Bir patlama sesi duyulmuş.

“Yukarıdan” gelen bir havan mermisi ya da roketle paramparça olmuş Ceylan.
Elleri ve dizleri kalmış geriye. Bedeninin parçaları ağaçlara dağılmış. Köyün muhtarı herkese haber vermiş. Kimse gelmemiş, kimse ilgilenmemiş. Sonra bizim gazeteyi aramış. Olanları anlatmış. Birileri gelip de bir soruşturma yapsın diye beklemiş köylüler. Doktorun, savcının geleceğini sanıyorlarmış. “Can güvenliği” nedeniyle gelemeyeceğini bildirmiş savcı. Kendi yerine, eline bir kamera tutuşturduğu imamı göndermiş, imam kızın ve vurulduğu yerin resimlerini çekmiş. Ceylan’dan geriye ne kaldıysa toplayıp bir battaniyeye koymuşlar, dokuz kilometre ötedeki bir başka askerî karakola götürmüşler. Bir doktor, karakolun bahçesinde “otopsi” yapmış, kızın “bedeninde” şarapnel taneleri bulmuş. Resmî bir rapor tutmuşlar, Ceylan’ı gömmüşler. Bir daha kimse ilgilenmemiş. Ne askeriyeden bir açıklama, ne bir soruşturma, ne bir özür. “Başınız sağolsun” diye köye gelen biri bile çıkmamış.

Ölen bir köylü kızı. İşi “büyütmeye” ne gerek var? Oradaki insanların ölmesi kimin umurunda? Bizim gazete yazmasa Ceylan’la kim ilgilenir? Bizim gazete yazsa Ceylan’la kim ilgilenir, onu da bilmiyorum ya. Küçük bir köylü kızını askerî birlikten atılan bir mermiyle vurup ortadan kayboluyor devlet. Bunun hesabını kim soracak?

Bizim muhalefet partileri, “Kürt açılımı gerçekleşirse, demokrasi ve eşitlik gelirse Türkiye bölünür” diyorlar.

Kürt açılımı olmadığında Kürt çocuklarını, kuş avlar gibi rahatça vurup öldürürsün ve “Türkiye yekpare kalır” öyle mi? Böyle mi sanıyorsunuz? Ceylan vurulalı 48 saat oldu, kimseden ses çıkmadı. Bu ülke çoktan bölünmüş. Siyasetçileri, gazetecileri, televizyoncuları çoktan bölmüşler ülkeyi. Ceylan, zengin bir şehrin, zengin bir semtinde yaşayan zengin bir Türk ailesinin kızı olsaydı ve “havan topu ya da roketle vurulsaydı” bu ülke bu kadar sessiz mi kalırdı? Vicdan dediğiniz o tuhaf şey böyle durumlarda ortaya çıkıyor işte. Vicdanın varsa, öldürülenin kim olduğuna, ne olduğuna bakmıyorsun. O vicdan, o ölüm karşısında sızlıyor ve sen ayağa kalkıyorsun. Siz, siyasi kararlar ülkeyi bölecek diye korkmayın, ülke “vicdanından” bölünüyor önce.

“Vatanım, vatanım” diye bağıran o Baykallar, o Bahçeliler, küçük bir kızın ölümü karşısında “benim insanım, ” diye bağırmadığında bu ülke bölünür.

Başbakan, ıssız bir köydeki küçük kızın hesabını sormadığında bu ülke bölünür.
Medya, bu kızın ölümünün peşine düşmediğinde bu ülke bölünür. Bu ülkeyi böyle bölüyorlar. Benim umurumda bile değil ülke bölünür mü bölünmez mi... Bu ülkenin vicdanı var mı yok mu, benim umurumda olan bu.

Ceylan’ı öldürüp böyle sustuktan sonra ülke “bütün” kalsa ne olur, bölünse ne olur?

Küçük bir kızın bu kadar rahatlıkla öldürüldüğü bir ülkenin “bütünlüğünden” ne yarar çıkar? Issız bir köyde yaprak toplayan küçük bir kızı vurup öldürdüler.

Herkes sustu.

Ceylan’ın ölümü, eğer içinizde bir yere değmiyor ve sizin canınızı acıtmıyorsa, sizin vicdanınız Ceylan’dan çok önce ölmüş demektir. “Birlik, bütünlük ve vicdansızlık” içinde yaşarız. Belki de “bütünlük” dedikleri bu ortak vicdansızlıktır."

" SUSACAK MISINIZ?

Bazen tek bir olay, bütün bir ülkeyi anlatır. Şu Ceylan’ın korkunç hikâyesine bakın, Türkiye’yi göreceksiniz. Bu ülke, bir roketle bir kız çocuğunun paramparça edilebildiği bir ülke. Bir sosyal demokrat, bir siyasetçi, bir insan olan Deniz Baykal, “Kürt açılımının içi boş, doldursunlar konuşalım” diyordu.

Ceylan’ı vuran roket o “açılımın” içini dolduramıyorsa hiçbir şey dolduramaz. Açılım denilen şey bu işte Deniz Bey. “Anne, bana makarna pişirsene” dedikten sonra evinden çıkan kızın bir roketle parçalanmaması. Bu kadar basit işte. O kızın ölmemesi açılım. Buna karşı mısınız? Bunun içini boş mu buluyorsunuz?

Aslında bu soruları Baykal’la Bahçeli’ye Başbakan Erdoğan’ın sorması gerekiyordu. Onun cesareti yetmediği için sormak bize düşüyor. Başbakan, o roketin bir askeri birlikten atıldığının ortaya çıkmasından çekindiği için olacak ağzını bile açmıyor.

Gazze’de ölen çocuklara Türkiye’den sahip çıkmak kolay. Türkiye’de ölen çocuklara Türkiye’den sahip çıkın siz. Nedir bu sessizliğiniz? Kürsü kürsü dolaşıp bağıran Erdoğanlara, Baykallara, Bahçelilere ne oldu? Zor, değil mi bir çocuğu askerler vurunca konuşmak?

“Dağa çıkarım” diye bağırıyordu Bahçeli, o kadar yüreği varsa dağa çıkmasına gerek yok, siyasetçiliğini yaptığı ülkede vurulan çocuğun hesabını sorabilsin yeter. Bağırmak ne kolay Devlet Bey, bağırmak ne kolay. Bak senin memleketinin bir köşesinde bir çocuğu vurdular. Sesini çıkarmak bir yana yüzünü bile gösteremiyorsun. Bir çocuğa bile sahip çıkamıyorsun, dağa çıkıp ne yapacaksın?

Susuyorlar.

Ceylanın vurulması bize Türkiye’deki siyaseti, siyasetçileri gösteriyor işte. Susan sadece onlar mı? Neredeyse bütün Türkiye susuyor. Şu medyaya bakın. Bu nasıl bir bıçak kesmez sessizlik Allahım. Bir gazete neye yarar vurulan bir çocuğun hesabını soramazsa? Onca kâğıda, mürekkebe, emeğe yazık. Bir kız çocuğunun bir roketle vurulup parçalandığı, devletin ortadan yok olduğu, savcının köye gitmediği, doktorun karakol bahçesinde otopsi yaptığı bir ülkede yaşıyorsunuz. Bunlardan hiç mi biri size tuhaf gelmiyor? Hiç mi birinde haber değeri bulmuyorsunuz?

Bu medya iki grupmuş da, birisi muhalifmiş de, öbürü başbakanı tutarmış da, muhalif olan demokrasi mücahidiymiş de...

Bunlar iki grup falan değil. Bunlar tek grup. Öyle ortak bir sessizlikleri var ki...

Hele o muhalif geçinenler...

Ne oldu muhalefetinize?

Bu hükümetin iktidarında bir çocuk vuruldu, niye hükümete hesap sormuyorsunuz, niye muhalefet yapmıyorsunuz? Hükümet “iyi bir şey” yaptığında muhalefet etmek için yerlerde yuvarlanıyorsunuz, muhalefet edecekseniz hükümetin bu “sessizliğine” muhalefet etsenize.

Olmuyor değil mi?

Roketi atan asker olunca sizin o muhalif dilleriniz tutuluveriyor. Ceylan’ın annesi, “Kızımın parçalarını etekliğimde taşıdım” diyor. Hiç mi içiniz acımıyor sizin? Hiç mi vicdanınız yok? Bu sessizlikten hiç mi utanmazsınız?

Yarın bir gün çocuğunuz çıkıp gelse de, “Bir küçük çocuğu vurmuşlar, sen neden yazmadın” dese, ne diyeceksiniz? Çocuğunuzdan da mı utanmıyorsunuz? Hadi vicdanınızdan, utanmanızdan vazgeçtik, gazetecilik merakınız da mı yok?

Üç askeri karakolun ortasındaki bir köyde bir küçük kız nasıl bir mermiyle parçalandı, merak etmiyor musunuz? Her konuda birbirinizden farklıyken bir küçük kız vurulduğunda ortaklaşa sesiz kalmayı size kim öğretti?

“Anne bana makarna pişirsene” dedikten sonra bir kız paramparça oldu.

İstediğiniz kadar susun. O ölü kızın çığlığı sizin sessizliğinizden büyük.
Siz sustukça o bağıracak.
Siz sustukça o bağıracak.
Ta ki siz de bağırana kadar."

UNUTMAK YOK OLMAKTIR!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bir sabah havan topu atıldı ve Ceylan 12 yaşında kaldı ! Gezme Ceylan bu dağlarda seni avlarlar diye ağıt yakar anneler. Tek suçu Diyarbakırda yaşamak mıydı ya da Bir Kürt çocuğu olarak dünyaya mı gelmekti. Ülkede onca keşmekeş yaşanırken onca sorun varken tek çözüm durmadan Kürt çocuklarını katletmek midir_? Filistinli kardeşime ağlarken başbakan neden yanıbaşındaki Ceylan'a,Uğur'a, Diren'e ağlamıyor. Bizi çürüten milliyetçilik,ırkçılık ruhumuz değil midir_? Unutmayın biz sustukça o bağıracak, biz sustukça ölümler çoğalacak.

Jindanehir 
 15.09.2010 18:52
Cevap :
, “Cumhuriyet tarihi boyunca Kürtler Türkiye’de her şey oldular. Cumhurbaşkanı, başbakan, bakan, milletvekili, rütbesi düşük asker, er, öğretmen, hemşire, overlokçu, son ütücü, hatta ara ütücü bile olabildiler ve hâla olmaya devam ediyorlar. Şimdiye kadar Kürtler sadece bir tek şey olamadılar: Kürt olamadılar! Kürt oldukları zaman hiçbir şey olamadılar!”  16.09.2010 10:31
 

Merhaba...Bu ölüm karşısında gösterilmeyen gerekli ilgi ya da sergilen ilgisizlik çok can sıkıcı. Ayrıca yapılan açıklamalar da tatmim edici değil. Ancak, teknik olarak şunu söylemek isterim. Bir havan topu ile o kadar küçük bir hedefe nokta atışı yapmak, imkanzıslık ölçüsündedir...Bu kesinlikle, bir bölgede yapılan havan atışlarından, yanlış değerlendirme ile yapılan bir atışın sonucudur. Kızın vurulmasında tesadüf ya da şanssızlık oranı çok büyüktür. Bu havan atışının yapıldığı yerin bulunması da kolay bir teknik çalışma ile mümkündür. Söylediğiniz gibi, olayın üstüne gitmek gerekir. Selamlar.

cdenizkent 
 05.10.2009 12:06
Cevap :
Sorun da bu zaten üzerine gitmek yerinen örtbas etme , unutturma, geçiştirme çabaları. Ortada paramparça olmuş masum biğr çoban kız var. Şarampnel parçalrı vücudundaki. Bir açıklaması olmalı!  05.10.2009 19:52
 

Unutmayacağız, unutturmayacağız. Bir gün elbet bu ölümleri durduracağız. Bir gün elbet Türkiye'de hiç bir silah, hiç bir kesim, hiç bir güç hiç bir çocuğu öldüremeyecek. Ne bombayla, ne havanla, ne silahla. Bizden de ölüyorlar onlardan da ölsünler mealinde yorum yazanlara da sadece acıyorum. Ölümün arasına fark koymayın. En azından ölenlerde ayrım yapmayın. Saygılarımla

ahmet (hoşçakalın-artık yazmayacağım) 
 04.10.2009 13:01
Cevap :
Halkların kardeşliği durduracak bu ölümleri.  04.10.2009 18:43
 

Ortadaki veriler, olayın devlete ait bir güvenlik biriminden kaynaklı olduğu tahminini zorluyor. Ama ben hala yüzde yüz emin değilim. Herşey olabilir. Ama daha kötü olan birşey var. Kendilerini devletin sözcüsü, onun resmi ideolojinin taşıyıcı olarak görenlerin bu durumu kabullenip, savunmaya geçmeleri. "Geçen sene de bunun tam zıddı Ümraniye'de yaşanmıştı, bu nedenle yaşananlar olagan" cümlesi ile özetlenebilecek bakış açısı cidden üzüntü verici. Diğer bir yorum yazarının olayı kişiselleştirip sizin mesleğinize indirgemesi daha da şaşırtıyor insanı. Şunu sormak istiyorum, bu kadar mı zor demokrat olmak. Bu kadar mı zor bu olay karşısında "eğer bu ölümün sebebi devlete ait bir güvenlik birimi ve görevlisi ise gerekli yasal işlem yapılmalı ve suçlular cezalandırılmalıdır, 12 yaşındaki herşeyden habersiz bir genç kızın ölümü ile terörle mücadelenin hiçbir ortak yanı olamaz, devletin görevi teröristle sivilleri ayırmaktır. Terör masum insanların ölümün gerekçesi olamaz" diyebilmek, sygl

Bibliyofil 
 03.10.2009 22:27
Cevap :
Ortada bir Kız çocuğunun parçaşlanmış cesedi var. Üstelik şarapnel parçaları var......Mayın ve bomba olmadığı kesin. Ancak ne gariptir ki DEvlet firarda. Anlamlı katkınız için teşekkür ederim. Hakaret içeren yoruma gelince okuyucularıma bırakıyorum.Saygılarımla.  03.10.2009 22:57
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 221
Toplam yorum
: 1772
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1757
Kayıt tarihi
: 27.09.06
 
 

Evli bir kız çocuğu babasıyım. Yüksekokul mezunuyum. Bir kamu kurumunda çalışıyorum.16.03.2017 ta..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster