Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Kasım '17

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
22
 

Suskun

Suskun
 

Yazarlık yaşamımın ilk yazısı 1967 Kasım


Kelköy’den  ağlaşmalar geliyordu. Sesler çoğaldı birden. Karşı yamaca vuran ağlaşmalar  yankılanıp  durdu, okula geliyordu sesler. Öğretmen korkularını giyinip okul aşağı hızla köye doğru koştu. Seslerin geldiği yön Yahyaların eviydi. Yoksa Yahya mı? diye içten içe söylendi öğretmen.

Yahyaların evi köylülerle dolmuştu. Raif Aga yanaşıp “Yahya’yı vurmuşlar.”  deyince dünyam  karardı. “O sözü nasıl da öyle kolay diyorsun Raif  Aga!”diyerek omuzlarından tutup sarstı  Raif  Aga’yı öğretmen.

 Öğretmenliğimden kaç ay geçmişti, Koca Yahya, sen kaza kurşunu ile mi düştün boylu boyunca. Kaza süsü mü verdiler seni düşürürken? Köy düğünü deyip kimi kandırıyorlar! “Arkadaşlarıma uydum öğretmenim.”  sesi Yahya’nın mıydı? İnanmıyorum yalanlara, sana tuzak kurdular benim can oğlum, bunu iyi biliyorum. Senin  değil miydin açma yapanlara karşı duruşun, öğretmenin boynuna yular takanlara arkadaşlarınla birlikte okul bahçesinde eylem koyan kimdi? İşte sırt üstü uzanıp yatan bu oğul benim can oğlum Yahya. Şimdi geride bıraktığı dul karısı, doğacak çocuğu ne olacak!

Dizlerine vura vura ağlayışı bir başkaydı ananın. Yahya’nın anası olmak ne güzeldi. O oğluyla nasıl da övünürdü. O da ne anaydı öyle! Açlığa, yokluğa aldırmadan Marangoz Rıza Usta’ya,  çocuklarına kolaylıklar üretirdi. Yokluklarında bulur buluşturur oğluna, kocasına biriktirdiği üç beşi  demeden  kavuştururdu. Hacer  anayı tutacak,  dindirecek kimse yoktu şimdi. Sesi karşı yamaçtan geliyordu.

Yahya’nın  karısı, yırtık şalvarı, eskiden elbisesi ve siyahtan eşarbı ile hepten suskunluğa büründü. Kimselerle konuşmaz olmuştu. Yüzü ince soluk! Suskunluğunun altında yanaklarından inen yaşları durduramıyordu. Dudaklarını ısırıyor, on altısında çocuk yaşta dul kaldığına yanıyordu.

Çocuk yaşta hiç bilmeden kadın olmuştu. Arkadaşlarıyla birlikte sek sek oynadığı taş oyunu, boyunu geçen ip atlamaları çok da uzak değildi Suna geline. Köylü kadınlar Suna gelinin başında kendi geleceklerini bulmuşlardı.

Çocuklar okul bahçesinde suskundular. “Neden sınıflara girmediniz?” sesi çocukların yüreğine düştü. Öğretmen sözcükleri söylemekte güçlük çekiyordu. Çocuklar uzak duramadılar öğretmenlerinden koşarak öğretmene sarıldılar. Suskunlukları  yerini karşı yamaca vuran ağlayışa bıraktı. Öğretmen çocuklara sarılıp birlikte ağlaştılar.

Bir sıcak bahar günü üç gül yeşermiş, tomurcuklanmıştı Yahya’nın mezarında. Patladı patlayacak neredeyse tomurcuklar  Kelköy’den  Karasu’ya, Sakarya’ya, Türkiye’ye doğru…

Kelköy,  suskunlukların sürdüğü bir başka güne başlıyordu. 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 1064
Toplam yorum
: 308
Toplam mesaj
: 19
Ort. okunma sayısı
: 702
Kayıt tarihi
: 24.03.12
 
 

Türkay KORKMAZ, umuda yolculuğu ertelemez. Mermeri delenin damlanın sürekliliği olduğunu bilir. Y..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster