Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Şubat '07

 
Kategori
Çevre Bilinci
Okunma Sayısı
549
 

Susuyor musunuz?

Susuyor musunuz?
 

Günümüzde kimi insanların temel ihtiyaçlarında önemli bir değişim yaşanıyor. Kimilerinde ise temel ihtiyaç, gitgide daha da ölüm-kalım meselesine dönüşüyor.

Bizler yani refah toplumunun kıyısında da yaşasak, gelişmekte olan ülkelerin insanları olarak, suyu ulaşma problemi yaşamıyoruz. Suya kolay ulaşan bir uygarlık seviyesine ulaşmış olmamız, bizim, suyla olan ilişkimizde rehavete kapılmamıza neden oluyor. Ne de olsa musluğumuzu çevirdiğimiz anda ona ulaşabiliyoruz. Hem de tesisat sistemlerini öylesine geliştirdik ki, bir evin en az 4-5 noktasından suya ulaşabiliyoruz. Bir musluk çevirimi uzaklıkta.

Ancak bu bize, ya da dünyanın yalnızca bizim ulaştığımız seviyesinde ulaşan insanları için geçerli bir durum. Oysa ki, dünyanın çok önemli bir kısmında, su hala kolay ulaşılamayan bir nimet. 2006 yılının mart ayında, Dünya Sağlık Örgütünün (WHO) yaptığı açıklama bunun en basit göstergesi. Dünyamızda, hafta da 30.000 ( otuz bin ) insan temiz su kaynaklarının yetersizliğinden kaynaklı olarak ölüyor. Tekrar etmekte ısrar ediyorum, bu rakam yalnızca bir haftayı ifade ediyor. Diğer bir birim ile ifade edecek olursak, yaklaşık yılda 1.500.000 (bir buçuk milyon) insan.

Onlar ne yazık ki, suya, bizimki gibi, bir musluk çevirimi uzaklıkta değiller.

Bu durum, elbette dünyanın belirli coğrafi alanlarında daha sık rastlanan bir problem. Ancak, kendi yurdumuza her ne kadar cennet vatan da desek, bu problemlerin yaşanmayacağı veya yaşanma riskinin olmadığı bir coğrafya olarak kabul edemeyiz.

Örneğin, kişi başına düşen kullanılabilir su potansiyeli 3.690 m3 olan ülkemiz, dünya ortalaması olan 7.600 m3'ün oldukça altındadır. Belki 1.000 m3 ortalamanın üzerinde olmasından dolayı su fakiri bir ülke olarak değerlendiremeyiz. Ancak, ülkemizin nüfusunun hala artmakta olduğu ve ikliminde giderek kuraklaşmakta olduğunu düşündüğümüz takdirde geleceğimiz konusunda endişelenmeye başlamamış gerekiyor.

Ülkemizin yenilenebilir su potansiyeli 234 milyar m3'dür. Bunun 41 milyar m3'ü yer altı suları, 193 milyar m3'ü ise yerüstü sularından meydana gelmektedir. Ancak bu verilerin sabit veriler olmadığını ve mevsimlerin niteliklerine göre değişim gösterebildiklerini bilmemiz gerekiyor.

Özellikle 2006 yılı sonlarında, normalde kış aylarına denk gelmesi gereken dönemin kurak geçmesi bir çok ilimizin su kaynaklarında bir daralma yaşadığını gazetelerden okuyoruz.

Oysaki, dünyamızın genel verileri açısından olaya baktığımızda, varlık içerisinde yokluk yaşadığımız gerçeği ile karşı karşıya kalıyoruz. Hepimizin bildiği üzere dünyamızın yaklaşık 2/3'lik kısmı sularla kaplıdır. Mevcut su varlığının %97'sinin tuzlu sudur. İnsanların ulaşabileceği tatlı su miktarı ise, toplam su kütlesinin %2, 5'una denk gelmektedir.

Konumuzun genel bilgilerini derledikten sonra; yaklaşan kuraklık riski ve mevcut su potansiyelimizi de göz önünene alarak, genel anlamda yapılması gerekenleri şu şekilde sıralayabiliriz;

1- Nüfus artışını mümkün olduğunca süşürmemiz gerekmektedir. Çünkü artan her nüfus, kişibaşına düşen su miktarının azalmasına vesile olmaktadır.

2- Zaten yetersiz olan gerek yerüstü gerek yer altı sularımızın, insan faaliyetleri sonucunda (yerleşim atıksuları, sanayi atıksuları, aşırı tarımsal sulama vs) daha fazla kirlenerek kullanımdışı kalmasının önüne geçilmelidir.

3- Su kullanımı konusunda teknolojilerin geliştirilerek, gerek faaliyetlerimiz esnasında tüketiğimiz su miktarını azaltacak, gerek kullandığımız suları arıtıp yeniden kullanılabilir kılan, gerekse de kullanımdışı kalan tuzlu suların gerekli standarları sağlayacak şekilde kullanıma alınmasını sağlayacak düzeye getirmemiz gerekmektedir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 453
Toplam yorum
: 1886
Toplam mesaj
: 174
Ort. okunma sayısı
: 1707
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster